Geçtiğimiz mart ayında blog yazarlığındaki 2. yılımı tamamladım. İlk yılın sonunda öğrendiğim 7 şeyi burada yazmıştım. O zaman tabii toyluk; 1 yılda 7 şey yazıyorsun. Şimdi insan biraz daha pişince 2. yılda 2, 3. yılda, 3, 4. yılda 4 şey gibi başlıklarla içerik üretiyor.

Eğer bir gün daha çok pişersem bir kısım gazetelere haber hazırlar, lafları dolandırdıkça dolandırır ve hiçbir şey anlatmamayı başarabilirim diye ümit ediyorum. Şimdi o kadar olmadım, bu yüzden direkt konuya giriyorum.

1. İnsan hiçbir şeyi yapmış olmak için yapmasın

Defaatle söyledim, bir bu kadar daha söylerim: Az değil; 120 bin kelimeden fazla yazmışım. Bu da 2 kitaptan çok yazı demek. Dolayısıyla nicelik olarak memnunum. Nitelik olarak da fena değil: Geriye dönüp baktığımda yazmış olduğum için hoşnut olduğum yazılarım, meramımı iyi ifade ettiğimi düşündüğüm metinlerim var. Güneşin altında yeni bir şey olmasa da bu metinleri insanın kendisinin ürettiğini düşünmesi hoş bir yanılsama.

Ne ki, “iyi güzel ama bunlar neye yaradı, neye yarıyor?” denildiği nokta bir miktar karışık. Zira bir hedefe ulaşmak -örneğin para kazanmak veya orada bir yerde, birilerinin bunu duymaya ihtiyacı olabileceği hissiyle dile getirmek- için de yazdım; ve aynı zamanda “pazartesi yazacağımı söyledim, o halde yazmalıyım” diye görev addettiğim için de yazdım. Bunların hangisi, hangi amaçlara hizmet ediyordu? Veya bir amaçlara hizmet ediyor muydu? Ediyorlardıysa, hizmet ettikleri amaçlara ulaştılar mı? Ulaşmadıkları halde devam ettirdiğim oldu mu?

Bunlar önemli sorular. Zira insan hiçbir şeyi yapmış olmak için yapmamalı, diye düşünüyorum yaşım ilerledikçe. Her eylemin, her sözün ve her düşüncenin bir amacı olmalı bu hayatta. Şimdi, bununla birlikte, “amaçsızca gülmek, eğlenmek ve yaşamak” istediğini düşünenler olacaktır. Fakat bu düşünceyle hayatına yön vermek de bir amaç: Amaçsız, hedefsiz, nereye gittiğini planlamadan yaşama arzusuyla adım atmak da içerisinde bir amaç barındırıyor.

Diğer yandan; bir de hiçbir şekilde gözlemlemeyen, irdelemeyen, tartmayan; yaşamış olmak için, üzerinde düşünmeden gelişine yaşayan insanlar da var. Sorun şu ki, bilinen tarihin hiçbir döneminde herhangi bir şeyi yapmış olmak için yapmaktan bir hayır geldiği görülmedi.

Israrlı muhalifler burada “gelmesin?” diyebilirler. Kabul. O zaman sen, ısrarlı muhalif; insanlardan, ülkenin veya dünyanın geldiği yerden şikayet etmeyeceksin. Huzur aramaya -örneğin- Egelere kaçmayacak veya dağlara çıkıp ermeye çalışmayacaksın. Çünkü “yapmış olmak için yapmak” gerçek bir amaçsızlık halidir. Amaçsızlık düzensizliği, düzensizlik disiplinsizliği, disiplinsizlik yozlaşmayı, yozlaşma çürümeyi, çürüme de çöküşü getirir. Ve sen hem buna kabul, hem de sonuçlarına muhalifsen; bu kendi içinde bir çelişkinin ya da düşünmeye erinmiş olmanın bir göstergesi.

Sözün özü insan yapmış olmak için bir şey yapmasın. Bir yerin tozunu bile, elinin ucuyla, sırf toz almış olmak için almasın. Yoksa bir garip halde, nereye gittiğini bilmeden, bir o yana bir bu yana adım atıyor fakat hiçbir yere varamıyorsun. Başkaları mutlu mesut hedeflerine ulaşırken sen izlemeye devam ediyorsun.

2. “Olma yap, düşünme yap.”

