Beni tanıyan insanlar bunu benden duyduklarında şaşıracaklar fakat ben eskiden çok fedakar bir insandım. Yaptığım pek çok şeyin altında yatan sebepler “başkaları üzülmesin”, “ayıp olmasın”, “el alem ne der” gibi başkaları kaynaklı sebeplerdi.

En basit örneklerle açıklayacak olursam: Memlekete tatile gittiğimde “ayıp olmasın” diye düşünüp aslında aynı ortamda yaşasam görüşmeyeceğim insanlarla da görüşürdüm. Sırf bu yüzden deniz kenarında bulduğum ilk müsait yerde güneşin altında yatıp stres atmayı feda ederdim. Bu insanlar görüşmeye geç kalırlarsa, kadir kıymet bilmez, şımarıklık yapar, laf sokar veya ters davranırlarsa normalde vereceğimden çok daha sert tepki verir hem kendimi, hem de onları üzerdim. “Elbette kızmakta haklıyım? Yani ben o kadar işin gücün arasında fırsat bulup ta buralara geliyorum, tatil yapmaktan vazgeçip seninle saatlerimi geçiriyorum, özellikle beynen bu kadar yorgun olduğum halde dinlenmeyi feda ediyorum. Fakat senin şu yaptığına bak?” diye düşünüp celallenirdim.

Hele ikili ilişkilerimde o kadar sever, emek ederdim. Karşımdaki insanların saçma sapan davranışlarına uzun bir süre ses çıkarmaz, tutarsızlıklarına sabrederdim. Ben onları o kadar düşünürken onların bu düşüncesiz davranışları beni gerer, çok üzerdi.

Peki iş yaşamı farklı mı? “Aman bize laf gelmesin, aman müşterilerimiz veya beraber iş yaptığımız insanlar üzülmesin” diye düşünür, buna göre davranmaya özen gösterirdim.

Diyorum ya, ben çok fedakar bir insandım.

İnsanoğlu çiğ süt emmiş, kadir kıymet bilmez bir varlık olduğu için illa ki sizin de başınıza gelmiştir. Çünkü eminim siz de çok düşünceli, çok fedakar bir insansınızdır. Ve eminim sizin de değerinizin bilinmediği, üzüldüğünüz zamanlar olmuştur.

İşte tam olarak bu yüzden bu yazıyı yazıyorum. Fakat fark ettiyseniz “eskiden fedakardım” diyorum. Artık bu sorunu çözdüm ve bugün bunu sizinle paylaşacağım.

Fedakar Ne Demek?

“Fedakarlık” ilginç bir sözcük. İçinde aynı anda küçük bir üstünlük hissi ve baya bir mağduriyet psikolojisi barındırıyor. “Ben aslında senin için nelerden vazgeçtim!” lafı bu durumu direkt anlatıyor: “Ben, değerli ben, biricik ben; vazgeçiyorum. Senin için yapıyorum bunu. Fakat sen? Sen bunu anlamıyorsun. Değer bilmiyorsun.”

Bu düşüncesi kökleşen insanların söylediklerinin alt metinlerinde kibri de okuyorsunuz: “Ben emeğimi / zamanımı / ilgimi / alakamı / sevgimi senin için lütfediyorum.

“Fedakar”ın kelime anlamına baktığınız zaman durum daha da ilginçleşiyor. Kelimenin geldiği yer “feda”. Feda, “fidye, bedel” anlamına gelen Arapça kökenli bir sözcük. “Kar” ise Farsça’dan geliyor. “Yapma, etme, iş, fiil” ve “yapan, eden” gibi anlamları var. İkisini birleştirince oluşan “fedakar” sözcüğünün anlamı için Türk Dil Kurumu’na bakınca “özverili” kelimesini görüyorsunuz. “Özveri” kelimesinde ise tam olarak şu yazıyor:

Bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi çıkarlarından vazgeçme, fedakârlık.

Demek ki bizim bir amacımız varmış. Bir şey olsun istiyormuşuz. Bu şey olsun diye de kendi çıkarlarımızdan vazgeçiyormuşuz.

İşte bu yazının anafikri tam olarak bu.

Ölüm kalım meseleri dışındaki günlük hayat konularında genellikle bir “acınası”, bir “yazık değil mi bana?” durumu yok. Kendi çıkarımızdan bilinçli olarak biz vazgeçiyoruz. Fakat bu kararı verirken bir miktar canımızın istemediği, belki bir miktar canımızın yandığı bir şeyi yapmış olduğumuz için istemsizce mağdur olduğumuzu hissediyoruz. Bu yüzden bir şeyleri feda ettiğimizi düşünüyoruz. Oysa bu sadece bir tercih meselesi. Biz bir şey yapmayı tercih ediyoruz. Bu tercihin sonucunda bir beklentimiz var. Bu beklenti gerçekleşirse ne ala, “emeklerimizin karşılığını almış” bir biçimde mutlu oluyoruz. Fedakarlığımıza rağmen sonuç istediğimiz gibi olmazsa mağdur psikolojisine giriyoruz: “Ben o kadar emek ediyorum / seviyorum / çalışıyorum / yapıyorum / dayanıyorum / katlanıyorum fakat senin bu yaptığına bak!

