Hayatımda ilk defa yazdığım bir yazıyı kelimesi kelimesine okumanızı tavsiye ediyorum.

Medyada Sümeyye Boyacı’nın yüzme dalında Avrupa şampiyonu olması geniş yer buldu. Ben de ilham alıp bilime dayalı bir şeyler anlattım.

Bu şampiyonada dereceye giren ilk 8 kişinin 3’ü bizim ülkemizden. Sümeyye Boyacı birinci. Sevilay Öztürk dördüncü. Özge Üstün de sekizinci. Koskoca Avrupa’da.

Emeklerine, azimlerine, yüreklerine sağlık.

Sümeyye Boyacı 4.5 yaşında ayaklarıyla resim yapmaya başlamış. 6 yaşında Moskova’da resimleri sergilenmiş. 9 yaşındayken, Alexander Pushkin’in Altın Balık adlı kitabının Türkçe çevirisine bir resim vermiş. 11 yaşında Ebru sanatına başlamış. Ebru sanatından kazandığı parayla dikiş makinesi alıp kıyafetlerini söküp dikmeye, kendi istediği gibi tasarlamaya başlamış. Bu arada 10 yıl önce yüzmeye başlamış. Başka yarışmalarda dünya şampiyonluğu da var.

Sevilay Öztürk, 2003 doğumlu. 2010’da yüzmeye başlamış. 2014-2015 Bedensel Engelliler Türkiye Yüzme Şampiyonası’nda S6 kategorisinde (yaş grubunu tanımlıyor) Türkiye şampiyonu. 2016 Rio Paralimpik Oyunları’nda oyunlar tarihinin en genç sporcusu olarak –kolları olmadan- kelebek stilde dünya 8.si oldu. Bu yıl da Avrupa dördüncüsü oldu. “İnsan isterse her şeyi başarır.” diyor.

Özge Üstün 14 yaşında. %92 oranında bedensel engelli. Zamanında tedavi amaçlı yüzmeye başlıyor. Bu turnuvada Avrupa 8.si. Haftanın 6 günü, günde çift idman yapıyor. 100 metre kurbağalama Türkiye 1.si. 100 metre serbest, 50 metre sırt üstü, 50 metre serbest, 200 metre serbest dallarında Türkiye 3.sü. Türkiye rekoru var. Ve sıkı durun: Bugüne kadar 46 madalya kazanmış.

Buradan sonra uzun bir yazı yazabilirim. Fakat aslında ana fikrini “İki şeyden eminim.” yazımda vermiştim: Bir insan, istedikten sonra herhangi bir şeyi yapabilir, başarabilir. Yapmıyoruz çünkü rahat, rahat geliyor. Yeni bir şeye başlamak bizi rahatsız ediyor.

Bunun bilimsel bir nedeni var. Kabaca anlatırsam durum şöyle:

Vücudun fabrika ayarlarında “Savaş ya da Kaç” diye bilinen bir sistem var. Bundan 2 milyon yıl önce ormanda karşılaştığın bir aslan sırıtarak “benimki az pişmiş olsun” diye senin gözünün içine baktığında bu uyarı sistemi sayesinde hayatta kalabiliyordun. O uyarı sistemi olmasa “gel buyur abi, şuradan yemeye başla löp et, mis” diye aslanı buyur edebilirsin. Dolayısıyla bu sistem o zamandan bu zamana insanın evriminde olan bir savunma mekanizması. Bu yüzden de çok derinlere gömülü, çok eski ve çok çok güçlü.

Bununla birlikte beyinde Prefrontal Korteks denilen bir bölüm var. Bu arkadaş akılcı düşünce, mantıklı karar verme, planlama, problem çözme, birey olma ve odaklanma gibi bilişsel süreçlerin müdürü. Doğru hatırlıyorsam 70.000 senedir ortalıkta. Fakat –şaka yapmıyorum- hala tam olarak kullanamıyoruz. Zira bir önceki mekanizma adeta kadrolaşmış, her yerde tanıdıkları var. Bu yavrum daha çok toy olduğu için her zaman söz sahibi olamıyor.