İkinci şık için iki alternatifim vardı. İkisini birden yazmam elbette düşünülemezdi zira o zaman başlığı “blog yazdığım 2 yılda öğrendiğim 3 şey” olarak değiştirmem gerekirdi ki bu çokça yakışıksız bir durum olurdu. Bu yüzden şıklardan birini eledim.

Elediğim şık “uyum/adaptasyon” şıkkıydı. Doğada, yeni durumlara mümkün olan en kısa zamanda uyum sağlayabilme becerisinin canlının hayatta kalmasında, soyunu devam ettirmesinde ve dominant bir tür olabilmesinde belirleyici bir faktör olduğunu biliyoruz. Kurduğumuz uygarlıkların ve iş yaşamının düzeni, doğanın bir yansıması olduğu için adapte olabilme yetisinin gündelik hayatta da çok önemli olduğunu görüyoruz. Örneğin; bir iş yerinde başarılı olan çalışanlar incelendiğinde, bunun -%74 gibi ezici bir ağırlıkta- en büyük nedeninin karakter ve uyum sağlayabilme yeteneği olduğunu görülür. Dolayısıyla hızla uyum sağlayabilme yetisi, hele ki kendi işinizi yapıyorsanız, çok önemli.

Fakat bu, blog yazdığım 2 yılda öğrendiğim en önemli 2 şeyden birisi olacak kadar önemli değil. Bu yüzden bu alternatifi eledim. Anlatacağım konu, başlıktan da belli olduğu üzere yapma, başlama, harekete geçme konusu.

Olma yap, düşünme yap” lafını bir arkadaşımdan 2009 yılında duymuştum. Söz kimin bilmiyorum fakat bundan 9 sene önce duyduğum bu lafı bugünlerde daha iyi anlıyorum. “Bir şey olacağım” deme, yap. “Bir şey yapacağım” diye düşünme, direkt yap. Bir kitap mı yazasın var? Yaz. Taşınacak mısın? Taşın. Hayatını mı değiştireceksin? Değiştir. Kendi işini kurmayı mı düşlüyorsun? Hemen bugün başla. Etiketlere, sıfatlara, vb. gerek yok. Ne istiyorsan onu yap. Bahane üretme, elindekiyle yap. Olduğu kadarıyla başla, bir yere gel, sonra kervanı yolda diz. Bir an önce yap, bir an önce başla.

Mükemmeliyetçilik ve en iyiye ulaşma arzusunun farklı şeyler olduğunu daha önce de yazmıştım. İlki, hiç hata yapmadan en iyiye ulaşma isteğidir -ki bu da tabiatıyla mümkün olan bir şey değil: Önce elinin ayağının farkına varıyorsun. Sonra çevreyi gözlemliyorsun. Bunlardan sonra emekliyorsun. Bir müddet geçtikten sonra, ayakta, dengede durmaya çabalıyorsun. Sonrasında yürümeye çalışıyor, çokça düşüyorsun. Ancak bütün bunlardan sonra yürüyebiliyorsun. Sonra koşma geliyor. Orada da düşüyorsun. Düş kalk, uğraş dur; nihayetinde koşuyorsun. Daha sonra tempolu koşmalar, bir anda hızlanıp yavaşlamalar ve üzerine eğilirsen uzun mesafe veya çok daha hızlı koşmalar geliyor. Bunun böyle olduğunu kabul ediyorsun da, diğer konuları neden kabul edemiyorsun?

Önce bunu kabul etmek lazım. Önce başlamak lazım. Çünkü başlamadığın şeyi büyütemezsin. Başlamadan daha iyi hale getiremezsin. Başlamadan, Silikon Vadisi’nde 1-2 senedir “eksponansiyel büyüme” diye tabir edilen 1’ken 10, 10’ken 100, 100’ken 1000 olma halini hayata geçiremezsin.

O yüzden başla. Olma yap, düşünme yap. Gerisi geliyor. Bir de “zamanım yok” deme. Bazılarının cihan fethettiği sürede diğerlerinin bir arpa boyu yol gidememiş olması gerçeği ne zaman aklıma gelse şaşırmaktan kendimi alamıyorum. Zaman var. Sen, ben kullanabiliyor muyuz? Ondan emin değilim.

İşte benim aldığım dersler böyle.
Peki sen, yapmak istediğin şeye ne zaman başladın? Ne zaman başlıyorsun?

Neyi bekliyorsun?