Eskiden beri dehşetle fark ettiğim bir istatistik var: Bulunduğu koşullardan memnun olan; hayatındaki herhangi bir şey için söylenmeyen, hayıflanmayan insan sayısı binde 2 gibi bir rakamlara tekabül ediyor. Takdir edersiniz ki bu rakam, Harvard Üniversitesi Davranış Bilimleri İstatistiği ana bilim dalı kürsüsü kurucusu Punjar Bitqoin ve ekibi tarafından bulunmuş bir rakam değil. Zaten bu isimde bir insan da, böyle bir bölüm de yok. Lafın gelişi söylüyorum, hatta iyimser yaklaşıyorum ama olsun, memnun olma ve söylenmeme oranı olarak binde 2’yle devam edelim.

Kimi işinden, kimi eşinden, kimi şehrinden, ülkesinden, hayatından, kilosundan, trafikten, havadan, siyasetten, ekonomiden, izlediği maçlardan, spor yapamamaktan, kitap okuyamamaktan, zamansızlıktan, kendine zaman ayıramamaktan, izlediği bir film ya da diziden, başkalarının giyim/yaşam/inançlarından memnuniyetsiz. Ve bu memnuniyetsizliğini dile getirmekte bir sakınca görmüyor.

Bunlardan birisi bendim. Söylendiğim tek bir konu vardı: Düşüncesizlik. Fakat bu konuda bile giderek daha sessiz oluyorum, nedenlerini peyderpey anlatayım.

Şimdi, burada aslında iki konu var. İlki memnun olmamak, diğeri bunu dile getirmek. Dile getirme kısmı hakkında bugün çok az şey söyleyeceğim için hemen konuşup bitirebiliriz:

Hava herkes için sıcak. Herkes o trafiği çekiyor. Pek çok insan o siyasi ve ekonomik durumlardan mustarip. Pek çok insan o takıma gönül vermiş, hatta bir kısmı senden de beter; o takım onun hayatı. Pek çok insan çalışma koşullarından, gelir eşitsizliğinden, ilişkisinden memnun değil. Yani sen özel değilsin; kalan pek çoğumuz da bunlardan etkileniyoruz. Fakat dikkat ettin mi bilmiyorum: herkes senin kadar çok söylenmiyor. Bunun sebebi bu durumların farkında olmamaları değil, sadece söylenmenin ve eleştirmenin bir işe yaramadığını bilmeleri. Bu yüzden senin kadar çok negatif yorumda bulunup çevresine negatif enerji yaymıyor, insanların modunu düşürmüyor, tadını kaçırmıyorlar.

Demem o ki; karnın ağrıyor diye karın ağrısı olmak zorunda değilsin.

(Buraya da küçük bir not: Derler ki; çevrenizde çok fazla söylenen, negatif insan yoksa dikkat edin, çünkü o insan siz olabilirsiniz.)

Şikayetlenme konusunda bugünlük diyeceklerim bu kadar. Gelelim memnuniyetsizliğe…

Sence sen ağaç mısın, insan mı?” diye bir soru sorsam akıl sağlığımdan şüphe edersiniz değil mi? Etmeyin. Pek çok insan ağaç olduğunu zannederek yaşar. Bu yanılsamayı göstermek adına gelin ağaçlara bakalım:

Ağaçlar, biliyorsunuz, zehir çekip temiz hava veren; kendi aralarında toprağın altında bir sistem kurup kimde hangi besin eksikse ona gönderebilen; doğa sevgisi gereği kendilerine sürtünüp sarılan bir takım garip insanlara tahammül eden; biz bedenlerine bir takım şeyler kazıyalım ve arada bir kesip alışveriş merkezi, toplu konut, plaza yapalım diye yaratılmış varlıklar. Tabii bir de köklerini toprağın derinliklerine uzatmaları gerekiyor ki yaşayabilsinler.

Mizah ve gerçekler bir yana, ağaçların bizlerle çok ilgileri yok gibi. Hele bir de insan vücudunun uzun süre oturmaya, yatmaya ve olduğu yerde dikilmeye müsait olmadığını; evrimsel gelişimini hareket etmek üzerine gerçekleştirdiğini düşünürsek ağaçlarla hiç alakamız olmadığını görebiliriz.

Peki, o halde soruyorum: Neden ağaç gibi yaşıyorsun?

