6 aylık İngilizce ve 1.5 yıllık Fransızca hazırlık sınıflarını bitirmiş, sonunda bölüme başlamıştım. Bölümde mikro ekonomi ve makro ekonomi derslerini ayrı ayrı alıyorduk. İlkinin hocası Uğur Korum, ikincisinin hocasıysa aynı zamanda bölüm başkanı da olan Nazmi Demir’di. Vefat ettiklerini duydum, nur içinde yatsınlar, ikisi de kendilerine has tarzları olan insanlardı. Özellikle Nazmi Hoca, kısa boyunu katlayacak şekilde her yana taşan yoğun enerjisi, dominant kişiliği, inanılmaz bir ekonomi bilgisi -zamanında Turgut Özal’ın ekonomi danışmanı olduğu söylenirdi, insanı delip geçen renkli gözleri ve ders anlattığı anlardaki fevri heyecanıyla hayatımda tanıdığım en ilginç insanlardan birisiydi. “Fırsat maliyeti” ya da daha az kullanılan şekliyle “alternatif maliyeti” konusu her ne kadar mikro ekonomi dersinin konusu olsa da, arada sırada bu kelimeyi Nazmi Hoca’nın kendine has tarzından duyduğum için bugüne kadar hep aklımda yer etti.

Fırsat maliyeti nedir?

Vikipedia diyor ki; “Fırsat maliyeti, herhangi bir malın üretimini bir birim artırmak için başka bir maldan vazgeçilmesi, feragatta bulunulması gereken mal ve/veya kazanç miktarıdır. Başka bir deyişle iktisadi bir seçim yapılırken vazgeçilmek zorunda kalınan ikinci en iyi alternatiftir.” Bu son cümle özellikle önemli çünkü bu konu sadece ekonominin konusu değil. Aslına bakarsanız çıkış noktasının da ekonomi olmadığı, sonradan ekonomi disiplinine uyarlandığı söylenir. Çıkış noktası ne olursa olsun, fırsat maliyeti günlük hayatta karar verme süreçlerimizi derinden etkileyen bir fenomendir. Örnekle anlatacak olursam;

  • Cuma akşamı evde oturmanın fırsat maliyeti dışarı çıkmak olabilir. Evde oturarak dışarı çıkmaktan feragat edersiniz.
  • Derse girmenin alternatif maliyeti okuldan kaçmak olabilir. Derse girerek okuldan kaçmaktan vazgeçer, iyi de edersiniz.

Bu konu anlatılırken verilen en popüler örnekse üniversite okumak ve hayata atılmak arasındaki seçimdir. Bu örnek aynı zamanda ilgili Vikipedia sayfasında da işlenmiş, ben de o örnek üzerinden gidip hesaplama yönetiminin esprisini anlatacağım: İyi bir üniversiteye gitmek size bir bakış açısı, bir vizyon verir. Düşünmeyi, olaylara farklı şekillerde bakmayı öğretir. İyi bir üniversiteye gitmezseniz bunları kaçırırsınız. Bunun en iyi ikinci alternatifi vasat bir üniversiteye gitmek ya da dağda barda gezmek değil; bir yerde çalışmaktır. Bu süreyi bir yerde çalışarak geçirirseniz her şeyden önce daha erken tecrübe sahibi olursunuz, daha erken para kazanmaya başlarsınız ve dolayısıyla sigortanız daha erken başlar. Üniversiteye giderek bu ikinci seçenekten vazgeçmiş olursunuz. Ne ki, bunu iktisadi olarak hesaplayabilmek için şöylesi şeyleri göz önüne almanız gerekir:

4 yıllık bir üniversiteye gitmenin fırsat maliyeti = 4 yıllık eğitim için harcanan para +  4 yıl bir yerlerde çalışılsaydı kazanılacak olan  para + 4 yıllık geç alınacak emeklilik maaşı

Bir şeyin gerçek ederi, onu elde etmek için nelerden vazgeçtiğinizdir. Çünkü aslında seçtiğiniz şeyi vazgeçtiğinizle ödersiniz.

İyi bir üniversiteye giderek baya bir paradan vazgeçiyorsunuz. Bu yıllarda çalışsaydınız da baya bir vizyon, kültür, bakış açısı ve düşünce biçiminden vazgeçecektiniz. Bütün tercihlerin kendilerince avantajları ve dezavantajları olur. İşin güzel yanı şu ki; bu avantajlar veya dezavantajlar kişiye, koşullara, yaşa, yere, önceliklere, vb. göre değişiklik gösterir. O halde biri için doğru olan bir karar, diğeri için son derece yanlış bir seçim olabilir.

Karar verme sürecinde fırsat maliyetini nasıl hesaba katabiliriz?

Fırsat maliyetinin ne olduğunu gördükten sonra gelelim asıl meseleye. Bazen hayatta öyle kararlar vermek gerekir ki; bunu basitçe yazı tura veya zar atarak yapamazsınız. Nerede yaşayacağınız; iş değiştirip değiştirmeyeceğiniz; evlenip evlenmeyeceğiniz; istifa edip kendi işinizi kurup kurmayacağınız; işinizi büyütüp büyütmeyeceğiniz; hepsi çok önemli, etraflıca düşünülmesi gereken kavşaklardır. O kavşaktan hangi yola sapacağınıza karar verip bir yola girdikten sonra bazen geri dönebilir, bazen geri dönemezsiniz. Bu yüzden karar vermeden önce bazı şeyleri hesaplamak iyidir. En azından ben faydasını görüyorum. Bunun için basitçe şöylesi bir şey yapıyorum:

  • Bir sayfaya her seçeneği alt alta yazın.
  • Yeni bir sayfaya koca bir “T” harfi çizin. Sağ üste “+”, sol üste “-” yazın. Bu ikisinin arasına bir önceki sayfadaki ilk seçeneği yazın. “+” tarafın altına bu seçimin artılarını, “-” tarafın altına bu işin eksilerini yazın. Detaylı olmak iyidir fakat ayrıntı profesörü olmakla kaybedilen zamanın pek de efektif olduğunu düşünüyorum.
  • Bir üstte anlatılanları, yeni bir sayfada, ikinci seçenek için yapın. Ne kadar seçenek varsa hepsi için yeni sayfalarda bu işlemi tekrarlayın.
  • Bittikten sonra hepsini belirli başlıklarda değerlendirin. Başlıklar herkes için değişkenlik gösterir. Örneğin ben bugün yaptığım egzersizde seçimlerimin artılarını ve eksilerini “zaman yönetimi”, “maddi kazanç”, “stres”, “sağlık” ve “mutluluk” başlıklarında değerlendirdim.

Bu yöntemle pek çok şeyin açıklığa kavuştuğunu göreceksiniz. Ne ki, bu rasyonel bir yöntemdir ve fakat hayatın akışını belirleyen zeka herhangi bir akıl yürütmeyle karar verilemeyecek kadar yüksektir. Bu yüzden bütün bu egzersizden sonra kendinize şöylesi sorular sorun:

  • 5 yıl sonra, 10 yıl sonra, 50 yıl sonra nasıl yaşamış olmaktan memnun olacaksınız?
  • Ne yapmış olsaydınız o zamandaki siz, bu zamandaki size teşekkür ederdi?
  • Bu hayatta ne yapmak istiyorsunuz?

En önemlisi, duymasını bilenler için ta en derinden, en içten gelen bir ses ne yapmanızı söylüyor? 

Önce bütün seçenekleri yazın, sonra rasyonel olarak ne çıkarsa çıksın, o iç sesi dinleyin. 50 yıl sonra yine buralardaysam bana teşekkür edersiniz 🙂