Sırtımız dik, bacaklarımız omuz genişliğinde açık, dizlerimiz hafif kırık, ayak uçlarımız karşıyı gösterecek şekilde duruyoruz. Buna basketbolda “stance pozisyonu” deniyor. İyi savunma yapmak için bu pozisyonda uzun süre kalabilmen ve çok hızlı bir şekilde istenen yöne hareket edebilmen gerekiyor. Bunu öğrenmenin en temel yolu da işte bu idman. O zamanlar, şimdiki gibi ellerinin ve kollarının aşağıda olmasını değil, havada olmasını istiyorlardı. Bu yüzden ellerimiz başımızın biraz üstünde. Kollarımız yorgunluktan düştü düşecek. Koç, eliyle kendi sağına işaret ettiği anda ağzındaki düdüğe üflüyor. Beşinci sınıfa giden pek çok çocuk, 40 derece güneşin altında işaret edilen yönde hızlıca yan yan gidiyoruz. Sonra sol tarafı işaret edip üflüyor. Hep birlikte o tarafa kayıyoruz. Arada şaşırtmak için işaret ediyor ama düdük çalmıyor ya da düdük çalıyor ama işaret etmiyor. Şaşırıp çarpışanlar, düşenler var. Herkes birbirine gülüyor. Yerden kalkıp tekrar başlıyoruz.

Aradan birkaç sene geçiyor. 14-15 yaşlarındayız. Bu idmanı yeniden yapıyoruz. Kollarımız koptu kopacak. Fakat bu koçun değil, kolun problemi. Zira koç umursuyor gibi görünmüyor. Kolunu düşürürsen veya şaşırıp birine çarparsan bu sefer gülmek yok.  Sessizce yeniden başlıyorsun. Eğer isteneni üst üste yapmıyorsan lafı yiyorsun.

Aradan bir kaç sene geçiyor. Lise çağındasın. Bu sefer hareket etmek yok. Bilakis, sırtın duvara dayalı. Bacaklar açık, dizler kırık, ayaklar karşıyı gösteriyor. Oturur gibi öylece duracaksın. Bu arada öyle ellerini dizlerine veya duvara dayayıp güç almak yok; havada duracaklar.  Koç ne zaman bırakacağını söylerse o zamana kadar o şekilde kalacaksın. Bir süre sonra kasların yanmaya başlıyor, bacakların titriyor. Derken birisi dayanamayıp bırakıyor. Sonra biri daha. Bu sefer birbirine gülmek de, hocaların uyarmaları da yok. Dayanabilenler dinlenirken dayanamayanlar ceza idmanı yapıyorlar. O zamanki koçun böylesi durumlarda uyguladığı iki çeşit ceza idmanı var: İlki dirseklerin ve dizlerin yerden kalmayacak şekilde tam saha sürünmek. Diğerinin bir adı var fakat hatırlayamıyorum. Basitçe potanın altında duruyorsun. Düdük çalıyor. En yakındaki çizgiye koşuyor ve çizgiye dokunup başladığın yere dönüyorsun. Sonra hiç durmadan başladığın yerdeki çizgiye dokunuyor ve geri dönüp en yakın ikinci çizgiye koşuyorsun. Ona dokunup tekrar başlama çizgisine dönüyorsun. Kısacası bir başlama çizgisine, bir de bütün sahadaki paralel çizgilere koştuğun ve sona kalırsan yine bir ceza yediğin bir uygulama.

Nefesin kesiliyor, kasların acıyor, hele aç gitmişsen başın dönüyor.

Ne ki, bunları eziyet olsun diye yaptırmıyorlar. Bunları maça çıktığında güçlü ve dayanıklı olasın diye yaptırıyorlar. Ve işe yarıyor. Günü geldiğinde öyle bir savunma yapıyorsun ki rakibin beziyor. Çok fazla tekrar yapmaktan bacakların güçlenmiş, kas hafızası kuvvetli. Çok hızlı hareket ediyor, topu çalıyor ve bir anda hücuma çıkabiliyorsun. Çünkü bugüne kadar yeterince zorlandın. Zorlandığın için geliştin.

