Bence farkında olmam gereken bir konu var.

Gerçek: Çok kiloluyum. Kilo veremiyorum.

Söylediklerim: Kemiklerim kalın. Genetiğim böyle. Ne yesem yarıyor. Su içsem yarıyor. Bünyem yavaş.

Aslında olan: Yeterince hareket etmiyorum. Yeme huyumu disipline etmedim. Diyetisyene gitmedim. Neden şişman olduğumu öğrenmedim. Hormonalsa nasıl üstesinden gelinebileceğine yeterince bakmadım. Her şeyi yaptığımı düşünüyorum fakat birileri bir şekilde bunun üstesinden gelmiş. Ben üstesinden gelemedim. Demek ki yeterince çaba sarf etmedim. Bu arada neden bu kadar çok yediğimi de araştırmadım. Sonra araştırdım, sebebi duygusal açlıkmış. Fakat onun nasıl tedavi edileceğine bakmadım.

***

Gerçek: Sigarayı bırakamıyorum.

Söylediklerim: Küçükten başlayınca insan alışıyor. İşim stresli ya benim, ondan bırakamıyorum. Konsantre olmamı sağlıyor. Sigara içmeyi seviyorum. Yemeklerden sonra iyi gidiyor.

Aslında olan: Küçükten başladığı halde bırakabilen insanlar da var fakat ben bunu görmek istemiyorum. Tek stresli iş benimkisi değil ama ben içmeyi tercih ediyorum. Sigaranın odaklanmayı sağladığını söyleyenler, kafalarının dağılması için de sigara içiyorlar. Dünyada aynı anda iki zıt etkiyi yapan bir ürün yok. Demek bunu yapan ürün değil, insan beyni. Sigarayı bırakmak konusunu hiç araştırmadım. Araştırsaydım stresi dolaylı azalttığını fakat en başta bu kadar stresli olmamın sebebinin sigara olduğunu görürdüm. Biraz kurcalasaydım, sigara içmeyi sevmediğimi bilirdim. Sigara içtiğimde öyle geliyor çünkü içindeki maddeler beynimin mutluluk hormonu salgılamasına neden oluyor. Ne ki, bunu kendimi ve sevdiklerimi öldürmeden de yapmak mümkün. Mesela egzersiz, çikolata, sevdiklerinle zaman geçirmek, başkasına yardım etmek… Bunların hepsiyle bu ihtiyacımı karşılardım ama yapmıyorum. Çünkü olaya öyle bakmıyorum. Bu arada aslında yemeklerden sonra iyi gitmiyor. Yemek yediğim için vücudum alarm modunu kapatıyor, rahatlıyor. Bunun süresi de 20 dakika. Fakat ben yemekten hemen sonra sigara içince, sigaranın bunu yaptığını zannediyorum. Çünkü bu konuyu araştırmadım. Yoksa sigarayı benim canımın istemediğini, vücudumda kontrol edemediğim bir mekanizmanın ihtiyaç hissettiğini bilirdim. O kısmın benim canım değil; sadece böbreklerim gibi, ne zaman çalışacağını kontrol edemediğim bir mekanizma olduğunu bilirdim. Bunun bir bağımlılık olduğunu kabul etmiyor, ona göre savaşmıyorum.

***

Gerçek: Satışlar düştü.

Söylediklerim: Ekonomi kötü. Millette para yok. İnsanlar dışarı çıkmıyor.

