Gecenin bir vakti. Normal insanlar Allah bilsin kaçıncı uykularındalar fakat biz -dün ve ondan önceki gün de olduğu gibi, o gün de- bir şeyler yemeye gideceğiz. O zamanlar Mersin dediğinin bir ucundan diğeri ne kadar sürecek; 3 araba dolusu aç insan kontağı çevirdikten 15 dakika sonra siparişlerimizi vermek üzere garsonu bekliyoruz. Garson bizlerin ne istediğini aslında ezbere biliyor ama usulden soruyor:

+ Ne yaptırayım ağabey?

5 şiş ciğer. 

+ Doymazsan “takviye” yaparız ağabey. Eren ağabeyime 5 şiş at. Sen ağabey?

Dürüm Adana, domatessiz olsun.

+ Soğan olsun mu ağabey?

Kız arkadaşına önce bir bakıp, sonra:

Koy ya, soğansız olmaz.

+ Tamamdır. Sen abla?

Ben et servis alayım, bir de ayran.

+ Ablama servis hazırla. Bir de ayran çek.

Müdavimler ne istediklerini bildikleri için yemeklerini nasıl istediklerini gözlerini kırpmadan söylüyorlar. Sıra şehir dışından gelen misafirlere gelince, bazısı olan bitene boş boş bakıyor, bazısı da uzun uzun düşünüyor. Bu sırada hiç söylememiş olmamıza rağmen masaya envaiçeşit salata, yeşillik, vb. geliyor. Yemeye başlıyoruz. Bu arada dışarıdan gelene usul, jargon öğretilirken et ve içecekler hariç hiçbir şeye para ödenmediğini anlatıyoruz. Sohbet muhabbetle yemekler yeniyor ve evlere dönüyoruz.

Bu günlerin üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçiyor, şimdi ben 2017’ye bakıyorum. Yeni yılın kapısından içeri girerken adı “hayat” olan bir garson herkese soruyor:

Ne yaptırayım abla/ağabey?

Daha önce bu kapıdan geçen, ne istediğini bilen planlı kişiler ve tecrübeli şirketlerin (tüzel kişilerin) bir kısmı derslerine çalıştıkları için gelmeden önce karar vermişler: “İç pazardaki payımızı %4 oranında büyüteceğiz. Senenin ikinci çeyreğinde Avrupa pazarına girmek için de (bir ayran çek) çalışmalarımızı yürüteceğiz. Sene sonunda şuraya (çay ikram edeyim?) varmak istiyoruz.

Veya birey bazında:

Bu sene şu şu şu konularda kendimi geliştirmek istiyorum. Bunun için her ay iki kitap bitireceğim ve bu eğitimleri alacağım.

2017 yılı benim yaşamımı düzene sokacağım bir yıl olacak. Bunun için sigarayı bırakacağım, düzenli besleneceğim ve spora başlayacağım.

Bu yılın içinde kendi işimi kurmak istiyorum. İlk 1-2 ay gündüz çalıştığım işe devam ederken, akşamları en az 4-5 saatimi buna ayıracağım. Sonra işi bırakıp tamamen kendi işime odaklanacağım. Bu işte böyle böyle fırsatların olduğunu görüyorum. Bu fırsatları şu şekilde kullanarak bir değer üretebilirim. Bu sayede en kısa zamanda bu kadar para kazanmayı öngörüyorum.

Bunların hepsi değil, sadece bir kısmı hedeflerine ulaşabilecek. Fakat büyük bölümü az veya çok, öyle veya böyle ilerleyecekler.