Problem şu ki, bugün geldiğimiz noktada bu eski sistem sürekli tetikleniyor ve yeniye çok söz düşmüyor. Aslan kükremesi, ekonomik kriz, medya bombardımanı veya yeni bir şeye başlamak –erken kalmak, spora başlamak, kendi işini kurmak, vb.- beyin için belirsizlik durumudur. Bu yüzden böylesi durumlarda bu eski sistem “birader şu anki durum bildiğimiz bir şey değil, yeni. Bunun sonunu da bilmiyoruz. Vücudun bölünmez bütünlüğü, varlığımız, soyumuzun devamı tehdit altında olabilir. Al sana şuradan 1.5 porsiyon acılı stres hormonları. Burada mı yersin, paket mi yaptırayım?” diye devreye giriyor.

Savaş ya da Kaç” anlarında vücuttaki enerjinin büyük bir bölümü o birim zamanda sana lazım olmayan sistemlerden, seni hayatta tutmaya yarayacak sistemlere aktarılır. O an, söz gelimi, tırnağının uzaması gerekmez. O an hücre yenilenmesi yapman da gerekmez. Zaten bu yüzden sürekli yüksek stres altında olanlar çabuk yıpranırlar. Zira hücre yenilenmezse, vücut yenilenmez. Vücudun yenilenmeyi tamamen bıraktığı duruma da zaten ölüm diyoruz. Dolayısıyla bu yüzden “arada mola vermeyi ihmal etmeyin, gevşeme yapın, nefesinizi kontrol edin, spor yapın, doğaya çıkın” deniliyor. Zira stresten uzak durmak ve vücuda nefes aldırmak hayati önem taşıyor.

O an acil olmayanlardan enerjiyi aldık, o an bizi hayatta tutacaklara verdik. Nedir bunlar? Adrenalin salgıladık, kalbi hızlandırdık, ciğerlerdeki hava keseciklerini açıp nefesi sıklaştırdık, beyine daha çok oksijen göndermeye başladık, beyindeki duyu organları müdürü hazır ola geçip duyu organlarını daha keskinleştirdi, belirli damarları daralttık, kan şekeri deposunu boşaltmaya başlayıp kasları gerginleştirdik ve nihayetinde kortisol salgılamaya başladık ki vücut bu sefer tümden alarm vermeye başladı: Artık vücut titriyor. Diyorum ya, Savaş ya da Kaç sisteminin her yerde tanıdıkları var ve işini saniyelik zaman biriminde yapıp vücudu hazırlıyor. Artık aslan da, trafikteki çılgın da, “ekonomik krizin sorumlusu Amerika” da gelse ya kaçacağız ya da dilimizi üst dişimizin yardımıyla terse katlayıp kafayı gömeceğiz.

Çok güzel. Fakat bugünün dünyasındaki her durumda bu sistem işe yaramıyor. Ve daha önce de söylediğim gibi sürekli çalışmasının ölümcül sonuçları var. Ayrıca vücudun normal haline dönmesi 20-60 dakikayı buluyor. O zaman başka bir yola ihtiyacımız var.

Bu yol Prefrontal Korteks’in yolu: Sakin olmak, akılcı düşünmek, mantıklı karar vermek.

Peki bu kadar yoğun negatiflik varken bunu nasıl yapabiliriz?

İdman yaparak.

1. Önce doğru nefes almayı öğrenmek lazım. Nefes hayattır. Hayati hata yapmanın lüzumu yok. “Nefes alırken göğüs kafesin hareket etmesin, karnına nefes al” düşüncesi pek doğru değil. Bunun yerine nefes alırken göğüs kafesinin ve karnınızın her yöne şişmesi gerekiyor. Nefes verirken de daralması lazım. Kaldı ki bu da yetmiyor. Nefes alma, tutma, verme, durma ve tekrar alma zamanlarının değişkenlik gösterdiği çalışmalar var. Fakat ben bu konunun uzmanı değilim. Siz, rica edeyim, benden de değil; bu konuyu iyi bilenlerden öğrenip uygulayın, başınıza iş açmayın.

