Bugün 23 Nisan’la ilgili pek çok yazı yazılacaktır. Benim de bu konuda -ama başka- bir şeyler söyleyesim var.

Televizyonun, kar motosikletinin, kışın kulakları soğuktan koruyan kulaklıkların, trambolinin, Braille’in(görme engellilerin kullandığı okuma ve yazma sistemi), plastiğin dönüştürülüp biyoyakıtlar için kullanılabilmesine imkan veren işlemlerin, güneş enerjisiyle havayı temizleme cihazının, şoförün beyin aktivitesini gözlemleyip sarhoş olup olmadığını anlayan cihazın ve sarhoşsa onu ayıltmak için işitsel ve görsel alarm yayan cep telefonu uygulamasının, cep telefonlarını 30 saniyeden daha kısa bir sürede şarj eden cihazın ve arabaların zehirli gazlarını oksijene dönüştüren aparatın ortak özelliği nedir?

Hepsi çocuklar tarafından icat edildi.

Lütfen iki üstteki paragrafı bir daha okuyun. Bunların hepsi çocuklar tarafından icat edildi. “Ya aslında şöyle bir şey yapsak ne güzel olur” lafının da ötesine geçerek, bu fikirlerinin teknolojisini de kendileri geliştirdiler.

Nasıl? “Çok zekilermiş. Biz değiliz. Biz yapamayız.

Bunları bir geçelim.

İnsanoğlu, diğer canlıların yapamadığı üç önemli şeyi yapabilen bir beyne sahiptir:

  • Şimdiki zamandan geriye gidip, daha önce olmuş olayları beyninde yeniden yaşayabilmek. Biz buna “hatırlama” diyoruz.
  • Olmakta olan olayları neden sonuç ilişkisiyle değerlendirip, gelecek zamanda olması muhtemel olayları kurgulayabilmek. Biz bunun kısa vadeli olanına “tahmin” veya “planlama”, uzun vadeli olanına “ileri görüşlü olmak” diyoruz.
  • Hiçbir zaman olmamış, belki hiçbir zaman olmayacak belirli ve olması için hiçbir mantıksal neden olmayan olayları beyninde canlandırabilmek. Buna da hayal gücü adını veriyoruz.

İşte bu, hayal gücü meselesi çok sevdiğim bir konu. Zira biliyorsunuz toplum genelinde olgunlaşmanın kriterlerinden birisi “hayalperest” olmamak. Yani olması pek muhtemel görünmeyen olayları aklımızda canlandırmamak, bunları canlandırsak bile bunların olacağı yanılgısına düşmemek ve en önemlisi -ki benim tek katıldığım konu olan- bu hayallere dalıp gerçeklerden kopmamak.

Ne ki, çocukların hayal güçleri, düzelteyim, çocukken hepimizin hayal gücü çok kuvvetli, güçlü oluyor. Sonra acaba ne oluyorsa, doğuştan gelen bu yeteneğimizi kaybediyoruz?

Neden?

Çünkü sen büyürken konuşmanı değil, susmanı istiyorlar. Sorgulamanı değil, itaat etmeni bekliyorlar. Öğrenmeni değil, ezberlemeni yüreklenidiryorlar. Fikirleri belirtmeni değil, susmanı söylüyorlar. Taşı delen suyun gücü değil, sürekliliği. Sen bunları duya duya yavaş yavaş susuyor, bir süre sonra genellikle onlar gibi oluyorsun. Ne ki, aralardan daha dirayetli olanlar çıkıyor. Sen de bunlardan biriysen bilirsin; öğrenmeye, sorgulamaya, üretmeye devam ediyorsun. Var gücünle ayakta kalmak için elinden geleni yapmaya çalışıyorsun. Denedikçe deniyorsun, fakat istediğin gibi olmuyor. Hem öyle kolay pes de etmiyorsun; bir daha, bir daha ve bir daha deniyorsun. Fakat yine de olmuyor. Umudun, kanadın kırılıyor. Kendine olan inancını kaybediyorsun. İçindeki ateş sönüyor. İçin üşüyor. Korkuyorsun. Sonra hayat koşuşturmacası ve sorumluluklar derken bir zamanların o pırıl pırıl, o umut dolu, hayalperest çocuğu “büyüyor“. Ve o kıpır kıpır, hayat dolu insan solup gidiyor.

Fakat… Unuttuğun bir şey var.

Bundan çok uzun yıllar önce, henüz bu dünyada yeniyken; sürekli olarak düşer, kalkar ve sonra güle oynaya hayatına devam ederdin. Dur, senin için arayıp buldum tam rakamı: 1 saatte ortalama 17 kere düşer, yine de denemeye devam ederdin. Böyle böyle yürümeyi öğrendin. İstediğine hemen ulaşamamak o zamanlar sorun olmazdı. Fakat sonra, büyüdüğünde, en çok 5-10 kere deneyip de istediğine ulaşamayınca mı sorun olmaya başladı? Bu kadarcık denemeden sonra mı hayallerinden vazgeçtin? Bu kadarcık emekten sonra mı bir zamanlar olduğun çocuğu yüz üstü bıraktın?

Hayal kurmayı bırakınca, hayal kurma kasların tutmaz oldu. İşte burada ve özellikle de bugün; çocuklardan öğrenmek gerekiyor: Hayal kurmaya yeniden başla. Bir ay sonrası, bir sene sonrası, 10 yıl sonrası, 50 yıl sonrası için. “Ya o zamana kim öle kim kala?” İnsan yaşamını uzatmak veya hastalıkları yok etmek için çalışan kişilerden değilsen bu kısmı senin işin değil. Bu kısmı senin düşünmen gerekmiyor. Zamanı gelince bu kısmı doğa halledecek. O güne kadar senin hayatının nasıl olabileceği senin işin. “Bizden geçti artık.” Bu da bir bahane. Bunu da bir bırak. Günümüzde, 70 yaşından sonra yeni şeylere başlayan bir çok insan var. Canlan!

1 ay sonrası, 1 sene sonrası, 10 yıl sonrası, 50 yıl sonrası neye benziyor? Nasıl olsa seni mutlu ederdi? Nasıl olsun isterdin?

Hayal kur. Tarih boyunca dünyaya en çok katkı sağlamış olan beyinler bunun öneminden bahsediyorlar. Sen bunlar için çok olgun, büyük, koca adam/kadın olduğunu mu düşünüyorsan sahiden? Çok başarılı ve en önemlisi eğlenmeyi çok seven İtalyan iş adamı Gianluca Vacchi (sosyal medyada eşiyle dans ettiği videoları yayınlayan, fit fizikli, beyaz saçlı ve bol dövmeli kişi dersem hatırlayanlar olacaktır) diyor ki: “Hiçbir zaman gülmeyen insanların ciddi insanlar olmadıklarını düşünüyorum. Böyle bir insanın olması mümkün değil. Eğer böyle görünüyorsa rol yapıyordur.” Ben de hiçbir zaman hayal kurmayan insanların hayatı kendileri gibi yaşamadıklarını düşünüyorum. Çünkü rol yapıyorlar, kendi üzerilerine dikilen rolleri yaşıyorlar gibime geliyor.

Bugün 23 Nisan. Bugün hayal kurmaya başlasa insan, kim bilir bir sonraki nisanda nasıl bir hayatı olurdu?

Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Bilgi sınırlıyken, hayal gücü tüm dünyayı kapsar.” – Albert Einstein.

Kutlu olsun.