Bir de tabii derslerine çalışmamış olanlar var. Onlar ne istediklerini bilmez halde şaşkınca sağa sola bakıyorlar. “Bu ayı da atlatalım, sonraki ay düşünürüz” gibi bir düşünceleri var. Bunların bir kısmı bu ayı da, sonraki ayı da bir şekilde atlatacaklar. Bugün değilse yarın, yarın değilse başka bir gün ama hep düşe kalka ilerleyecekler. Her düşüşte daha azı yerinden kalkıp devam edebilecek. Yerde kalanlar, adım atacak maddi ve manevi kaynakları bulamayanlar maalesef yavaş yavaş tükenecekler. Tükendikleri zaman kendileri hariç her şeyde kabahat bulacaklar. Aile, çevre, ekonomi ve diğer şartlar sebebiyle istedikleri gibi olmadığını söyleyecekler. Fakat bu şartların aslında herkes için var olduğunu ve yine de bazılarının isteklerine ulaşabildiğini unutacaklar. Sonuçta herkesin ailesinde moral bozan insanlar var; bu durum sadece belirli bir soyadına özel bir şey değil. Herkesin çevresinde destek değil, köstek olan insanlar var. Sonuçta bu belirli bir zümreye ait bir şey değil. (Bu yazıyı okuduğunda boş konuşup ukalalık yapmaya hevesli olan birileriyle karşılaşırsanız diye bir parantez açalım. Onlara deyin ki; eğitim seviyesinin düşük olduğu aile ve çevrelerin, oryantalist bakış açısının desteklediği “mağdur psikolojisi”yle hareket etme ihtimalinin daha yüksek olduğunu biz de biliyoruz. Beyinde bilişsel davranışlardan sorumlu olan bölümü kullanmaya genetik olarak daha yatkın olan insanların neden-sonuç ilişkisine göre daha rahat hareket ettiğini ve çözüm odaklı olabileceğini biz de düşünüyoruz. Fakat hangi başarılı (istediklerine ulaşan) insanı incelersek ailesinin ve çevresinin eksiksiz olmadığını görüyoruz. Onların da herkes gibi normal insanlar olduklarını fakat bireysel olarak bakış açılarını değiştirdikçe hedeflerine ulaştıklarını görüyoruz. Bahaneyi bir bırakalım; demek ki oluyormuş.) Ve son olarak herkes için ekonomik şartlar kötü. Hatta sadece ülkemiz değil, bütün dünya bununla mücadele ediyor. Baktığımız pencereyi değiştirince bunlar yalın bir şekilde görülüyor.

Bir de tabii arada olanlar var. Yani yemek yemeye gittiğimizi biliyorlar. Oranın bir kebapçı olduğunu da biliyorlar. Öyleyse seçeneklerden haberdarlar fakat ne istediklerini hiç düşünmemişler. Kebap mı, ciğer mi yoksa kuşbaşı mı? Dürüm mü olsun, servis mi? Soğan yediğimiz için ağzımız kokarsa sorun olur mu? Ne kadar yersek bize dokunur? Yanında ayran içersek şişer miyiz? Sonunda çay mı içelim yoksa kahve mi alalım? Bunların bir kısmı akla gelmiş, kafada bazı fikirler var. Fakat sistematik bir biçimde oturup düşünülmediği, zaman ayrılmadığı, plan yapılmadığı için pek çok fırsat kaçıyor ve tehdit görülemez halde.

İş yapmanın kolay olmadığını, daralma beklendiğini, zeminin kaygan olduğunu biz de biliyoruz. Güzel konuşuyorsun ama bunun bir çaresi yok” diyen olabilir, o yüzden biraz da o taraftan konuşalım.

Peki ne yapabiliriz?

Başarının bir formülü var. 5000 dolarlık seminere gitmenize gerek kalmadan ben anlatayım. Bir şeyde başarılı olmak için:

1. Kim olduğunuzu bilmeniz gerekiyor. Yeteneklerinizi, becerilerinizi ve sınırlarınızı anlamanız gerekiyor. Bir şeyi istemek, bunu hayal etmek bir şey; onun için gerekli donanımlara sahip olmak başka bir şey. Benim çevremde aklımın almadığı kadar zeki, yetenekli ve becerikli insanlar var. Fakat adam her gün, günde 15 saat çalışmak istemiyor. Bu insanlar da iş kurmanın potansiyel getirilerinin farkında ama bu sorumluluğu almak istemiyorlar. Akşam kafaları daha rahat uyumak veya işten çıktıklarında hobilerine zaman ayırmak istiyorlar. Bu bence çok saygı duyulması gereken bir şey. Kendisini biliyor ve böyle bir hayatı istemiyor.

Bir de insan kendini bilince neyi kendisi yapar, neyi başkalarından isteyebilir bunun farkında olabiliyor. Siz de yeni bir Facebook, Uber, Snapchat yapmak istiyor olabilirsiniz ve bunun için kod yazmayı öğrenmeye başlamaya karar vermiş olabilirsiniz. Fakat bu bir girişimci bakış açısı değil, mükemmeliyetçilik bakış açısıdır. Mükemmeliyetçilik, kısaca, hiçbir hata yapmadan en iyiye ulaşma isteğidir. Fakat bu doğal bir bakış açısı olmaz. Yüzyıllık çınarlar bile hayatlarını devam ettirebilmek için güneşe, toprağa ve suya ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden bizim de kendimizi bilmemiz, neyde iyiysek onu yapmak için daha çok çabalamamız ve kalanını yapacak insanları -kendi güneş, toprak ve suyumuzu- bulup hep birlikte çalışmamız gerekiyor.

Kendini bilme konusu burada ve şurada etraflıca yazmıştım.

2. Ne istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Nasıl ki futbol ya da Tabu oynamadan önce oyunun kurallarını öğreniyorsak, talip olduğumuz şeyin kurallarını da öğrenmemiz lazım. Araştırmalar bize söylüyor ki “irade kası” zannettiğimiz kadar güçlü değil. Bunun için, örneğin, diyet yapmak veya sigarayı bırakmak istiyorsanız bu iradeyle olacak iş değil. Oyunun kurallarını öğrenip ona göre oynamak lazım. İş kurmak istiyorsanız ya da dış pazar payını büyütmek istiyorsanız ya da Egelere kaçıp kafe işletecekseniz; hepsinin kuralları var. Bunu çok iyi yapanlar da var, başlayıp mahvolanlar da var. Bir arkadaşım İstanbul’daki evini satıp İzmir’de kafe açtı, adı Münire. Her hafta Münire hakkında bir yerlerde haber çıkıyor. 1.5 senede inanılmaz yol aldı. Fakat kimsenin konuşmadığı şey şu; önceki 15 seneyi ailesiyle birlikte Beşiktaş’ın merkezinde Naz Kafe‘yi işleterek geçirdi. Kendisi oyunun kurallarını bir metropolde iyice öğrendikten sonra daha küçük bir pazarda uygulamaya geçti. İki işletme de şu an başarılı bir şekilde devam ediyor çünkü ne istediklerini net bir şekilde biliyorlar. Sizin de ne istediğinizi ya da daha hırslı konuşacaksak “hedef”inizi bilmeniz gerekiyor.

3. Bunu neden istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Bunun biyolojik bir sebebi var. Bu yüzden çok detayına girmeyeceğim. İnsan beyninin “sürüngen beyni” olarak dilimize çevirebileceğimiz bir bölümü 2.5 milyon yıldır evriliyor. Bu kısım duygu ve düşüncelerimizin üretildiği yer. Aynı zamanda bize sormadan kalbimizin çalışmasını sağlayan bölüm de burası. Yukarıda bahsettiğim bilişsel bölümse aşağı yukarı 70 bin yıldır var. Dolayısıyla vücut denen yapı birini çok uzun süredir kullanırken, diğeri çok daha yeni. Biz, belirli durumların ve şartların karşısında bir şeyler hissediyoruz. Bu hisler kimyasal olarak vücutta üretiliyor ve belirli düşünceleri doğuruyor. Bu düşüncelerden biri, söz gelimi, “iş kuracam milyoner olacam” olabilir. Biz de bir heves, işimizi kurup başlarız. Sonra şartlar ağırlaşınca bilişsel taraf kullanmak “aklımıza gelebilir”. “Ya bir dakika, biz bir şey yaptık ama…” dediğimiz o an, işte bu an. O anda iş yapma sebebiniz yeterince güçlü değilse, “mantığınız” devreye girip bırakmanız için size 1001 sebep sayacaktır.

“Neden”leri duygusal olarak içlerine işlememiş insanların, şartlar zorlaştıkça sonraki adımları atmayacağını size garanti ederim. Zira hangi örneğe baksam bu durum böyle. Konuyla ilgili Türkçe alt yazılı bir videoyu burada bulabilirsiniz.

4. Plan yapmanız gerekiyor.On dakikalık plan bir saatlik işten kurtarır.” sözünü çok seviyorum. Hedefi belirledikten sonra o hedeften geriye doğru gelerek bir plan yaptığımızda bütün süreç çok daha kolay oluyor. “Reverse engineering” denen bu tekniğin adını “tersine mühendislik” olarak çevirebiliriz. Plan yapma meselesini daha önce detaylı bir şekilde yazmış ve bu teknik de dahil olmak üzere pek çok yöntemden bahsetmiştim. Fakat plan yaptıktan sonra aşağıdaki maddeyi akılda bulundurmakta fayda var.

