Bazı web sitelere girdiğinizde aradığınız şeyi daha kolay bulduğunuzu, bazılarının diğerlerinden daha hızlı çalıştığını ve Google’da bir şey ararken bazılarının daha üstlerde, diğerlerinin daha altlarda ve sonraki sayfalarda listelendiğini gözlemlemişsinizdir. Bir yandan bütün bunların nedenlerini, diğer yandan da Internet’te var olmak için bilinmesi gerekenleri anlatacağım birkaç bölümlük yazı dizisi yazmayı ne zamandır düşünüyordum. Bütün bu yazılarda çok fazla teknik detaya girmeden bir iş sahibinin ihtiyacı olacak ve/veya genel kültür amacıyla bilmek isteyenler için gereken bilgileri aktarmak istiyordum.

Evet bazı okuyucular ve girişimciler “Internet’in kitabını yazar” seviyede bilgi sahibi. Bu yüzden bazılarımız herkesin belirli konularda bilgi sahibi olduğunu düşünüp ona göre hareket edebilir fakat pek çok konuda kendi çevreniz ile genel seviye arasında büyük bir fark olur. Örneğin pek de “genel kültür” olarak kabul edilmeyen fakat dünyanın en önemli konularından biri olan ve insanın temel ihtiyaçlarını karşılayan tarım ve hayvancılık konusunda ben çok yetersizim. Birileri bu konuda bir şey anlatsa muhtemelen yerine oturtamam. Bu yüzden biz de burada en baştan başlayacağız. Söyleyeceklerim teknik olarak hiçbir şey ifade etmeyebilir fakat ben her şeyi mümkün olduğunca basitleştirerek anlatmaya özen gösteriyor olacağım.

Internet sitesi mi yoksa web sitesi mi? Internet, alan adı, domain, hosting, server; bütün bunlar ne demek?

Şimdi, her şeyden önce Internet sitesi diye bir şey yok. Doğru tanımlaması “web sitesi“. Peki nedir bu web sitesi? Nasıl ki hepimizin bilgisayarında, tabletlerinde ve telefonlarında mesajlar, müzikler, resimler ve videolar varsa; bir web sitesi de bir bilgisayarda belirli bir isimle depolanan görsel, yazı ve video gibi dokümanların bütününe verilen isim. Bu bilgisayarlar bizim evlerde kullandıklarımızla karşılaştırılmayacak kadar güçlü ve Internet’e çok hızlı bağlanabilecek şekilde tasarlanmış özel makineler. Kendilerini tanımlamak için onlara “server” ya da Türkçesiyle “sunucu” diyoruz. Üstelik Internet sayesinde bizim cihazlarımızla ve kendi aralarında iletişim kurabiliyorlar. Bu makineler hafızalarında bulunan bilgileri görmemiz için bize hizmet veriyorlar. Zaten İngilizcedeki “server” kelimesi aynı zamanda “hizmet veren” anlamına geliyor. Verdikleri hizmeti gözümüzün önüne getirebilmek için her bir ev ve iş yerinde bulunan bilgisayarlardan, tabletlerden ve cep telefonlarından bu makinalara düz bir çizgi çekelim. Milyonlarca makinadan diğerine çizgi çekmeye başladığımızda bir yerden sonra bir “ağ” elde etmiş oluruz. İşte “web” ya da Türkçesiyle “ağ” ismi de buradan geliyor.

Biz her bir web sitesine girdiğimizde, aslında bir bilgisayarın içinde bulunan dokümanların en güncel halini görüyoruz. Bu dokümanlar bize bir anlam ifade edecek şekilde tasarlanıyorlar. Bunu beyaz ve boş bir sayfa olarak düşünebiliriz. İstediğimiz yerine resimler çizip, fotoğraflar yapıştırıyor ya da yazılar yazabiliyoruz. Üzerinde yazı, görsel ya da video bulunan bir parşömeni dijital ortamda düşündüğünüzde bunun adına bir web sayfası diyoruz. Web sayfalarının birleşimine de web sitesi diyoruz. Mesela siz şu an “Internet Hakkında Temel Bilgiler” adlı sayfayı okuyorsunuz. Bu sitede bu sayfadan başka şimdilik 60’ın üzerinde sayfa var. Hepsini bir arada görebilmek için de www.erendiril.com adresine giriyorsunuz ve bazı siteler gibi bu web sitesi de kullandığınız ekranın boyutuna göre tasarımını şekillendirip burada bulunan bilgilere en kolay şekilde ulaşmanızı sağlıyor -ki bunu sonraki yazılarda anlatacağım.

