Cumartesi. Ofise geçiyorum. Sanayi Mahallesi tenha, aşağıdaki büfede sıra yok. Kahvaltımı çabucak mideye indirirken civarda çalışan bir matbaa sahibi sohbet açıyor. Biraz sohbet ettikten sonra izin isteyip yukarı çıkıyorum. Önümüzdeki aylarda 100 kişinin günde 8 saatini geçireceği 600 m²’lik koca alan bugün bir tek beni ağırlıyor. Demek insan çabuk alışıyormuş; bir kaç gündür burada olmama rağmen hem benden başka kimsenin olmaması, hem de taze çay bulamamak tuhaf geliyor. İlk gelen çayı koyardı, bugün tek gelen ben olduğuma göre çay sırası bende. Bilgisayar kendine gelirken ben de çayı demliyorum. 10 dakika sonra taze çay kokuları Habita’yı kaplıyor. Çayımı alıp işe başlıyorum.

Çalışmaktı, yemekti, molaydı derken saatler geçiyor. Sonra Internet’te bir şey ararken gözüme bir haber takılıyor. Haberde, Apple’ın önümüzdeki aylarda yapacağı bir projeden bahsediliyor. Okuyunca boğulacak gibi oluyorum, nefesim kesiliyor. Çünkü bu, bir süredir bizim de üzerinde düşündüğümüz, nasıl yaparız diye ciddi ciddi kafa yorduğumuz bir fikir. Canım sıkılıyor. Biraz hava değişikliğine ihtiyacım var. Bilgisayarın başından minderlere geçip rahat oturuyorum. Biraz sakinleşince hatırlıyorum; aslında bu ilk defa olmuyor.

Herkesin olduğu gibi bugüne kadar benim de aklıma pek çok fikir gelmiş:

Üniversite ve liseler için kırtasiye otomatları projesi; baktığın kişinin sosyal medya verilerini tarayıp anlamlı bir özet çıkaran Google Glass uygulaması; kol, bilek, el hareketleriyle şarj olan cep telefonu bataryaları projesi gibi yıllardır akla gelen nice tilkinin bir kısmını bir yere not etmişim, diğerleri hakkında biraz araştırma yapmışım, pek azı hakkında iş planı yapmaya başlamışım. Fakat hiçbirini sonuçlandıracak bir girişimde bulunmamışım.

Dolayısıyla bu fikirler uygulamaya geçmemişler, fikir olarak kalmışlar. Bir derdi çözmemiş, para getirmemiş, bir fayda sağlamamış, istihdam yaratmamış; özetle bir “iş”e yaramamışlar.

Dolayısıyla herhangi bir değer yaratmamışlar. Tekrarlıyorum; herhangi bir değer yaratmamışlar.

Değer yaratmadıkları için de beş para etmezler, değersizler.

Fakat benim bu yapmadığım fikirleri daha sonra birileri “değerlendirmiş“. Projelendirmişler, üretmişler, uygulamasını yapmışlar. O zaman bu fikirler değerlenmiş, değerlendirilmiş. İşte ancak o zaman bu fikirler beş para etmiş.

  • Mum ışığında oturan insanların pek çoğu eminim geceleri daha güçlü bir ışık kaynağını hayal etmiştir. Bunlardan sadece biri elektriği nasıl kullanacağını anlayacak, bir diğeri de ampulü bulacak kadar çok emek etti.
  • At sırtında kıta değiştiren insanların binlercesi bunun daha kolay bir yolu olması gerektiğini hayal etmiştir. Bunlardan sadece biri -ki o Henry Ford değil, Mercedes- ilk arabayı yapmayı başardı.
  • Pek çok kişi uçmak istedi. Fakat bunlardan sadece bi..

İyisi mi buna başlamışken hikayesini de anlatayım.

fikirleriniz bes para etmez 2

Samuel Pierport Langley diye birini duymuş muydunuz? Bugün adını pek kimse bilmiyor ama kendisi 1900’lerin başında oldukça başarılı ve ünlü bir adamdı. Harvard’da matematik profesörlüğü yaparken, Smithsonian’da da kıdemli  memur olarak çalışıyordu. İnsanlık tarihinin en zengin adamlarından biri olan Andrew Carnegie’nin ve telefonun mucidi Alexander Graham Bell’in yakın arkadaşıydı. Langley’in bir hayali vardı: İlk uçağı yapıp ona pilotluk etmek istiyordu. Hırslıydı. Üstelik ta o tarihlerde devletten 50.000 dolarlık bir destek almıştı. Tüm gözler üzerindeydi; nereye gitse medya ve halk tarafından takip ediliyordu. Zamanının parlak beyinlerini etrafına topladı ve çalışmaya başladılar.

Aynı tarihlerde, yaklaşık 500 metre ötedeki bir alanda, uçma konusunu kafayı takmış iki kardeş de kendi uçan makineleri üzerinde çalışıyorlardı. Onlar da Langley ve ekibi gibi hırslılardı ve sıkı çalışıyorlardı. Fakat herhangi bir yatırım ya da devlet desteği almamışlardı. Çevrelerinde (Plaza dilinde: Network’ü geniş) öyle ünlü simalar falan da yoktu. Üstelik kendileri de dahil olmak üzere ekiplerindeki kimse üniversite mezunu bile değildi.