Ne ki, insan ilişkileri böyle doğrusal bir çizgide ilerleyen bir yol değil. Biz bir “fedakarlık” yaptık diye karşımızdaki insanın buna göre karar verme zorunluluğu yok. Evet, sosyal psikolojide geçen ve ileride yazacağım “karşılıklık yasası” gereği bilimsel olarak sosyal bir hayvan olduğu kabul edilen insan canlısının, sözüm ona, kadir kıymet bilmesinin normal karşılanacağı durumlar olabilir. Fakat bu bir zorunluluk değil. Sırf biz bir yönde bir karar verdiğimiz için insanların, hele ki yıllar süren paylaşımlar yapmadığımız insanların, bize bir borcu yok. Kimsenin bu, sözüm ona, karar borcuna sadık kalmak gibi bir zorunluluğu yok. Bu yüzden farkında olarak veya olmayarak böylesi bir beklentiyle bir karar vermek sağlıklı olmuyor.

İstediği İçin Bir Şey Yapmak

Bunu fark ettiğimiz zaman “fedakarlıkla” değil, istediğimiz için tercihler yaptığımızı da fark ediyoruz. Ve bu hem biraz önce anlattığım sebeplerle, hem de kimseyi töhmet altında bırakmadığımız için iyi bir bilinçlenme haline dönüşüyor. Bu da ferah bir durum. Düşünsenize farkında olunan sebepler doğrultusunda bilinçli olarak yapılmış tercihler ve bu tercihlerinin sonuçlarının önkabulu var. Fakat mağdur hissetmek ve insanları suçlu hissettirip üzmek yok. Bu, güzel bir yaşam biçimine benziyor.

Ne ki, bu yaşama kavuşmak için belirli bir olgunluk gerekiyor: Verdiği kararların sorumluluğunu başkasının üzerine atmak yerine, kişinin kendi üzerine almasını gerektiren bir sorumluluk bilinci gerekiyor. Fakat bu o kadar kolay değil. Çünkü olacakların sorumluluğunu bir başkasına atmak insanda bir rahatlama sağlıyor. Biz, ülkece bu konuda yüksek lisans sahibiyiz. Başa ne gelirse gelsin suç bizim değil, bir başkasının. Sağlam yapmadığın bina depremde çökünce mağdur olan müteahhit, suç da depremin. Sahada varlık gösteremeyen bir takım mağdurken, suç hakemin. O kadar kanıksanmış bir durum ki bir kişi de çıkıp, “arkadaşım bunca yıldır hep mi hakem, senin hiç mi payın yok?” demiyor. Bir de oruç tuttuğu için “yazık değil mi bana, açım zaten” psikolojisi içine giren ve bu yüzden restoran basıp adam döven abiler var. Halbuki orucu sen istediğin için tutuyorsun, kutsalınla senin aranda bir durum ve zaten bütün meselesi de mağdur olup değer bilmen. Fakat işte, bizim fedakar insanlarımız…

Konuya dönecek olursam: Kararlarınızı fedakarlıklarla değil, isteyerek yapılan tercihler sonucu aldığınızı ve dolayısıyla sorumluluğu da üzerinize aldığınızı fark ettiğiniz zaman hayatınızın kontrolünü de elinize almış oluyorsunuz. Önce suçu başkasına atmayı bırakıyorsunuz. Sonra kendinizi suçlu hissetmeyi de bırakıyorsunuz çünkü fark ediyorsunuz ki ortada bir suç ya da suçlu yok. Sadece bile isteye yapılan tercihler var.

Tercih dediğimiz şeyin kelime anlamı da “yeğleme”. Şuradakini, berikine yeğleme. Evde oturmak yerine çıkıp güneşte gezinmeyi yeğleme, tercih etme. Bu süreç, üzerinde düşündüğünüzde, ölüm kalım meseleleri ve ani, tepkisel, refleksif davranışlar hariç herkesin kendi akıl süzgecinden geçirip ona göre eyleme geçtiği bir şekilde sonlanıyor. Bu yüzden aslında günün sonunda herkes kendi istediği için bir şey yapıyor. Bu isteklerin sonunda kendinizi suçlu hissetmek istemiyorsanız da ne istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Ne istediğiniz konusunda çocuksu bir “çünkü istiyorum“culuktan daha anlamlı bir fikir sahibi olmak için de bunları neden istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Bir şeyi neden istediğinizi anlayabilmek içinse kim olduğunuzu bilmeniz gerekiyor. Bunu da zaten etraflıca yazmıştım.

Sözün özü; “ben senin için neler yapıyorum ama sen…” cümleleri karşıdakini suçlu hissettirip kendinizi rahatlatmaktan başka bir şey değil. Bu düşünce tarzının ne derece saçma olduğunu direkt olarak gözlemlemek isterseniz bu “fedakar insan” rolünü bu -belki bir miktar arabesk- kültürle büyümemiş ve/veya bu meselenin farkına varmış olan insanlara yapmanızı öneririm. Örneğin, bireyselciliğin ve analitik düşünmenin önplanda olduğu bir toplumda yetişen birisine “ben senin için neler yaptım” diye serzenişte bulunduğunuzda kendisi karşınıza nemli gözlerle dikilip “açaydım kollarımı, gitme diyeydim” demeyecektir. Bunun yerine şöyle bir cevap alabilirsiniz:

Onu benim için değil, kendin için yaptın. Benim sana hiçbir borcum yok. Bu yüzden beni suçlu hissettirmeyi bırak. Bir yetişkin gibi davran ve verdiğin kararın sorumluluğunu üzerine al.

Yani arkadaşım, duvar mısın insan mı belli değil? Bu nasıl bir duygusuzluk, bu nasıl bir düşüncesizlik…

Değil mi?

Bizim fedakar insanlarımız… Ah bu bizim fedakar insanlarımız!

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1

2. “Fedakar”, Nişanyan Etimolojik Sözlüğü

3. “Fedakâr”, Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük

4. “Özveri”, Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük

5. “Tercih”, Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük