Şöyle Boğaz’a nazır, teraslı bir evin olacak… İnsan burada yaşlanmaz be!

Bilemedim. O evi satın almak veya evin kirasını ödemek için ne kadar çok çalışman gerekiyor? Ne kadar süre boyunca, ne kadar yüksek performans göstermelisin? Bu çok yoğun tempo insanı ne kadar yıpratır? İnsan oradayken yaşlanır mı bilmiyorum ama orada olabilmek için yaşlanıyor gibi görünüyor.

Şöyle bahçeli bir evin olacak… Meyveni, sebzeni kendi bahçende yetiştireceksin. Ne güzel olur!

Emin olamadım. Toprakla ilgilenecek yüreğin, gücün, şevkin, isteğin ve zamanın var mı? Bunu gerçekten yapmak istiyor musun yoksa düşüncesi mi güzel geliyor? Envaiçeşit böcekle uğraşabilecek misin? Arada evden akrep çıkarsa -ki çıkabiliyor- bu konuda ne yapmayı düşünüyorsun?

Vay arkadaş! Ne güzel, istediği her şeye sahip! Hiçbir şey için çabalaması gerekmiyor.

Bilmem, güzel mi? Ne olmuş da bu durumda? Zamanında çok mu çalışmış? Yoksa kendisine miras mı kalmış?? Çaba sarf etmeden elde etmek insanı gün be gün çürütür. Kim olduğuna, karakterinin ne kadar güçlü olduğuna bakmaz, yavaş yavaş yok eder insanı. İstediğin şeyin bu olduğuna emin misin?

Örnekleri arttırabiliriz. Fakat ana fikir belli… Ben de bugünlerde bu ana fikri çokça düşünüyorum. İnsanın aklındaki “güzel yaşam” veya arzu edilen şeyin resmi her ne ise, o şey genelde ilk intibası gibi olmuyor. Zira “her güzelin bir kusuru var”, “boyumca buldum, huyumca bulamadım” veya annemin sıkça ifade ettiği gibi; “baktığın yöne göre değişiyor“.

Bu yüzden, sanki, bakarken birden fazla yerden bakmakta fayda var -ki insan öyle hemen karar vermesin, bir konuyu birden fazla yönüyle değerlendirebilsin.

Peki bunu nasıl yapabilirim?

Çok gezebilirim. Gezmek demek farklı bakış açılarını görmek demek, o halde bu işe yarayabilir.

Çok okuyabilirim. Köşe yazısı olur fakat kitap daha iyi olur; bana uymayan görüşleri veya yabancısı olduğum konuları derinlemesine okuyabilirim.

Çok dinleyebilirim. “Konuşursan bildiğini tekrar edersin, dinlersen öğrenirsin” demiş. İçimden konuşmak, kendimi ifade etmek arzusu geldikçe susar, dinlerim.

Bunlar olmadı mı?

Bir konuda karar vermeden önce “T-Cetveli Yöntemi”ni kullanabilirim. Sayfaya büyükçe bir “T” çizerim. T’nin çatısının en soluna “+”, en sağına “-” yazarım. Konunun artılarını sola, eksilerini sağa listelerim.

Yine mi olmadı?

O halde, benim bireysel bakış açımın tek, gerçek, mutlak bir bakış açısı olmayabileceğini sakince kabul edebilirim. Söylemesi kolay. “Benim partim, benim siyasi görüşüm, benim tuttuğum takım, benim inancım, benim istediğim tarzda giyinmek, benim doğru bulduğum şekilde konuşmak, benim değer yargılarım, benim bakış açım doğru” diye düşünmüyor muyuz genelde? Belki böyle söylemiyoruz ama hareketlerimiz bu doğrultuda değil mi? Çoğumuzun böyle. Peki, eğer çoğumuzun böyleyse, belki de doğrusu da budur?

Maalesef değil.

Neden benimkisi tek doğru değil?

Çünkü ben bütün olmuş olanı, olacak olanı ve bütün her şeyin nedenini, nedenlerin nedeninin ve daha gerideki nedenleri bilmiyorum. Bulunduğum an, hepsinin görmeme izin vermiyor. Bütün bu verilere hakim değilsem, mutlak doğru bir bakış açısına sahip olmam mümkün görünmüyor. Aynı mantıkla; bir şeyin oluşma sürecini ya da bir insanın neyi neden yaptığını bilmiyorsam; onun bakış açısının doğru olup olmayacağını bilemem.

Tıpkı karanlıkta giden bir araba gibiyim. Farlarım yanık; önümü aydınlatıyorum. Fakat farlarım, açıları gereği sadece belirli yerleri aydınlatıyor. İşte böyle: araba<) Kalanı bakış açımda değil, net göremiyorum.

Arkamda, önümde, yanımda ve karşımda hareket halinde olan başka arabalar da var. Onlar da kendi önlerini aydınlatıyorlar fakat hiçbirimizin farları birebir aynı yeri göstermiyor.

Şimdi, bu kişiler yanlış yöne gidiyorlar diye düşünebilirim. Veya sadece kendi yönlerine doğru seğirttiklerini kabul edebilirim. Bu iyi ve kötü bir şey değil. Sadece bir “şey”. Başına “iyi” veya “kötü” gibi sıfatlar koyduğum an kendi bakış açıma göre değerlendiriyorum demektir. Fakat benim bakış açım tek doğru değildi. O halde sıfat koymadan izlemeye çalışabilirim. Hem belki böylece yeni bir şeyler öğrenebilirim.

Tabiatıyla, bu hemen olmuyor. Çünkü bu kası kullanmaya alışık değilim. Bu yüzden bu kas zayıf bir kas, güçlenmemiş. Çalıştıkça güçleniyor. Sabretmek lazım, zira bir anda aşırı yükleme yaparsan kasa zarar veriyorsun – ki zaten gerek de yok. Çünkü aciliyeti yok. Zamanla taşlar yerine oturuyor.

Şimdi ne diyorsun, Boğaz’da teraslı ve bahçeli bir evde oturmak güzel mi, değil mi? Bana göre güzel yanları, güzel olmayan yanlarından bir tık daha fazla. Dünyada sadece bir kaç tane olan böylesi bir manzarayı görerek uyanmak bir arkadaşım için çok önemliydi. Buraya taşınmadan önce ev bakmaya başladı. İstediği gibi bir yer buldu ve taşınmasına 2 ay kala o evi tuttu. Bir diğeri için de güzeldi ama bunun için bu kadar çok emek etmek istemedi. Şimdi yurt dışında, okyanusa nazır bir evde daha ucuza yaşıyor. Bir başka arkadaşım için bu manzara oldu olası çok özel bir şey ifade etmedi. O da şimdi yurt dışında insanların rüzgar sörfü yaptığı bir su kanalına nazır bir evde yaşıyor. Bir kaçı için bırak Boğaz’ı, İstanbul zaten yaşanılacak yer değildi, Ege’lere taşındılar, çok da mutlular bu kararlarından.

Demem o ki her şey, resimdeki M.C. Escher eseri gibi. Baktığın yöne göre değişiyor.

Kaynakça:

1. Fotoğraf: 1

kartal escort
pendik escort
kadikoy escort
sex hikaye
maltepe escort