Bugünlerde, hayatı yoga, meditasyon yapmak ve iş, organizasyon kurup büyütmekle geçmiş Sadhguru adındaki bir adamın videolarını izliyorum. Günlük konulara farklı bir bakış açısından yaklaşması ilgimi çekiyor. Söylediği her şeye katılıyor değilim fakat karşılaştığım her insana, ondan öğrenebileceğim bir şeyler olduğunu düşünerek yaklaşmaya özen gösteriyorum. Örneğin bir veya iki sonraki yazı İstanbul’daki bir taksi şoföründen öğrendiğim bir atasözüyle ilgili bir yazı olacak.

Konuyu uzatmadan bizim adama dönüp, verdiği bir örnek üzerinden devam edelim.

Doğduğumuzda el kadarken, bugün kocaman insanlarız. Yediklerimiz ve beden sisteminin çalışma prensibi gereği vücudumuz gelişiyor. Bu süreçte hayatta kalmak için bir şeyler yiyoruz. Örneğin elma. Bu elmayı bir erkek yediğinde elma artık bir erkeğe dönüşüyor, bir kadın yediğinde bir kadına, bir inek yediğinde bir ineğe dönüşüyor. O halde ne kadar zeki bir elma, kim yerse ona dönüşüyor, öyle değil mi? Elbette değil. Her canlının her hücresinde bir zeka ve bir hafıza var. Bu zekaya yanlış hatırlamıyorsam bilimde “genetik zeka” diyoruz. Bu genetik sayesinde vücut biçimleniyor ve böylece atalarımızın belirgin özellikleri bizlere geçiyor.

Özetle; genetik hafızanın çalışabilmesi için canlı olman lazım. Canlı olmak için de yemen lazım. Yediklerin, yani bir şekilde toparlayıp midene yuvarladığın, vücudunu oluşturuyor. O halde vücut dediğin şey, yediklerinin bir toplamı. Dolayısıyla sağdan soldan topladığın şeyler en iyi ihtimalle “senin” olabilir fakat bu “sen” olmazsın. Şu noktada senin sadece bedeninden olduğunu öne süremezsin.

Israrcı olanlar için birkaç veri: Vücudunun %52’si bakterilerden oluşuyor. Şimdi sen bakteri olan bu çoğunlukta mısın yoksa diğer tarafta mı? Her atomun %99.9’u boşluktan oluşuyor. O halde vücudun da %99.9’unu boşluk oluşturuyor. Peki, şimdi sen boşluk musun yoksa kalan binde bir kadarcıktan mı ibaretsin? Ben söyleyeyim, hiçbiri. Vücudun sen değilsin. Fakat vücudun senin.

Gelelim düşüncelere…

Yine aynı adamın düşünceler hakkında söylediği güzel bir söz var: “Düşünce, geri dönüştürülmüş bilgidir.

Bunu biraz açalım.

Anne karnından itibaren çeşitli uyartılara maruz kalıyoruz. Sesler, sıcaklık, nem, his; gördüklerimizin hepsini bilinçaltımız kaydediyor. O zamandan bu yana beş duyu organımızla topladığımız her bilgi bize sorulmadan kaydediliyor. Her ses, her söz, her mimik, her görüntü, her his; hepsi. Bu bilgileri, büyürken çevremizde olan insanların dünyaya bakış açılarından etkilendiğimiz için, ilk önce onlar gibi yorumluyoruz. Sonra ergenlik geliyor ve sorgulamalar başlıyor. Ergenlik biterken hormonlar daha düzene giriyor, insan daha bir sakinleşiyor. Bu sayede içsel olarak bizi etkileyen dinamiklerin bir kısmı daha hafifliyor. Bu sıralarda başka yeni çevrelere de girdiğimiz için yeni bilgiler öğreniyor, yeni bakış açıları geliştiriyoruz. Sonra bir şey düşünürken, düşüncelerimizi farkında olmadan bütün bu bilgilerin üzerine bina etmeye başlıyoruz. Çünkü eğer bilgi olmasaydı düşünme yeteneği olmazdı. Dünya’daki ilk insan olman veya yeni doğan bir bebek olman fark etmiyor; ilk önce kendi vücudunu gözlemliyorsun, sonra da çevreni anlamaya çalışıyorsun. Bunların üzerine de düşünmeye başlıyorsun.

O halde düşünce de tıpkı yemek gibi çevreden gelen toparlama bir şey. Artık biliyoruz ki sağdan soldan topladığın şeyler sen değilsin, fakat onlar senin. O halde yazının başlığına cevaben; düşüncelerin senin. Fakat onlar sen değilsin. Bunlar senin ama çevrenden etkilendiğin için şu an olduğu şekilde. Başka bir çevrede doğup hayatını idame ettirseydin başka türlü olurdu. Tuttuğun takım, doğru bulduğun insan davranışları, siyasi görüşün, sevdiğin müzik tarzı, iş seçimin, aklına ne gelirse, başka bir çevrede yetişmiş olsaydın bunların hepsi şu ankinden çok farklı olabilirdi.

İşin güzel tarafı da şu: Hala farklı olabilir.

Eğer hayatından memnun değilsen, senin memnun olacağın tarzda bir hayat yaşayan insanlarla vakit geçirmeye özen göster. Çünkü bir süre sonra onların düşünceleri, hayat tarzları ve bakış açıları senin gerçeklerin olacaktır. Çevreni değiştirdiğin için düşüncelerin de değişecektir. Düşüncelerin senin ama onlar sen olmadığın gibi bu düşüncelerin kaynağı da sen değilsin. O halde kaynağı değiştirirsen, sorun da çözülecektir.

Hayatta en zor görünen şeylerin, aslında en basit açıklamaları olan şeyler olduğunu gözlemliyorum. Ve bence bu konu da bunlardan bir tanesi. Daha fazla yazabilirim, fakat yeni bir şey söylemeyeceğim.

Vücudun sen değilsin. Düşüncelerin sen değilsin. Duyguların sen değilsin. Adın sen değilsin. İşin sen değilsin.

Peki sen kimsin?

İşte o senin cevabını bulman gereken bir soru. Fakat o soruya düşünerek ulaştığında yine aynı düşünce kalıplarının içinde dönüp duruyorsun. O halde başka yolu olmalı, düşünmekten başka kullanabileceğim başka araçlar olmalı diye düşünüyor insan. Belki vardır, fakat bu da cevabını senin bulman gereken bir soru.

Ne ki, şu an iyi bir noktadayız. Sen zihnin değilsin. O halde sen kimsin?