Bu ilk yazı olduğu için sonraki raporların üç katı kadar uzun olmasını bekliyorum. Blog kurmakla ilgilenen çok fazla insan için yararlı olduğunu düşündüğüm konuları açıklayacağım.

Bir konuda ne zaman istatistik tutsam, o konuda bir ilerleme sağlıyorum. Örneğin:

  • Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin reklam konusunda nerede olduklarını düzenli olarak kaydettiğim dönemde daha başarılıydım,
  • Basketbol oynadığım dönemde sahanın belirli yerlerinden ne kadar isabetli (daha çok isabetsiz) şut attığıma dikkat ettiğim için şut yüzdem artmıştı,
  • Bir sigarayı kaç dakikada (4- 6 dakika arasında bir rakamdı), günde kaç tane (60 ortalama) ve kaç dakikada bir sigara içtiğimi (en az 8, en çok 13) takip etmek bırakmama yardımcı oldu,
  • Fotoğrafları hangi ışık değerlerinde çektiğimi (o zaman dijital kamera yoktu!) not ettiğim dönemlerde daha iyi sonuç alıyordum,
  • Hatta oynadığım online bilgisayar oyunlarında bile gerekli gereksiz her türlü istatistiği saatlerce çalıştığım dönemlerde daha başarılı olmuştum ve oyunla ilgisi olmayan iş teklifleri gelmişti.

Sorun şu ki; eskiden bunları sadece arada sırada yapardım. Bu yüzden de bir başarı sürekliliğim olmazdı.

Bu bir yerde dursun, bir de geleneksel iş yaşamındaki “ölçmediğinizi yönetemezsiniz” diye bir anlayış var. Internet tabanlı işler de bu konuda farklı değil. Sitenize kaç kişi, saat kaçta, hangi ülke/şehirden girmiş, ne kadar kalmış, reklam varsa ne kadar tıklamış, bunları nereye konuşlandırmanız gerekir ki daha çok kazanç elde edersiniz bunları ölçmeniz gerekiyor. Ya da Google AdSense, Facebook ve Instagram’da verdiğimiz reklamları kaç kişi görüp sayfayı beğenmiş veya etkileşime geçmiş bunları bilmeden ilerlemeye çalışmak karanlıkta el yordamıyla yön bulmaya çalışmakla aynı şey.

Bu iki sebeple, ben de işlerimin temeli olarak konumlandırdığım bu blogla ilgili istatistikleri düzenli olarak tutmaya karar verdim. Blog yazmak, e-girişim ve Internet’ten para kazanmak gibi konuların ülke çapındaki ilgisini bildiğim için, birinin işine yaraması ihtimaliyle bu raporları burada paylaşacağım. Ve fakat şimdiden söylemekte fayda var: Bu siteye hiçbir zaman Google AdSense reklamları almayacağım. Buraya gelen insanların sakince okumalarını ve yararlandıklarını uygulamalarını önemsiyorum. Bu yüzden Google AdSense verileri konusunda şimdilik yardımcı olamayacağım.

Aşağıda bir takım rakamlar göreceksiniz. Eldeki verinin anlamlı olması açısından neyin, neden ve ne şekilde olduğunu yazdım. Rakamlar kimisine düşük, kimisine yüksek gelebilir. Zira başladığı ilk ay 2 ziyaretçisi olduğunu söyleyen de, 5000 ziyaretçiden bahseden de var.

Mart Öncesi

Konuyu ikiye ayırmakta fayda var çünkü site geçtiğimiz seneden beri açık. Fakat sitede defalarca değiştirdiğim hakkımda yazısından başka doğru düzgün bir içerik yoktu. Buna rağmen şubat ayına kadar yurt içinden ve yurt dışından her ay toplam 350 civarı kullanıcı siteye uğruyordu. Bu kişiler; o dönem kullandığım ücretsiz programların yönlendirdiği kuru kalabalık trafik, Twitter’da aktif olmamama rağmen profilimde bulunan web adresime tıklayıp gelen ziyaretçiler ve beni bilip de gelen güzel insanlardı. Şubat ayında sitedeki o ne idüğü belirsiz programları ve Twitter’da profilimdeki web adresimi kaldırdım. Bu ay siteye 18 ziyaretçi geldi. 

Mart Sonrası

Mart ayında işleri ciddiye aldım. Önce iyi bir şablon kurdum ve sonra yazılarımı yazıp yayınlamaya başladım. Tabii bu sayede trafik artmaya başladı. Aşağıdaki görselde sitenin mart ayı trafiğini görüyoruz. Böylesi bir şeyi ilk defa görüyorsanız size karışık gelecektir. Bu bir Google Analytics kullanıcı ekranı. Görselde görünen sol menüden pek çok veriye erişebiliyoruz fakat bugünkü yazıda sadece bu genel bakış ekranındaki bilgilerden yararlanacağız. 

Önce ortada görünen rakamlara bakalım, sonra grafiğe geçelim.

  • İlk ayda 1175 kişi 1457 kere siteye girmiş?!
  • Sağdaki mavi-yeşil grafiğin söylediğine göre gelen kişilerin sadece %20’si bir daha gelmişler. Kalan %80 bir daha gelmemiş.
  • Kişi başına ortalama 2 dakika 31 saniye kalmışlar.
  • Hemen çıkma oranı %81,74. Bunun ne olduğuna birazdan bakacağız.

Konunun yabancıları için belirtelim: Bizler; site sahipleri veya reklam yayınlayan markalar; sitemize gelen veya reklamımıza tıklayan insanların kimlik bilgilerini bilemeyiz. Bu tür bilgiler gizlidir, bizimle paylaşılmaz. Hatta yanılmıyorsam Google’da bile bu bilgiler sadece belirli yazılımların kullanımına açık. Hiçbir insan göremiyor. Ancak istatistik olarak neyin ne olduğunu görebiliyoruz. Bu yüzden ben de gelen 1175 kişinin kim olduğunu bilemiyorum ama kim geldiyse hoş gelmiş, teşekkür ederim.

Şimdi bu rakamların neden böyle buna bakalım:

  • 13 Mart: İlk yazıyı yayınladım.
  • 16 Mart: İkinci yazıyı yayınladım. Bu yazı, bugüne kadar en çok okunan ve paylaşılan yazım oldu.
  • 17 Mart: Blog’un Facebook sayfasını açıp arkadaş listemden 30-40 kişiyi davet ettim. Zaten grafikten de belli olduğu gibi ilk kıpırdamalar başladı ve siteye 33 kişi girdi.
  • 21 Mart: İlk ciddi yükseliş. Siteye 200 kişi geldi. Yaptığım tek şey 16 Mart’ta blog’ta yayınladığım yazıyı 20 Mart Pazar günü Facebook’ta paylaşmak oldu.
  • 22 Mart: Geçtiğimiz sene eğitim verdiğim Remax Deha Ataşehir, bu yazımı beğenip Facebook sayfasında paylaştı. Kendilerine teşekkür ederim.
  • 24 Mart: Bu iki günde toplamda 200 kişi daha geldi. Sonra ne oldu da 24 Mart’ta bir anda 423 kişi geldi, bunu tam olarak söylemek zor ama diğer istatistiklerden de gördüğüm kadarıyla 16 Mart’ta yazdığım yazıyı insanlar beğenip paylaşmaya devam etti.
  • Sonraki günlerdeki yazılar insanların ilgisini bu kadar çok çekmedi. Bunu grafikteki düşüşten görebiliyoruz.

Siteye gelen insanlar ya çok çok hızlı okuyorlar -ki bu fazla iyimser bir yaklaşım olurdu- ya da hızlıca tarayıp siteden çıkıyorlar ki ortalama oturum süresi 2 dakika 31 saniye olmuş. Hemen çıkma oranım %81,74’le çok çok yüksek. Hemen çıkma oranı; siteye geldiği sayfadan başka hiçbir sayfayla ilgilenmeden siteden hemen çıkan insanların sayısıyla, siteye giren bütün insanların sayısının oranı anlamına geliyor. O halde Mart ayında siteye gelen insanların %81’i sadece geldiği sayfayla ilgilenmiş ve sonra siteden çıkmış. Bu da çok normal zira ilk günlerde gelen insanlar sitede ne yapacağını bilemiyorlardı çünkü sitede hem sosyal medyada paylaşma butonları, hem de üstteki menüden başka tıklanabilecek hiçbir şey yoktu. Üstelik şu an hala yazılara yorum yapmak mümkün değil. (Bunun nedenini yazacağım.) Yazılar koyu siyah, puntoları bir tık daha küçük ve satır araları sıkışıktı. Dolayısıyla okunabilirlik iyi değildi.