Olduğun yer güneş gibi içini ısıtmıyor mu? Değiştir. İş yerinde sürekli soğuk rüzgarlar mı esiyor? Yeni iş bul. Yaptığın şeyden hoşlanmıyor musun? Başka bir şey yap. Hava, insanlar, trafik seni rahatsız ediyor ve artık şehir üstüne üstüne mi geliyor? Taşın. Takımın sürekli yeniliyor ve futbol artık eskisi kadar zevk vermiyor mu? Yeni şeylerle ilgilen. Kilolu musun? Daha iyi uyu, daha iyi beslen, daha çok hareket et. İlişkinden memnun mu değilsin? Dinlemeyi öğren, ilişkiler konusunu bilgi sahibi ol, aile terapisine katıl. Kitap okuyamıyor musun? Okuma egzersizleri yap, kısa zamanda daha rahat okursun. Zamanın mı yok veya kendine zaman ayıramıyor musun? Başkalarının programlarına uymaktan vazgeç ve/veya daha iyi plan yap. Sigarayı bırakamıyor musun? Nasıl bırakılacağını, irade kasının buna uygun olmadığını, sigarayı bırakmanın yöntemlerini öğren. İzlediğin dizi seni geriyor mu? İzleme. Başkalarının giyim/yaşam/inançları seni geriyor mu? Neden insanları bu kadar yargıladığının -yani daha iyisini bildiğini düşündüğünün- sebeblerini bul.

İşte ben özellikle bu sonuncusuydum. Bu durumu çözmek için birkaç aşamalı bir süreçten geçmem gerekti:

  • İlk olarak insanları yargıladığımı fark ettim. Yani durumun farkına vardım.
  • Daha sonra insanları neden yargıladığımı bulmaya gayret ettim. Yani durumun sebeplerinin farkına vardım.
  • Bir dönem bu sebeplerin bir kısmının benim elimde olmadığına odaklandım. Öyle ya, bu benim suçum değildi. Yani sorumluluğu üzerime almak yerine kolaya kaçıp bahaneyi başkalarına yükledim. Yargılayıcı davranma sebeplerinin bir kısmı başkalarından kaynaklanıyor olabilirdi fakat bu benim hayatım olduğu için benim sorumluluğumdu.
  • Sonra yargılamanın aslında daha iyisini bilmek anlamına geldiğini fark ettim. Gerçek sebepler ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu aslında kibirdi. Kibir neden olur, nasıl geçer diye düşünmeye başladım.
  • En sonunda da kimsenin hayatını, bakış açısını ve dolayısıyla gerçeklerini onun kadar iyi bilemeyeceğimi fark ettim. Üstelik, bir şey hoşuma gitmiyorsa ona katlanmak zorunda olmadığımı, kimsenin başıma bir silah koyup benim bir şeye zorlamadığını fark ettim.

İşte tam olarak bu yüzden şimdi bu konuda memnuniyetsizliğimi ve söylenmeyi azaltmış durumdayım. Henüz tam olarak geçtiğini söyleyemem fakat eskisinden daha başka bir yerde olduğum için memnunum.

Şimdi, beni gerçekten tanımıyorsan söylediklerimi kibirle söylediğimi ya da yargıladığımı düşünebilirsin. Fakat aslında olan şu;

Hayatını yaşama şeklinden sen memnunsan bence hiçbir sorun yok. İster ağaç gibi kal, ister kuş gibi göç; sen memnunsan ben de memnunum. Çünkü belki de gerçekten hayat standartlarından memnunsundur veya şöyle bir düşündüğünde aslında o kadar da kötü olmadığını fark etmişsindir.

Fakat hem memnun değilsen, hem de bir şeyler yapmıyorsan orada bir problem var. Belki hiç durup düşünmediğin için bunlar aklına gelmedi ya da belki fiziksel, ruhsal, duygusal ya da zihinsel olarak yeni bir yere gidecek cesaretin yok. Belki de herhangi başka bir sebepten konfor alanından çıkmak istemiyorsun. Fakat diyorum ya: Sen ağaç değilsin, öyle davranmana gerek yok. Değiştirmek senin elinde, bunu yapacak her şeye sahipsin. İnsan vücudunu ve beynini incelediğinde; gerçekten istediğin şeyi yapmamanın imkansız olduğunu görüyorsun. Çünkü bütün hormonların, sistemlerin bu şekilde çalışıyor. İsteğimizi elde etmek için devam etmemizi sağlayan endorfin; hedefe yaklaştıkça salgılanan dopamin; gerçekten eğlendiğin bir şeyi yaparken midenin son 17 saattir boş olduğunu sana iletmeyen bir beyin; bu dünyada başka hiçbir canlı türünde olmayan: Gelecekte bir zamanı hayal etme yetisine sahip bir zihin ve özgür iradeyle seçme şansına sahip olan bir bilincin var.

Bu arada bu son paragrafı yazarken bir yerlerden “her şey mümkün” diye bir mesaj gelmesi de iyi oldu 🙂 Evet, her şey mümkün.

Canı rahmet istemişse demek, dün bir şeyler yaparken Jim Rohn’un birden fazla kere karşıma çıkınca bu yazıyı yazmaya karar verdim. Ağaç benzetmesi bana değil, ona ait. Kendisi demiş ki;

Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, değiştir. Ağaç değilsin.

Sen hayatından memnunsan bence bir sorun yok.
Fakat memnun değilsen değiştir.
Ağaç değilsin. Her şey mümkün.