Altı farklı sektörde iş yapıyorlar. Toplam 50 kişilik bir ekipleri var. Konuşurken laf arasında gün içinde 4 toplantısı olduğunu söylüyor. Üçü İstanbul’da, biri İzmir’deymiş. Yarın da Ankara’da olacakmış. Ortağının da kendisi gibi 2 günde 3 şehir değiştirdiğini ya da 8 ay boyunca şantiyenin birinde işçilerle birlikte çamur içinde balyoz salladığını biliyorum.

Bir başkası da kendi cümleleriyle “gün oldu dükkandaki tuvaletleri temizledim, yeri geldi ciğeri beş para etmez insanlarla da muhatap oldum” diyor.

Diğerleri iki kardeş çalışıyorlar. Firmalarında yine 50 civarı çalışanları var. Kendi sektörlerinde Türkiye’nin en bilinen firmalarından biri oldular. Toplantı bittikten sonra kardeşlerden birini tabakları toparlamış, masayı temizlemiş, elinde çöpleri atarken görüyorum.

Bir diğeri henüz 34 yaşında olmasına rağmen Türkiye’nin uluslararası arenada en değerli şirketlerinden birini inşa etti. Kiminle konuşsam gece gündüz çalıştığını ve son derece tevazu sahibi olduğunu duyuyorum.

Bir başkası farklı alanlarda iş yapıp hepsinde başarılı olmuş. Şimdi yeni bir sektöre girmiş, sessiz ve derinden yatırımlar yapıyor. Konuşurken “Hiçbir zaman müşteri ayırmadım. “Bu ne de olsa satın almaz” diye düşünüp saygısızlık etmedim. Yeri geldi (bir terlik markasıyla çalışıyorken) yerlere kadar eğilip ayaklarına terlik de verdim, yeri geldi zarar da edecek olsam kargoyu kendi cebimden verdim. İş için her gerekeni yaptım, hiçbir zaman da gocunmadım.” diyor.

Bu insanların hepsi iş sahibi.

Hepsi çok çalışıyor. Hepsi her fırsatta işlerini büyütmek için çaba gösteriyorlar. Hepsi, bilerek, paralarının alabildiği en iyi hayattan daha mütevazi bir hayatı yaşıyorlar. Hiçbirinin sosyal medyada caka satan pozları yok. Hiçbiri sabahlara kadar o bar senin bu bar benim gezmez. Hiçbiri müşteriye saygısızlık yapmaz ve onun zekasına hakaret etmez. Hiçbiri işleriyle ilgili herhangi bir şeyi küçümsemez.

Bu insanların hepsi iş sahibi. Fakat hiçbiri girişimci değil.

2011 yılında kendi işimi kurduğumda ayaklarımı uzatıp patronculuk oynayacağımı zannediyordum. Öyle ya, istediğim saatte istediğim kadar çalışacak ve artık kimseden emir almayacaktım. Bunun sebebi belki az zamanda çok büyük mobbinglere maruz kalmış olmaktır, bilemiyorum. Zaten önemli de değil çünkü artık girişimci olmuştum. Sağda solda “iyi günler ben girişimciyim” diye gezdiğimden de değil hani, sadece kendi içimde bir patronaj hissi vardı: Müşteriler kendi işlerini bilirlerdi ama benim işimi bilmek hadlerine değildi. Bu yüzden kendi kurallarıma göre işimi yapmak ister, karışana da içten içe kızardım. Bir de satış yapmaz, yeni müşteri falan aramazdım. Ben bu tür şeylerden daha iyiydim. Patron dediğin öyle satış gibi “küçük işler”i yapmazdı. O bundan daha “üstte” bir şeydi. Ne de olsa kafam çalışıyordu, iş konusunda da bilgiliydim. Birkaç iş de üst üste gelmiyor muydu zaten? Hele şu elimdeki işleri bir tamamlayayım, onlar da beni başkalarına tavsiye edecekti. Bak, şimdiden 1-2 ediyorlardı bile? Etmeyenin de kendi kabahatiydi. Onlar reklamcılığın aslında ne demek olduğunu anlayacak durumda değillerdi. Neyse, kusura bakmayın ama şimdi çıkmam lazım. Bu hafta üçüncü kere Boğaz’da yemek yemeye gidiyorum. Çünkü patron olmak bunu gerektirir.

Tahmin edersiniz ki bir süre sonra gerçek hayatın böyle bir yer olmadığını öğrendim. Yine tahmin edersiniz ki bu çok da şenlikli olmadı.

Şimdi arka arkaya böyle anlattığımda “e herhalde yani?” diye düşünebilirsiniz. Fakat şu an hayatın hangi alanında hata yapıyorsanız muhtemelen sizin de bunun farkında olmadığınızı (bunu okuyunca içinizden “ben hata yapmam ki” diye geçtiyse bir durup düşünün derim), ancak sadece geriye dönüp baktığınızda bunu görebildiğinizi hatırlatırım. Bir de geriye dönüp hayatını irdeleyen insan sayısının az olduğunu; bu sürece objektif bakabilenlerin sayısının daha az olduğunu; sürecin sonunda ders alabilenlerinse çok daha az olduğunu da hatırlatırım.

Ben bunların kaçını fark edip, irdeleyip, objektif bakıp ders alabildim bilmiyorum ve fakat elbette bu olaylardan cebimde taşıdığım dersler var. Ne ki, bu “şöyle oldu, böyle oldu” diye guru guru anlatıldığında sadece kulaklar arası sirkülasyon yapıyor. İnsan ancak başından geçince sindirerek öğrenebiliyor.

Bu yüzden sözün özü şu:

İşinde gücünde, doğru düzgün girişimci olmakla pozlara girip kaykıla kaykıla girişimci olmak arasında farklar vardır.

Siz ayakları yere basan, değer üreten, istihdam yaratan, sorumluluk sahibi bir iş sahibi olun.

Girişimci olmayın.

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1