Aslında olan: Ekonomi bir tek benim ve çevremde konuştuğum insanlar için kötü değil. Ekonomi herkes için kötü. Evet, belirsizlik ortamı var, piyasalar durgun, savaş çıktı çıkacak, dünya çapında yükselen aşırı sağcı görüşün toplumlara etkisi negatif. Bu psikolojideki insanın harcama alışkanlıkları muhafazakar bir seyir gösteriyor. Bu doğru. Fakat birileri hala satış yapıyor, yapabiliyor. Yapıyor ki; iyi veya kötü, bu paraya dayalı sistem bir şekilde dönüyor. Çünkü “millette para olmasa“, kimse satamasa ekonomi çökerdi. İleride o da olacak ama henüz olmadı ve olmasına da çok uzun zaman var. Çünkü aslında içten içe bu kadar büyük bir sistemin çökmesinin o kadar da kolay olmadığını biliyorum. Fakat satışları arttırmak için neler yapmak lazım diye araştırmadım. Yeni şeyler denemedim. Bu arada insanlar gayet dışarı çıkıyor. Sadece benden alışveriş yapmıyorlar. Bu durumun çaresini bulacak güçteyim. Fakat olaya böyle bakmadığım için okumuyor, araştırmıyor, sormuyor, hareket etmiyorum.

***

Gerçek: Bu şirketten / çalıştığım insanlardan bunaldım.

Söylediklerim: Şu an işten çıkarsam yeni iş bulamam.

Aslında olan: Yeterince iş başvurusunda bulunmadım. CV’mi gidip bir yerlere bırakmadım. Tanıdıklarıma haber vermedim. Girmek istediğim şirketleri bir liste haline getirip, sistemli bir çalışma yapmadım. Bu şirketleri Linkedin’den ve GlassDoor’dan teker teker araştırıp, bilgi almadım. Bu şirketlerin çalışanlarıyla ortak bağlantılarım olup olmadığını Linkedin’den kontrol etmedim. Bulabileceğim ortak bağlantıları belirleyip tanıdıklarımdan beni tanıştırmalarını rica etmedim. Çalışmak istediğim yerle ortak bağlantım yoksa; çalışabileceğim departmanların yöneticilerine kim olduğumu, ne istediğimi ve bunu nasıl yapabileceğimi sorduğum nazik ve kısa bir mesaj göndermedim.

***

Gerçek: Plan yapmadan yaşıyorum.

Söylediklerim: Zamanım yok. Para kazanmak için çok çalışmak lazım, öyle kolay değil.

Aslında olan: Plansız yaşıyorum. Zamanımı geçirmek için herhangi bir planım yok. Aslında bir iki kere yapmıştım. Baktım bozuluyor, ben de sonra yapmadım. İyi plan yapmadığımı kabul etmek ve bunun yöntemlerini öğrenmek yerine plan yapmayı toptan bıraktım. Çok da gerek yok. Çünkü aslında bir hedefim yok. 1 yıl, 5 yıl, 10 yıl sonra nerede olacağımı bir yerlere yazmadım. 80 yaşıma geldiğimde neyi yapmamış olursam mutsuz olacağımı belirlemedim. Bir hedef tayin etmedim ve bu yüzden plan yapacak bir şey yok. Ayrıca para kazanmak herkes için zor fakat günde 12 saat çalıştığı halde her fırsatta kitap okuyan, spor yapan, müzikle uğraşan, fotoğraf çeken, tiyatro eğitimi alan, kurslara giden ve dünyayı gezen insanlar var. Bunların bir kısmının çocukları da var. Deli gibi çalışıyor, eve gelip çocuklarıyla ilgileniyorlar. Herkesin 24 saati var. Zaman bulan buluyor ama ben bulamıyorum çünkü plan yapmadığım için neye ne kadar zaman harcadığımın farkında değilim.

***

Gerçek: Başka bir yerde yaşamak istiyorum.

Söylediklerim: Zaten bizi bekliyorlardı yurt dışında; gelelim de iş versinler diye.

