Daha önceki yazılarda pek çok kere “mutluysan başarılısın” dediysem de, gün geçtikçe hayatın ana amacının mutluluk olduğunu düşünmüyorum. Başarılısın diyorum çünkü mutlu olmak günden güne zorlaşıyor. Fakat mutluluk sadece bir gereklilik. O olmadan pek çok şey ya olmuyor ya da tadı kalmıyor. Huzur da öyle. Ortadoğu’da yaşayan halklardan biri değil de; İzlanda, Yeni Zelanda, Portekiz gibi daha barışçıl toplumlardan birisi olsaydık birbirimize huzur dilemezdik. Çünkü zaten huzur sahibi olurduk. Ne ki, huzur da hayatın ana amacı değil.

Hayatın ama amacının ne olduğu başka yazılara kalsın. Zira önce insan kişisel olarak mutlu, sağlıklı, huzurlu olmalı ki başka meselelere bakabilsin.

Şimdi biliyorsun, bugün yılın ilk günü.

Çok şükür, kötü günler geride kaldı. Derin bir nefes aldık. Çekimser bir neşelilik var. Kahkaha atasımız var ama korkuyoruz; ya bu sene de geçen sene gibi veya önceki sene gibi olursa? Fakat diğer yandan umut doluyuz. Bu sene başka olacak! Bu sene; sonunda hayatımızı düzene soktuğumuz, istediğimiz gibi bir hayat yaşadığımız, maddi ve manevi sıkıntılar çekmediğimiz bir yıl olacak.

Diye düşünüyoruz belki içten içe, ya da bilinçlerin en altlarında.

Fakat bir takvim yaprağı değiştiği için her şeyin düzeleceğini ummak oldukça naif bir yaklaşım.

10.000 yılı aşkın bir süre önce ayın hareketlerine dayalı ilk takvimleri ürettiğimiz zamanlardan, bugün kullandığımız güneş takvimlerine kadar geçen zamanda değişmeyen belli başlı şeylerden bir tanesi böylesi umutlarımız. Ve umutlarımız sayesinde insanlık olarak her geçen gün daha ilerliyor, daha çok gelişiyoruz.

Ne ki, ilerleyenlere ve ilerlemeyenlere baktığımızda bir konu “gökyüzündeki milyarlarca yıldızın arasında parıldayan ay gibi” parlıyor. (bugünlerde Mevlana’nın “ilahi aşk” için söylediği bu lafını çok kullanıyorum, hayır olsun.) Bir konu var diyordum, yerinde sayanla gelişme göstereni ayırıyor. O konudan önce bir takım sorular var insanın kendisine sorması gereken:

Senin şu hayatta bir amacın var mı? Bir hedef belirledin mi?

Para pul olur, sağlık sıhhat olur, ün şöhret olur, araba gemi olur, dünyaya yararlı bir şeyler yapmak olur; ne istersen olur.

Var mı?

Hayal demiyorum, amaç diyorum. Amaçla hayal arasındaki fark plan yapmak ve uygulamak.

O halde bu hedefe ulaşmak için bir plan yaptın mı? Bu planı sürekli devam ettirebilecek misin? Ne olursa planın aksar? Bunları ortadan kaldırırsan hedefine ulaşabilir misin?

Şimdi, bu soruları sorduktan sonra yerinde sayanla ileri gidenin arasındaki farkı konuşabiliriz.

Harekete geçmek, aksiyon almak, eyleme dökmek; hangi söyleyiş tarzı daha hoşuna gidiyorsa artık: Uygulamak. Başlamak. Bir şeyler yapmak.

Bak, “hayal ettim. Hayallerimin önündeki manileri (engelleri) tespit ettim. Manileri kaldırdığımda, hayallerim kendiliğinden gerçekleşti.” demiş Atatürk. Bir şeyler yapmak lazım. Hayal ederek, plan yaparak seneler tükeniyor ama bir gıdım ilerleme, ortaya çıkan bir sonuç olmuyor.

Bu konuda sevdiğim diğer bir şeyse Alice Harikalar Diyarında adlı kitaptan çokça alıntılanan bir laf:

Nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok.

Vallahi yok. Peki, sen nereye gittiğini biliyor musun?

O tekniği öğreneyim, bu eğitimi alayım, şu kadar bilgileneyim, bu kadar kitap okuyayım…. İyi ama… Neden? Yani bu seni mutlu ediyor olabilir. Ama bu kadar öğrenmek, bu kadar bilgili olmak neden seni mutlu ediyor? Hangi ihtiyacın cevabı bu?

Nereye gittiğini bilmiyorsan ne öğrendiğinin gerçekten hiçbir önemi yok.

Girişimci sertifikası alayım. Sonra şuradaki girişimci paneline katılayım. Sonra burada girişimcilikle ilgili bu programı izleyeyim. Sonra videolar bulup izleyeyim, kitaplar okuyayım. Kurslara gideyim.” Neden? Son amaç ne? Bu konuda entelektüel bir birikim yapmaksa ne ala. Yoksa girişimci olmaksa, onun yolu bu değil.

Veya “meditasyon öğreneyim, yoga yapayım. Sufizm bakayım. Budizm de iyiymiş, ondan da okuyayım. Geçen bir arkadaştan duydum şöyle bir şey varmış. Bir de şu konuda o kitabı da okuyayım, şu eğitimi de alayım. Nefes var tabii bir de. Ona da bakmak lazım.” İyi ama neden? Neyi arıyorsun? Amacın ne?

Şu mesela, oldukça makul bir bakış açısı: Ben şu konuyla ilgleniyorum. Hemen yapmaya başlamadan önce biraz bilgi sahibi olmak istiyorum. Bir şeyi gerçekten öğrenmenin yolu uygulamaktır ama ondan önce biraz fikir sahibi olayım diye bilgi topluyorum.

Nefis! Ama son 5 yıldır girişimcilik kursuna gidenler mi istersin, 30 yıldır bulduğu her ulvi eğitime atlayanları mı görürsün… Sanki şey gibi: “Ben ağaç dikmeyi hayal ediyorum. Bu konuda sürekli öğreniyorum, kurslara, eğitimlere gidiyorum. Kitaplar okuyup, videolar izliyorum. Ama hiç ağaç dikmedim. Bir niyetlendim ama yapmadım. Ama hayal ediyorum bir gün bir orman yapacağım.”

Bu davranış kalıbının nedenleri farklı. O konulara girmeyelim. Öylesi insanlardan da olmayalım. Olmuşsak da neden böyle olduğumuzu şöyle bir düşünelim, derim.

Amacın yoksa ne yaptığının bir önemi yok.

Temiz bir sayfayı yeni açtık diye, daha sen mürekkebi kağıda işlemeden söylüyorum.

En azından, nereye doğru gittiğini biliyorsan yolun bir kısmı bitti sayılır. 

Bilmiyorsan…

Bir yıl daha geçiyor.

Fakat hiçbir şey olmayacak.