İşte yazının konusu da bu: Zorlandığın için geliştin.

Agoge ve Spartalılar

Bir örnek daha vereyim. Agoge‘yi duymuş muydunuz? Yukarıda anlattıklarım Agoge’nin yanında 7 yıldızlı otel kalır.

Sparta, zamanında, kendisini koruyacak duvarları olmayan bir şehir olduğu için savaşçılarının “Sparta’nın duvarları” olması istemişler. Bu yüzden adına Agoge denilen bir yöntem bulmuşlar. Agoge’nin amacı yüksek fiziksel ve zihnisel dayanıklılığın yanında ahlaki açıdan gelişmiş savaşçılar yetiştirmek. Kişiyi her yönden duvar-adam yapmak.

O zamanın koşullarında Spartalı kadınlar da erkekler gibi sürekli hareket ediyor, beden yoğun çalışıyorlardı. Bu yüzden Agoge süreci aslında gebelikte başlıyordu. Daha sonra çocuk 5 yaşına geldiğinde kendi kendine evden ayrılıp kışlaya yazılmasıyla süreç devam ediyordu. O andan itibaren bütün Spartalılar çocuğun yetişmesinden sorumlu olarak kabul edildiği gibi Agoge eğitimini geçemeyenler “eşitler”den biri olamıyor, parlamentoya ve senatoya kabul edilmiyorlardı.

Çocuk kaçmaya/kaytarmaya çalışırsa çok ağır cezaları vardı. Ayakkabı giymek yasaktı. Bütün mevsimlerde ince bir giysi giyerlerdi. Kötü yiyeceklerle beslenirlerdi ve hiçbir zaman yeteri kadar verilmezdi. Şehir depoları “hedef” olarak gösterilir ve çalmaları istenirdi. Çalarken yakalanırlarsa, çaldıkları için değil, yakalandıkları için cezalandırılırlardı. Zira kendilerine öğretilen teknikleri kullanmamışlar ve yakalanmışlardı. Yarın bir gün aynısı savaş bölgesinde, düşman topraklarında başlarına gelebilirdi. Bu yüzden dikkatli olmalıydılar.

12 yaşlarına geldiklerinde eğitimin ikinci aşaması başlardı. Bu safhada askeri eğitime daha ağırlık verilirdi. Silah kullanma, baskın taktikleri öğretilirdi. Bu yaşlarda tırmandıkları yüksek yerlerden kazasız belasız inmenin yollarını öğrenirlerdi. Daha önceki zamanlarda ayakkabısız gezmeleri ayaklarını güçlendirmiş olur, bu tür egzersizlerde yarar sağlardı.

Yine bu yaşlarda spor oyunlarına katılırlardı. Pek çok alanda yarışılsa da en önemli oyunlardan biri acıya dayanıklılıktı. Kırbaç acısına tahammül edebilmek saygın bir durumdu. Bu yüzden kırbaç oyunu sırasında aralarında çocuğun ailesinin de bulunduğu izleyiciler, çocuklara tezahürat yaparlardı. Acıya dayanamayıp ölenler olurdu. En çok dayananlar ödüllendirilirdi. Bu oyunu kazananların büstleri şehrin çeşitli yerlerinde sergilenir, topluma örnek oluşturması hedeflenirdi.

Sadece bu bilgilerle Spartalılara bakıldığında delirmiş bir grup insan gibi görünüyorlar. Fakat, denir ki, Spartalılar bilinen tarihin en iyi savaşçılarıydı.

Aristoteles dahil pek çok insan Spartalıların yaşam tarzlarını doğru bulmuyor. Ben de, en azından günümüz koşulları için fazla gaddar olduğunu düşünüyorum. Başka örnekler de verebilirim.

