Geçtiğimiz hafta insanın bedenden veya zihinden oluşmadığından bahsetmiştik. Bunlar biz değildik, fakat bunlar bizimdi. O yazıda kısacık bahsettiğim bir konuyu bugün açalım istiyorum.

Benim “Amerika’yı Amerika yapan kitaplar” olarak adlandırdığım belirli kitaplar var. 1920’lerden bu yana yazılan bazı kitapların, o kültürün şekillenmesinde önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Gerek bu kitaplar, gerekse “başarılı” insanları incelediğinizde sürekli olarak tekrarlanan belirli kalıplara rastlıyorsunuz. Başarıyı tırnak içine aldım, zira bu oldukça öznel bir kavram: Kimine göre kariyer basamakları, kimi içinse sakin bir sahil kasabası… Sizin tanımınız hangisiyse, bu yazının konusu her durumda geçerli olacaktır. Çünkü bugünkü konumuz çevre.

Yabancıların “your network is your net worth” dedikleri, dilimizde ise “gerçek değerin çevrendir” anlamına gelen sözü biz aslında “dayın olacak” şeklinde ifade ediyoruz. İstediklerimizi gerçekleştirememe sebebi ve/veya başkalarının bizden “daha iyi” durumda olmasını bir dayıya bağlamayı seviyoruz. Ne ki, insanların bu “dayıları” edinebilmek için neler yapmış olabileceklerini genellikle göz ardı ediyoruz. Böyle söyleyince işini geliştirmek için bir partinin gençlik kollarına girmiş veya üyesi olmuş insanları ya da birinin ünlü olmak için yönetmenin yatak odasına uğradığını düşünen insanlardansanız size kötü bir haberim var: O iş illa ki öyle değil. Hayatının üçte birinin reklam ve pazarlama üzerine kafa yormuş birisi olarak ilk ağızdan söylüyorum: Bilinirlik yaratmak oldukça kolay bir iştir. Asıl mesele o seviyede kalabilecek işler yapmaktan geçer. Bunun için de “dayılar”dan fazlası gerekir.

Başarılı insanları incelediğinizde şu cümleleri çok sık kullandıklarını duyarsınız “5 kişi kuralı“, “insan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalaması kadardır.

Çok fazla söylenen 5 kişiyle vakit geçirdiğinizde siz de öyle olursunuz. Sürekli çözüm üreten 5 kişiyle vakit geçirdiğinizde siz de çözüm insanı olursunuz. Başarı 5 iş insanıyla; hayatını ibadete adamış 5 insanla; serserilik yapan 5 insanla çok vakit geçirin, onların düşünceleri ve hayata karşı tutumları sizin gerçekleriniz oluverir. Çünkü insan denen canlı, ancak bakış açısına uygun olacak şekilde davranabilen bir canlı türüdür. O dönemdeki bakış açınız neyse, hareketleriniz de buna uygun seyreder. Şöyle ki; bugün satış yapmayı hiç bilmeyen bir insanı 5 tane çok iyi satıcının yanına verin, 1 yıl sonra ortalama üstü bir satışçınız olacaktır. O da çevresindeki insanları gözlemlemeye başlayacak, çözüm üretmeye gayret edecek ve kendisinden çok vermeden karşısındaki insanı mutlu etmenin yollarını bulmaya odaklanacaktır. Yeni edindiği bu özellikler bir süre sonra davranışlarını oluşturur. Aynı ortamda daha çok kalırsa davranışlar alışkanlıklara dönüşecektir. Çünkü tekrar alışkanlığa sebep olur. Alışkanlıklar huylara, huylar karaktere, karakter yaşam biçimine döner.

İşte bütün bunların temel sebeplerini geçen hafta yazdığım yazıda anlatmıştım: Düşünce dediğimiz şey, 5 duyu organıyla sürekli olarak kaydedilen bilgilerin ve odaklanarak, bilinçli bir şekilde öğrendiğin verinin geri dönüştürülmüş halidir. Bir şekilde toparladığımız bilgilerin kaynağını değiştirirsek, düşüncelerimiz de değişmeye başlar.

Bu yüzden özlem duyduğunuz hayat nasıl bir hayatsa, halihazırda o hayatı yaşayan insanların arasından çevre edinmenizi öneririm. Ya onların bakış açılarını kapar ve böylece o hayata çok daha hızlı bir şekilde kavuşursunuz, ya da o hayatın size göre olmadığını çok geç olmadan öğrenirsiniz.

Örneği popüler bir konudan verelim: Girişimcilik. Pek çok insan kendi işini kurmak, “patron olmak”, “kimseye hesap vermemek” ve çok para kazanmak için girişimci olmak istiyor. Hayatınızda böyle şeyleri üst düzeyde yapmadıysanız ve/veya derinlemesine araştırmadıysanız bir önceki cümledeki 3 mantık hatası gözünüzden kaçmış olabilir. Girişimci olduğunuzda kendinizi “patron” değil, bilakis çoğu zaman diğer çalışanlar işini en iyi şekilde yapsın diye sorumluluk sahibi bir hizmetli olarak görmeniz gerekecektir. Kimseye hesap vermemek gibi bir şey yoktur. Aksine, herkese bir şekilde hesap verebiliyor olmanız gerekir. Başarı mı var? Ekibin işidir. Başarısızlık mı var? Sizin sorumluluğunuzdur. Ve son olarak; “çok para kazanan” iş sahibi sayısı çok çok azdır. İnsanlar genelde “döndürmeye” çalışırken başları döner, sendelerler ve bazen düşerler.

Bütün bunları yaparken başarısız ve mutsuz olmuş 5 kişiyle zaman geçirirseniz, kendisinden başka herkesi kabahatli gören ve çok söylenen biri olup çıkabilirsiniz. Mağdur/kurban psikolojisi içine girmeniz olasıdır.

Bütün bunları yaparken başarılı ve mutlu olmuş 5 kişiyle zaman geçirin; kendi değerini bildiği için krediyi başkasına vermekten çekinmemek, gözlem yeteneği ve problemleri elindeki imkanlarla çözebilme becerisi gibi pozitif yeteneklere sahip olabilirsiniz.

Bu yüzden, demem o ki, en çok vakit geçirdiğimiz insanları iyi seçmeli. Zaman sınırlı. Kimseyi “düzeltmeye” enerji harcamamak lazım. Zira kimse “eğri” değil, düzeltesin. Onun yolu öyle; o öyle bilgiler toplamış bu yüzden öyle düşünüyor, biliyor; bu yüzden öyle yapıyor. Sonucu da o şekilde.

Asıl soru şu: Sizin istediğiniz sonuç nedir? O sonuçlara ulaşmış olan veya o yolda yürüyen insanlar kimlerdir? Bu insanlar nerede bulunurlar?

Bu cevaplar bende değil, sizde.

Internet’teki basit aramalarla bu sonuçlara ulaşabilirsiniz. Aramıyorsanız zaten ciddi değilsinizdir.

O zaman zaten düşünecek bir şey de yok 🙂