2. Sonraki adım yapmak istediğimiz şeyi iyice belirlemek. Başka bir örnek de verebilirim ama çok kişinin ortak kaygısı olduğu için paradan gidelim. “Para kazanmak istiyorum“. Kaç para? “Çok para.” Çok para diye bir para birimi yok. Tam olarak ne kadar? (Başka örnekler de vereyim: Tatile çıkmak. Nasıl bir tatil? Nereye? Kilo vermek. Kaç kilo? Ne kadar zamanda? Mantık şu: İstediğin şeyi iyice tanımla. Bir hedef ne kadar netse, insan beyni o kadar rahat çalışır.)

3. Neden? Tam olarak neden bunu yapmak istiyorsun? “İyi yaşamak için.” İyi yaşamak ne demek? Birine göre kimsenin olmadığı karlı bir dağda, odunlardan yaktığı ateşte yaptığı kahveyi yudumlarken manzarayı hayranlıkla izlemek de iyi yaşamak. Kimine göre en iyi mekanlarda yemek yemek iyi yaşamak. Diğerine göre bambaşka bir şey. Sana göre nedir tam olarak? Ve neden bunu istiyorsun? “Çevrem böyle. Geri kalmış, eksik hissediyorum“sa cevap, bence iyi düşünmekte fayda var.

4.  Bunu nasıl yapabilirsin? “Yapamam” yok. “Nasıl yapabilirim?” var.

5. Bunu en hızlı nasıl yapabilirsin? Daha hızlı yapmanın bir yolu var mı?

6. Bunu yapmak için kiminle konuşman, iş birliği yapman gerekir? Bir ekiple yapacaksan hangi işleri ekibe vereceksin? Hangi süreçleri sen yöneteceksin? Kontrol mekanizmaların nelerdir? Tecrübeyle söylüyorum: Görev dağılımı yaptığın işlere katkı yapmazsan o hedefi unut.

7. Buraya kadar hedefi iyi tanımladık ve bir plan yaptık. Şimdi bundan sonrası için alışılmışın dışında bir şey daha söyleyeyim: Yapmak istediğin şeyi her gün gözünde canlandır.

Nasıl yapacaksın? Süreçler nedir? Çevren nasıl görünüyor? Hangi sesler var? Nasıl kokuyor? Sen bu şeyi yapınca nasıl hissedeceksin? Gözlerini kapatıp bunları düşün. Kendini, aileni, çevreni, ülkeni, dünyayı. Hepsini bir bir canlandır.

Bunu tekrarladıkça stres veya belirsizlik ortadan kaybolacaktır. Bilinçaltı, bir deneyimin gerçekte mi yoksa hayalde mi yaşandığını ayırt edemez. (Bununla ilgili bilimsel çalışmaları okuyacak olanların “visualization effect basketball” diye Google’lamasını ve konuyu okumaya oradan başlamasını veya Dr. Joe Dispenza’nın videolarını izlemesini tavsiye ederim.) O çalışmaların özeti şu: Bir insan, bir şeyi yapmadan önce onu ne kadar gözünün önünde canlandırırsa, o işi başarma ihtimali artar. Bu yöntem, o şey için gayret göstermeye başlamadan önce o iş için gerekli olan nörolojik bağlantıların kurulmasını sağlar. Bu yüzden o şeyi yapmaya başladığı zaman beyin bunu yabancılamaz ve Savaş veya Kaç sistemini çalıştırmaya ihtiyaç duymaz.

Bunu bilim bilmeden önce eski toplumlar kullanıyordu. Zira bu son söylediğim yöntem binlerce senelik çok eski, çok kadim bir bilgi. Bütün bu 7 maddede anlattıklarımsa yabancı abilerden birinin yaklaşık 40.000 TL’ye bir haftalık zamanda verdiği eğitimin bir parçası.

Fakat ben yazıp söyleyince yapmıyorsunuz. Az kaldı boyayıp boyayıp 5 saati 8-10 bin TL’ye satacağım, ki belki o zaman değere biner.

Bir odadasınız. Kapılar kapalı. Fakat kilitli değil. Açın kapıları çıkın. Ne yapmak istiyorsanız onu yapın.

Engel sizsiniz. Başka da engel yok.