1990’lı yıllarda henüz bir lise öğrencisiydim. Şehirde 2-3 tane kitabevi vardı. Arada sırada gider, gözüme ilişen kitapları orada okurdum. Çok beğenmişsem ve cebimde para varsa alır, önce yolda sonra evde okumaya devam ederdim. Bir gün yine böylesi bir günde kitapçıya girip rafları süzmeye başladım. Gözüme, bildiğim bir bilim adamının kitabı ilişti. Kitabın adını şu anda hatırlayamıyorum fakat heyecanla açıp okumaya başladım. Kuantum fiziğinden ve diğer boyutlardan söz ediyordu. Anlattığı konuları anlamadığıma eminim fakat o anda anlamışım gibi geldiği için büyük bir sevinçle sayfaları tarıyordum. O gün başka bir kitap aldığım için o kitabı satın almadım ve hayatıma devam ettim.

Dün, o kitabın yazarı, Stephen Hawking aramızdan ayrıldı. Haberi duyar duymaz verdiğim ilk tepki korku oldu. Sonra derin bir üzüntü duydum. Bunun üzerinde düşündüğümde şunu fark ettim. Henüz ucunu bucağını bilmediğimiz, koskoca bir evrende yalnız başımıza duruyor gibi görünüyoruz ve Hawking neler olup bittiğini en iyi anlayanlardan birisiydi. Fakat artık yok. O yokken burada daha bi’başımıza kaldığımızı düşünüp bir anlığına korktum. Sonra insanlık tarihinin en iyilerinden birini kaybettiğimiz ve yola onsuz devam etmek zorunda olduğumuz için üzüldüm. Fakat o, ortalama bir insandan çok daha zor bir hayat yaşıyor olmasına rağmen umut doluydu. Bense bir umutsuzluğa kapılmıştım. İçimi bir utanç kapladı.

Sonra diğerleri aklıma geldi. Aramızdaki en iyilerin bir kısmı.

Beethoven duyma yetisini kaybettikten sonra müzik tarihinin en iyi eserlerinden birkaçını besteledi. Oyun teorisi ve diferansiyel denklemleri konularında yaptığı olağanüstü çalışmalarla bilinen John Nash şizofrendi. Frida Kahlo, geçirdiği çocuk felci ve diğer hastalıklar sebebiyle hayatı boyunca hayal edemeyeceğimiz ağrılardan mustarip olarak, dünyanın gördüğü en iyi ressamlardan birisi oldu. Ressam demişken, Van Gogh yoğun depresyonla yaşadı ve sonra intihar etti. Depresyon ve intihar konusu açıldıysa, hem komik olmak hem de komik olmamak (dram) konusunda Oscar almış ve besteleriyle Grammy kazanmış tek insan olan Robin Williams da bildiğiniz gibi aynı nedenle ve aynı şekilde yaşamına son verdi. Yazar ve politik aktivist olan Helen Keller hem görme, hem duyma hem de konuşma engelliydi. Koşu dalında pek çok rekora sahip Marla Runyan görme engelli olduğu halde olimpiyatları tamamlayan ilk insan oldu. Edison neredeyse tamamen duyma engelliydi. Soyadıyla bilinen mucit Ralph Braun’da müsküler distrofi vardı. Da Vinci’nin çalışmaları incelendiğinde disleksinin izleri görülür, ki Alexander Graham Bell de disleksiydi. Walt Disney’se öğrenme güçlüğünden mustaripti.

Daha devam edebilirim.

En iyilerimizin bir kısmı engelliydi. Fakat engelleri, kendilerine engel olmadı. Umutlarını bir şekilde devam ettirdiler.

Bazılarımıza dışarıdan bakıldığında engelli görünmüyorlar. Fakat kendilerine koydukları engelleri var.

Bazıları için hayat çok daha zor. Fakat onlar var güçleriyle ilerlerken senin umudunu yitirmeye, yerinde saymaya veya ilerleyecek gücü kendinde bulamamaya hakkın var mı?

İçimi bir utanç kapladı.