Bir web sitesindeki dokümanlar içinde bulundukları bilgisayarların hafızalarında bir yer, bir alan kaplıyorlar. Hangi alanın hangi web sitesine ait olduğunu anlayabilmek için de her birine bir isim veriyoruz. Alan adı ya da İngilizcesiyle Domain Name tabirleri de buradan geliyor. Bunu koskoca bir arazide çitlerle çevrilmiş küçük bir tarla olarak düşünebilirsiniz. Çitlerin üzerinde bu alanın kime ait olduğu yazıyor. Daha önce alınmamışsa siz istediğiniz alan adını alabiliyorsunuz. Örneğin benim çitlerin üzerinde ErenDiril yazıyor fakat Facebook, Hurriyet ya da aklınıza gelen bütün sitelerin isimleri de kendi çitlerinin üzerindeki isimler. Kurum, kuruluş, organizasyon, marka ve bireyler; kısacası herkes, karışıklığı önlemek için dijital ortamda da kendi ismini almaya çalışıyor. Bildiğiniz gibi isimlerin sonunda belirli kısaltmalar var. Örneğin sondaki “com”, İngilizcedeki “commercial” yani “ticari” demek. Devletlere ait sitelerin sonunda “gov” var. Bu da İngilizcedeki “government” yani “devlet” kelimesinin kısaltması. Üniversitelerin sonundaysa “edu” var ki o da İngilizcedeki “education” yani “eğitim” kelimesinin kısaltması. İsmin başındaki “www” ve sonundaki “com” gibi kısaltmalar bize sitenin türü hakkında bilgi veriyor. “http://wwww.Siteİsmi.com” şeklinde yazılan bütün bu yapıya da “URL” ya da “site adresi” diyoruz ki bu kısımlar teknik meselelere geçiş olduğu için buraya girmeyeceğim.

Bizim çitlerle çevirdiğimiz bu küçük tarla, az önce de söylediğim gibi kocaman bir arazinin üzerinde. Bütün bu arazinin sahibi başka birileri. Fakat zamanında “ben uğraşamam hepsini kiralamakla, birileri gelsin topluca benden kiralasın. Sonra da istiyorlarsa başkalarına kiralarlar. Bu başkaları da bu alanı istediği gibi değerlendirsin” demiş. Bazı şirketler de gidip büyük araziler kiralamışlar. Şimdi de bize yeniden kiralıyorlar. Dolayısıyla bu tarlanın sahibi biz değiliz, sadece sene bazında kiralıyoruz. Bu işleme İngilizcesiyle “hosting” deniliyor. Türkçe meali de “ev sahipliği” ya da “barındırma” demek. O halde birileri bizim dokümanları kendi güçlü bilgisayarında “barındırmak” için bizden bir ücret istiyor. Keza sitenin ismi için de yıllık bir para ödüyoruz ki başkası gelip bu ismi almasın. Örneğin içerik üreten başka Eren Diril’ler de var fakat dijital ortamda bu ismi ben kiraladığım için onlar erendiril.com’u kullanamıyorlar.

Gelelim Internet‘in ne olduğuna. Internet kelimesi aslında bir kısaltma. Gramer kurallarına göre kısaltmalarda her kelimenin ilk harfi büyük harfle başladığı için ben de her seferinde buna özen göstermeye çalışıyorum. Kelimenin açılımı “Interconnected Networks” veya Türkçesiyle “birbirleriyle kendi içlerinde bağlantısı olan ağlar” anlamına geliyor. Az evvel her bir web sitesinden diğerine düz bir çizgi çekmeyi anlatmıştım. İşte bu çizginin çekilebildiği teknolojinin adı Internet. Üstelik sadece web sitelerinin oluşturduğu ağın değil, aynı zamanda bir cep telefonundan diğerine görüntülü konuşma yapmak gibi teknik olarak farklı şeyler ifade eden ağların da içinde bulunduğu bir teknolojiye verilen isim. Internet için kısaca “pek çok ağı birbirine bağlayan ağ” gibi bir tanım yapabiliriz.

Peki bunları neden anlattım?

Reklamcılıkla uğraşırken, iş sahiplerine online projelerden bahsettiğimde anlatılan şeylerin havada kaldığını fark etmiştim. Bu da oldukça normal bir durum. Yeni bir şeyi anlamlandırabilmek için daha önce bildiğimiz belirli konularla bağlantı kurmamız gerekiyor. Şu an biri bana kuantum mekaniğini anlatsa, bunu anlayabilmem için önce kimya, fizik ve matematik disiplinlerinin belirli bilgilerini biliyor olmam lazım ki bir şey ifade etsin. Aynı şekilde ben de reklam ve tanıtımı anlatırken semt pazarlarından örnek veriyorum çünkü bu hepimizin bilip gördüğü ve bu sayede bağ kurabildiği bir şey. Sonraki yazılarda anlatacaklarım için bir temel oluşturabilmek adına da bu yazıyı yazdım.

Bütün bu konuların girişimcilikle ilgisi nedir?