Örneğin, -20 derece soğuklar gibi, sürekli olarak doğanın yıkıcı gücüyle sınanan insanların karakterlerinin daha geliştiğini öne sürebilirim. İnsanların, Şaman veya Shaolin rahibi olabilmek için vermek zorunda oldukları sınavlardan bahsedebilirim. Veya o güne kadar gördüğünden daha zor koşullarda yaşamak zorunda kalan insanların karakterlerinin bir anda değiştiğini anlatabilirim.

Fakat hepsinin ana fikri aynı olur. Bol ödüllü, iyi ve ünlü oyuncu Denzel Washington’ın dediği gibi:

Gelişme yolunda kolaylık, güçlüğe/yokluğa/zorluğa/sıkıntıya göre daha büyük bir tehdittir.

Kendinizi geliştirmek istiyor musunuz?

Kolay olan geliştirmiyor.
Hayat rahatsa gelişmiyorsunuz.
İnsan ancak zorlandıkça gelişiyor.
Geliştiğinin farkında olarak zorluklara katlanan insan daha çok gelişiyor çünkü derslerini alarak ve onları not ederek ilerliyor.

Peki ya sizin tercihiniz gelişmek değilse? Bu çok olası. Çünkü kimse zorluklar içinde yaşamaktan hoşlanmaz. Bu yüzden bizler zorlukları kolaylaştırıp rahat yaşamaya çalışan ve bu sayede uygarlığımızı ilerleten varlıklarız. O halde diyebiliriz ki insanın genel eğilimi kolay bir hayat yaşamak için zorluklarla mücadele etmektir. Ne ki bu içinde çok büyük bir çelişki barındırır. Kendinize yeterince rahat bir hayat sunduğunuz zaman gelişmeniz durur. Gelişme durduğu zaman bir süre idare edersiniz. Sonra gerileme başlar.

İnsan hayatında gelişme göstermek, bir ilerleme kaydetmek, ileri gitmek yoksa mutluluk da olmaz. Bunun dışarıdan böyle görünmediğinin farkındayım. Hatta çok fazla insandan “çok param olsa hiç çalışmam, bütün gün yatarım.” gibi cümleler duyuyorum. Fakat tecrübeyle söyleyebilirim ki durmak mutsuzluk getirir. Kaldı ki insan bedeni uzun süre durmaya değil, hareket etmeye uygun bir makine. Biliyorsunuz işte, bilgisayar başında uzun süre yatmak çeşitli sağlık sorunlarına yol açıyor. Uzun süre yatmak kasları eritiyor Uzun süre aklınızı çalıştırmamak zihninizi geriletiyor. Emekli olan insanlar yaş aldıkları için değil, zihinlerini kullanmayı bıraktıkları için yaşlanıp geriliyorlar.

O halde ne yapmalı?

Kendimize olmayacak zorluklar yaratmalıyız. Taş taşımalı, Agoge öğrenmeliyiz. Kırbacı sırtımızdan eksik etmemeli, Shaolin rahipleri gibi -20 derece sularda yüzmeliyiz.

Demeyeceğim elbette.

Fakat Denzel Washington’ın sözleriyle bitirebilirim. Konuşmanın geçtiği videonun orijinalini (İngilizce) burada bulabilirsiniz.

…Hiçbir zaman vazgeçmeyin. Söz vermeden/sorumluluğu almadan/bağlılık olmadan başlayamazsınız. Fakat daha önemlisi; süreklilik olmadan bitiremezsiniz. Kolay değil. Kolay olsa şu şu şu insanlar (zorluklarla mücadele ederek bulundukları noktalara gelmiş oyuncuları sayıyor) olmazdı. O halde; çalışmaya devam edin. Çabalamaya devam edin. 7 kere düşün. 8 kere kalkın. Gelişme yolunda kolaylık, güçlüğe/yokluğa/zorluğa/sıkıntıya göre daha büyük bir tehdittir. Gelişme yolunda kolaylık, güçlüğe/yokluğa/zorluğa/sıkıntıya göre daha büyük bir tehdittir. O halde hareket etmeye devam edin. Gelişmeye devam edin. Öğrenmeye devam edin.

Mesaide görüşürüz.