5. Başlamanız gerekiyor. Bunu söylemek bazıları için gereksiz gelebilir ama önemli: Lütfen bir an önce başlayın. İnsan ancak geriye dönüp bakınca fark ediyor ama rahmetli anneannemin dediği gibi: “Zaman senin oturduğun gibi oturmaz” Bir şeye bir türlü başlayamamanın sebepleri genellikle;

  • İstememektir: Hepimiz pek çok şeyi istediğimizi söyleriz fakat işin içine girince işin aslının böyle olmadığı anlaşılır. Örneğin, sorsanız, pek çok kişi Boğaz’da villa ister ama onu istemekle ona sahip olmak için gerekli olanları yapmak istemek arasında büyük bir fark vardır.
  • Yapabileceğine inanmamaktır: İnanmadığınız bir işe lütfen başlamayın zira sonu pek iyi bitmiyor. Bu durumda sadece şunu önerebilirim: Bir şeyi yapmayı neden istemediğinizi bulmak size kendiniz hakkında yepyeni şeyler öğretecektir.
  • Eleştiriden çekinmek: Bir şeyler yapsanız da yapmasınız da eleştiren birileri olacaktır. Bu, yaşamın bir parçası. Eleştiren kişi daha önce sizin yaptığınızı yapmış olan birisiyse dinlemenizi öneririm. Bu kişi eğer hariçten gazel okuyan birisiyse umursamamanızı öneririm.
  • Başarısızlık korkusu: Bu eser miktarda olursa gayet yararlı bir şey. “Ne de olsa hallederiz” rahatlığı hiçbir şey için iyi değil. Tarih, “ne de olsa kurtarırım” diye düşünüp golü yiyen kalecilerle doludur. Belirli bir yere kadar korku iyi bir şey. Fakat sanılanın aksine, korkunun karşılığı cesaret değil. Kimin söylediğini hatırlamıyorum fakat “cesaret, korktuğu halde gereğini yapmaktır” diye bir söz var. Nedeniniz yeterince güçlüyse, korksanız bile bir adım atabiliyorsunuz. Bu yüzden neden konusu yine çok önemli.

6. Devam etmeniz gerekiyor. Bu da dönüp dönüp hatırlanması gereken bir başka nokta. İster diyet, ister iş, ister hobi; neye niyet edersek edelim şartlar bazen çok zor olacak. Bazen o gün spora, diyete, kursa, vb. gidesiniz gelmeyecek. Bazen değil iş yapmak, yataktan çıkmak istemeyeceksiniz. Fakat devam etmeyerek o güne kadarki çabalarınızı tehlikeye atmış olacaksınız. Dün, veya önceki ay bunun için çabalayan en önemli kişiyi -yani kendinizi- ve diğer insanları yüzüstü bırakmış olacaksınız. Bence çok büyük bir vicdani yük. Sonraki zamanlarda bu yükü taşıyarak kambur olmak mı, yoksa bu zorluğun nasıl üstesinden geleceğinizi bulmaya odaklanmak mı? Ben ikincisini seçerim ama tabii, tercih sizin.

2017 sizi içeri buyur etti. Bu zamanlar sipariş alma zamanları. Hayat bu. Yakınlarımızın sağlık meseleleri ve doğal afetler gibi elde olmayan şeyler her zaman olabilir. Fakat bunun haricinde 2017’yi güzel yapmak sizin elinizde. Bir takvim yaprağı değişince her şeyin bir şekilde düzeleceğini ummak oldukça naif bir düşünce. Bu yazıyı her ne zaman okuyorsanız o an bu yılı ve sonraki 5 yılı nasıl geçirmek istediğinizi bir düşünün derim. Ana yemeğin yanında envaiçeşit salata ve yeşillik gelebilir. Bunlar ek fırsatlardır. Biberi ya da sonrasındaki çayı yeyip içmeye karar vermek ağzınızı yakıp o yemeği size zehir de edebilir, sindirime yardımcı da olabilir.

Seçim sizin.

Siz 2017’nizi nasıl alırsınız?

 

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1

2. “Mükemmel Liderler Bir Harekete Nasıl İlham Verirler”, Simon Sinek, Ted.com