17 Aralık 1903 tarihinde ilk uçağı yapıp onu uçuran insanlar Wright Kardeşler oldu. Samuel Pierport Langley, Wright Kardeşler’e gidip “Bizde para, medya ve hükümet desteği var. Bu uçma konusunda da şöylesi ilerlemeler kaydettik, gelin beraber devam edelim” demedi. Yapma nedeni ilk olmaktı. Kendisi ilk olamayınca bıraktı gitti.

O yeterlilik ve bilgi birikimindeki bir beyin takımı olarak belki de çok olumlu katkılar yapabilecekleri fikirler üretmişlerdi. Fakat Langley bırakıp gittiği için bildiğimiz tek şey o fikirlerin, fikir olarak kendisine kaldığı. Ve bu yüzden beş para etmediği.

Önemli olan fikirler, hayaller değil; bunların uygulamasıdır. Değerli fikir, kötü uygulamada çöp; değersiz fikir iyi uygulamada bakır olur. Hem fikir iyi, hem uygulama iyiyse de altın olarak karşımıza çıkıyor ki biz bugün bunları Google, Facebook, Uber, Instagram, Snapchat, AirBNB ve Tesla gibi isimlerle biliyoruz.

Ve bu isimlerin başarılı olmalarının sebebi daha önce denenmemiş fikirleri yapmış olmaları değil, daha önce denenmiş fikirleri daha iyi yapmış olmaları. Google’dan önce AltaVista gibi arama motorları; Facebook’tan önce hi5 ve Yonja gibi sosyal ağlar; Uber’den önce taksi/korsan taksi/VIP hizmet araçları; Instagram’dan önce Flickr ve Deviantart gibi fotoğraf paylaşma ve yorum yapma Internet siteleriyle birlikte mobil fotoğraf uygulamaları; SnapChat’ten önce Kik ve pek çok başka uygulama; AirBNB’den önce Couchsurfing ve Tesla’dan önce elektrikli otomobiller vardı. Bu firmalar halihazırda olan fikirleri daha iyi uyguladılar.

Fikriniz mi var? Şahane. Fakat muhtemelen aynı fikir pek çok insanın aklına geldi. Üstelik, gördüğünüz gibi, bugün artık uygulama iyi değilse de beş para etmiyor.

Uygulamayı nasıl yapacağınızı bilmiyor musunuz? Sorun yok. Bilen birini yönetici yapabilirsiniz? (Bunun için egodan vazgeçmek gerekiyor) Danışmanlık şirketlerinden (öhöm) hizmet alabilirsiniz? Zamanınız, bütçeniz ve sabrınız varsa deneye yanıla yıllar içinde öğrenebilirsiniz? (!)

İstedikten sonra çözüm çok. Yeter ki uygulamaya istekli olun. Ben yukarıda saydığım fikirleri uygulamak için yeterince istekli değildim çünkü bu isteği güçlü ve canlı tutacak nedenlerim yoktu. Belki sizin vardır. Ve belki bunlar yeterince güçlü nedenlerdir. Hatta; umarım bunlar yeterince güçlü nedenlerdir, yoksa birileri ilk olunca siz de vazgeçersiniz.

Minderler iyi geldi. Bunları hatırlayınca rahatladım. Çabalamayanın, üzerine düşmeyenin, kovalamayanın ben olduğumu fark etmek nefes aldırdı. Çünkü o zaman bu “elimde olmayan” bir durum algısından, benim kontrolümde olan bir durum haline geldi. Zira benim bu saydığım işleri yapmak için ihtiyaç duyduğum neden yeterince güçlü değildi. Fakat, örneğin, bana hiçbir maddi getirisi olmayan bu blogu yazmak için yeterince güçlü nedenlerim var. Bu yüzden yazıyorum. Başkaları da yazıyor. Hatta bazıları kaynak gösterecek ahlak seviyesinde bile olmaksızın, direkt çalıyor. Fakat ben yine de uygulamaya devam ediyorum.

Çünkü fikirler beş para etmez. Önemli olan sonuç belirlemek, plan yapmak ve bıkmadan, usanmadan, yılmadan çok çalışmak, zeki çalışmak ve en iyi şekilde uygulamaktır.

Bu yüzden bundan sonra fikrini hayata geçirmek için gece gündüz çalışmak yerine sağda solda “Uçan araba yapsak kesin tutar! Twitter’ın takla atanını yapsak kesin tutar!” diye gezineni görürsem direkt sormayı planlıyorum:

Peki hiç üzerinde çalışıp araştırdın mı; bunu Twitter neden yapmamış?

Dedim ya, minderler iyi geldi.
Bir nefes aldım.

 

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1, 2

2. Simon Sinek: How great leaders inspire action, YouTube.com

3. Start With Why, StartWithWhy.com