Aslında olan: Gitmek istediğim yerleri enine boyuna araştırmadım, genelde kulaktan dolma bilgilere sahibim. Oralarda yaşamaya karar vermeden önce şöyle bir gidip gezmedim. İsteseydim buna kaynak ayırabilirdim ama yapmadım. Couchsurfing, Craigslist gibi sitelere girip ücretsiz konaklama fırsatlarını değerlendirebilirdim. Yaşamak istediğim ülkelerde bulabildiğim bütün açık pozisyonlara başvurmadım. Aslında mevkiyi düşürüp yurt dışına gidenler var. Kariyerini yakıp gidenler de var. Önce düşük bir pozisyonla başlasam da sonra yükselme şansına sahip olabilirim ama ben bunu yapmak istemiyorum. Hem pastam dursun, hem karnım doysun istiyorum. Bu sefer de çalışacağım şirketlerin neden beni, özellikle beni, almaları gerektiğini kendilerine anlatan bir e-posta göndermiyorum. Her gidenin birikmiş parası olmadığını, buna rağmen bir şekilde hayatta kaldığının farkındayım. Fakat bu zorluklarla uğraşmak istemiyorum. Üstelik, halk eğitim merkezlerindeki kurslardan yararlanıp dil öğrenebilirim. Internet’ten dil kurslarını veya yabancı dil öğreten cep telefonu uygulamalarını araştırıp, hesaplı olanlardan birini seçebilirim ama yapmıyorum.

***

Gerçek: Kendi işimi kurmak istemiyorum.

Söylediklerim: Kendi işini kurmak çok riskli. Parasız kurulmaz. Kimse seni bilmediği için satış yapamazsın. Para kazanamazsan her şeyini kaybedersin.

Aslında olan: Kendi işini kurma konusunu yeterince araştırmadım. Kurup da başarılı olanları incelemedim. Başarısız olanların neden başarısız olduğunu öğrenmedim. Kendi işini kuran insanların ortak özelliklerinden birisinin riskten mümkün olduğunca kaçınan insanlar olduğunu fark etmedim. İnsanın cebinde para olmadan nasıl iş kurabileceğini bilmiyorum. Nasıl satılacağını bilmiyorum. Satmasını bilen birisini işe almıyorum. En önemlisi; emek olmadan yemek olmayacağını; düşmeden kalkılamayacağını bildiğim halde bütün bunları öğrenmek istemiyorum. Kendi işimi kurmak istemiyorum çünkü ya başarısız olursam diye korkuyorum. Dolandırılmaktan korkuyorum. Yapamazsam insanlar ne düşünür diye korkuyorum. Ailem ve en yakın arkadaşlarım beni dövesiye eleştirir diye korkuyorum. İşimi kurduğum zaman çalışanlarım istediğim gibi olmazsa, işini iyi yapmazlarsa diye korkuyorum. Ya da ödemelerimi zamanında alamazsam diye korkuyorum. Fakat biliyorum ki bütün bunların sorumlusu benim. Aslında hepsi benim hatam. Ben o çalışanı iyi seçmedim. Ben insanlara iyi davranmadım. Ben sözleşmeyle kendimi sağlama almadım. Ben işimi iyi yapmadım.

***

Kendime anlattığım hikayeler var.

Mağdur psikolojisindeyim. Belki de farkında olmadan kendimi şartların kurbanı gibi görüyorum. Fakat aslında hissettiğim şey korku. Korku beni engelliyor. Bu yüzden yerimde duruyorum. Fakat yerimde durunca bir şeyler düzelmeyecek. Düzelmesi için hareket etmem lazım. Çünkü en durağan hal ölümdür. Hareketli hale yaşam denir. Harekette bereket vardır.

İnsan, kendi hayatının nasıl olması gerektiğine kendisi karar vermeli. Bu, başkasının veya koşulların işi değil. Devlet veya annen ve baban sana yardımcı olmayacaklar. Mutlu olmak senin işin. Hayatını nasıl yaşamak istediğin senin işin. Yapmıyorsan senin hatan, senin kabahatin. İnsanların, istedikleri gibi yaşamak için verdikleri emekten haberin var mı? Yok, çünkü ağızlarından bugüne kadar “aman ne kadar da zor” diye duymadın.

Yapman gereken sadece üç şey var: Ne istediğini bilmek. Bunu neden istediğini bilmek. Ve bu olana kadar durmamak.

Olmamasının sorumlusu kemiklerinin kalın olması değil. Sensin.

Bence farkında olmamız gereken bir konu var.