Bütün olan bitene daha geniş bir açıdan bakacak olursak; Sanayi Devrimi’yle başlayan süreç bize teknolojik yenilikleri hızlandırma imkanını verdi. Elbette ateşi ve yazıyı bulmak ya da matbaayı ve tekerliği icat etmek de oldukça önemli gelişmelerdi fakat -nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama- 2.5 milyon yıldır ortalıkta dolaşan insanoğlu, geçmişte icat ettiğinden daha fazla şeyi son 150 yılda icat etti. Bu hızlı gelişme de bize 1980’lerin ikinci yarısında başlayan Bilgi Çağı’nı getirdi. Bilgi Çağı başladıktan sonra, 1991 yılında, hayatımıza giren web siteleri sayesinde bilgiye ulaşmak daha önce olmadığı kadar hızlandı. Çok değil, bundan sadece 25 sene önce ben merak ettiğim bir şeyi evde bulunan ya da satın aldığım kitap ve ansiklopedilerden ve nadiren de olsa İl Halk Kütüphanesi’nden okuyarak öğreniyordum. Bugünse cebimde bulunan küçük bir makine sayesinde istediğim her yerden istediğim her şeyi okuyabilir ve hatta izleyebilirim.

Bu hızlı değişime ayak uyduran kurum, kuruluş, firma ve bireyler zaten çoktan Internet’teki yerini aldı. Kendi tanıtımlarını her geçen gün daha çok dijital dünyaya taşıyorlar. Ayak uydurmayanlarsa yavaş yavaş yok oluyor. Çünkü rakamlar gösteriyor ki insanlar bir şey almadan önce Internet’i kullanarak bilgi sahibi oluyorlar. Eğer biz o bilgi alınan yerde bulunmuyorsak bizi görmeden ihtiyaçlarına ulaşıyorlar.

İşte burada size güzel bir haberim var. Geç kaldığımız bir gerçek fakat hala çok geç değil. Bugün büyük firmalar reklam bütçelerinin büyük bir bölümünü televizyon ve billboard reklamlarına ayırıyorlar. Peki aranızda reklam izleyen var mı? Yoksa yıllardır kanalı değiştiriyor musunuz? Ya da reklam arasında Facebook, Instagram, Twitter ve Snapchat’te olan biteni mi izliyoruz? Toplu taşıma kullanırken, takside veya arabada yolcu koltuğundayken teker teker billboard’lara bakan kaldı mı? Yoksa sürücüler de dahil olmak üzere herkes telefonuyla mı ilgileniyor? Fakat büyük firmalar hala bütçelerini buralarda yakıyorlar. Henüz bütün bütçelerini dijital ortama aktarmadıkları için de online reklamcılık nispi olarak daha ucuz.

Diğer yandan büyük firmaların bir kısmının hala güncel ve doğru çalışan bir web sitesi yok. Olanların büyük bir kısmının sosyal medya iletişimi çok zayıf. Internet’te hala banner reklamları veriliyor fakat bunun bile etkisinin azaldığı görülüyor. Örneğin 24 yaşının altındaki insanların web sitelerinin sağ tarafını görmediğini anlatan çalışmalar var. O kısım her zaman banner reklamları için kullanıldığından bir yerden sonra göz görmez oluyor.

Sezar’ın hakkı Sezar’a: Yaptıkları iletişimle dünya çapında örnek gösterilen markalarımız var. Evet, teknoloji kullanımında dünya liginde olan şirketlerimiz var. Fakat bana sadece sosyal medyayı olması gerektiği gibi kullanan 500 tane firma sayabilir misiniz? 200 tane sayabilir misiniz? Genele baktığınızda Türkiye’de Periscope kullanımı Avrupa’daki bazı ülkelerin toplamı kadar. Peki eğri oturup doğru konuşalım: Biz bu teknolojiyi bacağını açan insanları izlemek için mi kullanıyoruz yoksa işimizde değer üretmek için mi?

Sanırım cevapları biliyoruz. İşte bu yüzden bir fırsat var. Hala sitemizi yapmak ya da blogumuzu yazmak için ve sosyal medyayı kullanıp müşterilerimize ulaşmak için çok büyük bir fırsat var. Çünkü eşik çok düşük ve bu yüzden bu tür şeyleri düzenli olarak yapanlar 6 ay – 1 sene gibi kısa sürelerde göze çarpıyor.

İşte bu yazı dizisini de bunun için yazıyorum. Internet dediğimiz şey daha 25 yaşlarında bir genç. (Tarihinin daha eski olduğunu biliyorum, genel kullanımdan bahsediyorum.) Sosyal medyaysa 10 yaşında bir çocuk. Bir sonraki aşamalar “şeylerin Internet’i” ve “sanal gerçeklik” denilen teknolojiler fakat onlar daha konuşmayı yeni öğreniyorlar. Burada büyük fırsatlar var. Ümit ediyorum ki her geçen gün daha çok girişimci bu fırsatları değerlendirecek. Ümit ediyorum ki teknolojiyi potansiyel müşterilerine ulaşmak ve en iyi hizmeti vermek için kullanacaklar.

Ve ümit ediyorum bu girişimcilerden biri siz olacaksınız.

 

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1, 2