Sanırım hikayeyi biliyorsunuz. Nasrettin Hoca bir gün göl kenarına gider. Yanındaki yoğurdu kaşıklarla alıp göle karıştırır. Yoldan geçen biri hocaya ne yaptığını sorar. Hoca durumu izah edince yoldan geçen “hoca, göl hiç maya tutar mı?” diye itiraz eder. Hoca da “ya tutarsa?” diye cevap verir.

Bir de benden dinleyin. Sonrasında o yoldan geçenin o soruyu neden sorduğunu anlatacağım.

Geçtiğimiz hafta, çevremden farklı yaş grubundaki insanlara “hayatınızda hiçbir para, imkan, bir şey derdi, tasası olmasaydı ne yapardınız?” diye sordum. Büyük oranda tek bir cevap aldım: “Gezerdim.

Sonra neden gezmediklerini sordum. “Nasıl olacak o iş?” dediler. Daha önce bu konuda çokça yazılar yazmıştım. Aynı şeyleri tekrarlamak yerine şuraya bu yazılardan birinin bağlantısını bırakayım, görmemiş olanlar okumuş olurlar. Biz konumuza dönelim. Yapmak istediğimiz şeyler konusunda bir adım bile atmıyoruz çünkü aslında bunun olacağına inanmıyoruz. Ben de bugün size şunu soruyorum:

Ya olursa? 

Ya olursa fakat siz inanmadığınız için hiç başlamadıysanız?

Ya belki bugün başlasaydınız olacaktı ama sırf bir hafta daha ötelediğiniz için fırsatı kaçıracaksanız? Fark edilmeden kaçan fırsatlar hakkında daha önce lezzetli bir yazı yazmıştım, onu da buraya bırakayım. Bir de üzerine bir örnek vereyim.

Bugün başladınız. Belki 3-4 gün sonra bu konuda yeni bir şey öğrendiniz. Belki o günlerde iş, arkadaş, hobi ortamında biriyle sohbette denk gelecek; yeni öğrendiğiniz konuda bir şey söyleyeceksiniz. “Aa falanca da bu konuda bir şey yapıyordu. Sizi tanıştırayım belki birbirinize faydanız olur” diyecek. Falancayla görüşeceksiniz ama kimyalar tutmayacak. Fakat yeni bir şeyler öğrenmiş olarak döneceksiniz. Sonra, istediğiniz konuda önünüze gelen fırsatları, bu falancadan öğrendikleriniz sayesinde değerlendirebileceksiniz. Fakat haftaya başlamış olsaydınız belki bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. O falanca belki ülke dışında olacaktı.

Çok mu kurgu geldi?

🙂

Bundan uzun bir süre önce bir gün, iş çıkışında yakın bir arkadaşımla Beşiktaş’taki bir mekanda buluştuk. İçerisi tıklım tıkış olduğundan, birbirini tanımayan insanlar yan yana masalarda oturuyor, herkes kendi grubuyla sohbet ediyordu. O an denk geldi, 6 kişilik bir masa boşa çıktı. Sıra bizde olduğundan o masayı bize tahsis ettiler. Sonrasında 2 kişi daha geldi, izin isteyip oturdular. Gelenlerden biri, bir süre sonra, arkadaşımın masadaki karton alışveriş çantasının üzerindeki logoyla ilgili bir şey sordu. Sonra açıkladı: “Birazdan gelecek arkadaşımız bu konuyla çok ilgilidir. Bu yüzden dikkatimizi çekti:)

Birazdan oldu. Arkadaşları geldi. Bir süre hoşbeş ettikten sonra ona çantayı gösterdiler. Genç kardeş bize dönüp bu konuda bir şeyler sordu. Sonra konu ne iş yaptığımıza geldi. Daha öncesinde butik bir reklam ajansım olduğunu, şimdilerde girişimcilere eğitim ve danışmanlık verdiğimi söyledim. Gözleri parladı. O da kendi hikayesini anlattı. Boğaziçi’nde mühendislik okurken, bu bölümün kendisine göre olmadığını fark etmiş. Gezmek istemiş. Bir gezi turuna katılmış. Tur boyunca kendi kendine “bu işi yapabilirim aslında…” diye düşünmüş. Döndükten sonra bu konuda çalışmaya başlamış. O günden beri o rotalarda turlar düzenliyormuş. Hikayesini bitirince sordu; “bir müsaitlikte görüşebilir miyiz, danışmak isterim?” O dönem “yapılacaklar listesi” daha sakin olduğu için o müsaitliği yaratabildik, görüştük. O bana danıştı, ben de uzun uzun anlattım. Bu arada sorduğu sorulardan bir tanesi, o anda kendimle ilgili bir şeyi fark etmemi sağladı. Hala arada o sorunun üzerine düşünür, o an verdiğim cevabın yolunda ilerleyip ilerlemediğimi ölçmeye özen gösteririm.

Demem o ki, o kişi zamanında gerekli adımları atmamış olsaydı; biz o gün oraya gitmemiş olsaydık; o gün arkadaşları benimle ve CEO donanımlı ve görünümlü arkadaşımla iletişim kurmaktan çekinmiş olsalardı; genç kardeş o arada ülke dışında turda olsaydı; veya o günkü sohbetten sonra görüşüp danışmak istememiş olsaydı; ne ben o soruyu duyacaktım, ne o anlattıklarımı öğrenecekti ve ne de aylar sonra içinden çıkamadığı bir durum olduğu o gün telefonla arayıp 2 saate yakın süren konuşmanın nihayetinde sorununu çözebilecekti.

Fırsat kapıyı çaldığında, ancak hazırlanmış olanlar cevap verebilirler. Hazırlıksız yakalananlar ya içeri buyur edemeyecekler, ya da zaten kapının çaldığını bile duymayacaklar. Yukarıda verdiğim ikinci bağlantı, çok ünlü bir adamın bu konudaki bir hikayesini anlatıyor. Bir bakın derim.

Peki, bir de tersten gidelim.

Ya olmazsa? Ya o konuda bir şeyler yaptık fakat olmadı. O zaman ne olacak?

Önce şunda hem fikir olalım: Herhangi bir insan, gereğini yaptıktan sonra, doğanın kurallarına uygun olan herhangi bir şeyi yapabilir. Yapmıyor olmasının nedeni, rahatın rahat geliyor ve konfor alanından çıkmanın insana zor geliyor olması. Bundan eminim.

Fakat neyse ne, bir şekilde olmadı işte. O zaman ne olacak?

Ya aptal durumuna düşersem?

Ne için? İnsan istediği şeyin peşinden gittiği için aptal durumuna düşüyorsa, istemediği bir hayatı yaşamış olanlara ne diyoruz?

Ya eleştirirlerse?

Kim eleştirecek?

1. Hiçbir zaman isteklerini kovalamamış insanlar.

Buna cevap vermeme gerek var mı gerçekten… Bence yok ama kısaca söyleyeyim: Bu insanlar senin gittiğin yolu bilmezler. Çünkü o yoldan hiç gitmemişler, hiç denememişlerdir. Korkmuşlardır veya rahatlarını bozmak istememişlerdir. Hatta belki de öyle bir yolun varlığından bile haberleri yoktur. Yani konuyla ilgileri yoktur, bilmezler. İnsan bilmediğinden de korkar. Bu yüzden senin yapmana engel olurlar. Süreçte veya istenmeyen sonuçta da “ben demiştim” derler.

Beni, durumumu ve gittiğim yolu bilmeyen insanlar böylesi şeyler söyledikleri zaman gülümsüyor ve/veya “doğru diyorsun” diyorum. Fakat düşüncelerine çok da itibar etmiyorum. Tavsiye ederim.

2. Bir yere kadar kovalamış, sonra vazgeçip bırakmış insanlar.

Bu insanlar birkaç kere denemiş, sonra pes etmişlerdir. Nihayetinde istediklerini söyledikleri sonuca ulaşamamışlardır. Tarih, sırf 10 metre daha kazmadığı için büyük altın rezervlerine ulaşamamış insanlarla doludur. (bkz. R.U.Darby)

Bu insanlar, en iyi ihtimalle, kendileri denediler ve olmadı. Bu yüzden canları yandı. Şimdi sizin de canınız yansın istemiyorlar. Bu en iyi ihtimal. Kötü ihtimallere şimdi girmeyeyim, kitap olur.

3. Aslında istediklerinin, istediklerini söyledikleri şey olmadığını bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen insanlar.

Ben aslında avukat olacaktım!” Neden? Haksızlığa tahammül edemediği ve bu konuda insanlara yardımcı olmak istediği için miydi? Yoksa büyürken yeterince saygı görmediği için miydi? Belki de bu ikincisidir. Aslında tek ihtiyacı olan söylediğinin dinlenmesi, ona saygı gösterilmesiydi. Fakat belki de o bunun farkında değildi. Bunu bilmiyordu ve bilmediğini de bilmiyordu. Ve hayat zor yerden sorunca pes etmiş, avukat olmamış, başka bir şey olmuştu. Bu günlerde hala o saygıyı göremiyor. Bu yüzden ağzında acı bir tat var. Ve ağzından çıkanlar acı geliyor.

Bir insan bir şey söylerken, söylediği şeyi, kendi bakış açısıyla, kendi gerçekleriyle söyler. Dünyayı nasıl görüyorsa, öyle anlatır. Karşımdaki kişi kendisini bilmiyor ve bilmediğini bilmiyorsa yine de gülümsemeye çalışıyorum. Bunu yeni yeni yapabiliyorum. Yaptıkça görüyorum ki hem karşımdaki mutlu oluyor, hem de benim başım ağrımıyor.

4. Hayallerinin peşinden gitmiş ve onu elde etmiş insanlar veya hala pes etmeyen, kovalayan insanlar.

Bu insanlar bir işin yapılıp yapılamayacağından değil, ancak sizin yapıp yapamayacağınızdan şüphe edebilirler. Zira, pek de istediğinizi söylediğiniz şeylerin gereğini yapıyor gibi görünmüyor olabilirsiniz.

Bu insanları iyi dinlemenizi öneririm. Hele ki halden anlıyorlarsa, empati yapabiliyorlarsa, yardımcı olmaya çalışıyorlarsa; alınmadan, gücenmeden dinlemenizi öneririm. Çok yararlanırsınız, çok öğrenirsiniz.

Şimdi bu konuları temizlediysek son bir şeye gelelim.

Ya denersem ve olmazsa? Ne kaybederim?

Para mı? Parayı geri kazanırsın.

Zaman mı? Bilmem. Ya bütün bu süreçte öğreneceklerin, asıl aradıklarınsa?

Bana, aslında senin için iyi olanın, sonuçta elde edeceklerin değil de süreçte gördüklerin olmadığını garanti edebilir misin? Sürecin sana öğrettiklerinin, sonrasında seni hayallerinin ötesine taşımayacağını ispatlayabilir misin? Hayır. Çünkü bilmiyorsun. Ben de bilmiyorum. Hoş, bir fikrim var ama bu önemli değil.

Ya tutarsa?

Sözün özü:

Bir tek sağlığınızdan olmayın. Kalanı hikaye.

Başlayın.