Bütün bu sebeplerden dolayı site iyi görünmüyordu.

Yurt dışındaki bazı siteler, benim sitemin şu anki halinden bile sade olmalarına rağmen bir süre sonra aylık yüz binlerce düzenli okuyucuya ulaşmışlar. Bir gün o kadar çok insana yarar sağlama şansım olabilir mi bilemiyorum ama ben o çok sade, hatta gözümüz tonla reklama alıştıktan sonra insana biraz da “boş”muş gibi gelen tasarımımı değiştirme gereğini gördüm. Bunun sebebi de görselde mavi-yeşil grafik olarak görünen %80’lik yeni oturumlar yüzdesiydi. Her 5 kişiden sadece 1’i siteye geri dönüyor, kalan 4’ünü kaybediyordum. Böylesi bir durumda bakılması gereken en önemli 4 şey; site hızı, sitede gezinmenin zor olup olmadığı, sitenin okunabilirliği ve yazıların kalitesidir. İlk üçü nispi olarak kolay olduğu için kısa süre içinde iyileştirdim.

Yazı kalitesi konusu ancak uzun vadede iyileştirilebilen bir konu. Yazma alışkanlığınız yoksa yazma süreniz hem çok uzun oluyor hem de anlatım tarzı ve akıcılık konusunda sıkıntı çekebiliyorsunuz. Neyse ki bu yazdıkça düzeliyor. Benim de mart ayındaki amacım bu konuda gelişme göstermekti.

Blog yazmaya başladığımı çevremden pek kimseye söylemedim dolayısıyla bu ay Facebook sayfasında 115 takipçi oldu. Twitter ve LinkedIn konusunda hiçbir şey yapmadım.

Son  olarak sosyal medya butonları konusuna da kısaca gireyim. İlk önce sitede hiçbir program kullanmıyordum, daha sonra ücretsiz bir yazılım bulup “paylaş” butonlarını siteye ekledim. Nisan ayının ortasına kadar ücretsiz yazılımla devam ettiysem de ihtiyacım olan bazı özellikler için ücretli bir yazılım almam gerekiyordu. Ben de daha fazla ilerlemeden istediğim yazılımı alıp şu an aşağıda görmüş olduğunuz ve başka insanların da bu yazıdan yararlanması için birazdan kullanacağınızı ümit ettiğim sosyal medya butonlarına kavuşmuş oldum.

Mart ayında site biraz şantiyeyi andırmasına rağmen zaman ayırıp gelenlere tekrar teşekkür ederim. Fırsat buldukça yazmaya devam edeceğim. Bu arada bir yandan başka işlerime konsantre oluyorum, diğer yandan da WordPress konusundaki eksiklerimi gidermeye çalışıyorum.

1200 kelimelik bir yazıda bununla birlikte 6 kere istatistik dediğimi de saydığım için bir süreliğine bu lafı kullanmayı düşünmüyorum.

Mart ayı raporu işte bu şekilde. İnsan “şu kadarcık veri için bu kadar yazmaya değer mi?” diyebilir fakat hem çerçeveyi baştan doğru çizmek, hem de bir sonraki ayın raporunda söyleyeceğim bir konu sebebiyle bu kadar yazdım. “Bir sonraki ay şunları bunları yapacağım” demiyorum çünkü mart raporunu nisanın sonunda yazıyorum. Nisan raporunu önümüzdeki günlerde yazacağım ama maalesef bu rapor çok da şenlikli değil.

Bütün bu blog kurma süreci hakkında sorularınız varsa bana iletişim kısmından ulaşabilirsiniz. Bu konuda her şeyi bilmiyorum ama bildiklerimi kesinlikle cevaplarım. Bir sonraki raporda tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın!