Henüz yirmili yaşlarının başında. İnsan gibi yemek yemiyor. En büyük boy iki pizzayı dürüm yapıp yediğini gözlerimle gördüm. Ne bulursa yiyor. Fakat hala bir deri, bir kemik. Bünyesi, yapısı, yaşam şekli buna uygun. Çok hareketli olduğu için sağlıksız bir şekilde kilo almıyor.

Bir başka biri var. Veganmış. Et, süt, peynir gibi hiçbir hayvansal besini tüketmiyor. Sağlıklı olduğunu, kan ve diğer değerlerinin normal olduğunu söylüyor. Proteini, çeşitli bitkileri çimlendirerek alıyormuş. Bunca yıl böyle beslenmediğim için bana pek uymadı fakat yine de bir deneyeyim dedim. 5 gün zor dayandım. O bitkileri çimlendirecek, kendime özel yemekler yapacak zamanım, isteğim, donanımım ve yaşam şeklim yok. Bana uymadı.

Bir başkasına bakıyorum. Neredeyse sadece et ve yumurta tüketiyor. O eski savaşçı Spartalılar böyle besleniyormuş. Bu yüzden o da öyle beslenmeliymiş çünkü çok ağır vücut geliştirme idmanları yapıyormuş. Onun da kan değerleri normalmiş. Bir deneyeyim dedim fakat yeme programını görünce midem kaldırmadı.

Evrimsel olarak geldiğimiz bir nokta var. Bu noktada insanoğlu hepçil olarak evrilmiş bir canlı türü. Hepçil veya İngilizcesiyle “omnivore” ve Latincesiyle “omnivorus”, hem et hem de ot yiyen hayvan demek. Bu kelimeler “Omnis” kelime kökünden geliyor. “Omnis”in anlamı “hepsi” ve “her şey” demek. Hepsinden yiyen, her şeyi yiyen; hepçil.

Elbette bu konuyu ahlak ve sağlık açısından inceleyebilir, yüzde kaç oranında yaş meyve sebze yerseniz gözlerinizdeki renk pigmentlerinin değiştiğini hesaplamaya çalışabilir ve bu konudaki örnek vaka analizlerinin üzerinde konuşabiliriz. Fakat bu yazının konusu bu değil. Bu yüzden konuya devam ediyorum.

İnsan hepçil, fakat yeni doğduğunda özellikle ilk 6 ay anne sütüyle beslenmesi icap eden bir canlı türü. Yani şöyle bir kendine gelene kadar tek bir kaynaktan beslenmesi gerekiyor. Bu dünyaya bir alışana, bir yavaş yavaş çevresini görmeye başlayana ve hatta ayaklanmaya başlayana kadar kendisine en uygun kaynaktan besleniyor. Ben o konunun uzmanı değilim fakat bu tek kaynak yeterli gelmezse ancak o zaman anne sütüne takviye yapılıyor. Sonra büyüdükçe, geliştikçe, yapabildiği şeyler ve yaşam şekli değiştikçe ona göre beslenme şekli de değişiyor. Et, sebze, meyve, baklagiller derken çeşitlenen bir diyeti oluyor.

Geldiğimiz noktada insanın doğası böyle. Doğa böyle olunca, bazı girişimciler iş yaparken de buna uygun hareket etmek istiyorlar. Ben bu tür girişimcilere hepçil girişimciler diyorum. Bu insanlar sadece et ya da sadece ot yemek istemiyorlar. Belki dünyaya birden fazla kaynaktan beslenip besin zincirinin tepesine çıkmaya çalışan yırtıcılar gibi bakıyorlar, belki de sadece hayallerini gerçekleştirmek istiyorlar, bunun nedenini tam olarak bilmiyorum. “İnsanoğlu hep aç gözlü” lafı bilimsel bir açıklama olmadığı ve bu konuya yalın bir açıklık getirmediği için de bana bir şey ifade etmiyor. Fakat yine de gelin size hepçil girişimcileri anlatayım.

Önce bir iş kuruyoruz. Diyelim ki tekstil atölyesi kurduk. Ürettik sattık, ürettik sattık. Tek bir kaynaktan besleniyor, yavaş yavaş büyütüyoruz. Sonrasında vizyonumuz ve dolayısıyla hayallerimiz gelişiyor. Bir iş daha yapasımız geliyor. O zaman misal bir restorana ortak oluyor, bir lojistik firması kuruyor veya bambaşka bir şey yapıyoruz. İşte bu hepçil girişimcilik.

Bu konuda iyi bilinen global bir örnek var. 1996’da iki doktora öğrencisi bir araştırma projesi üzerinde çalışırlar. O birliktelik daha sonra Internet’teki siteleri arayıp bulan ve listeleyen bir şirkete dönüşür. 2000 yılında bu arama motoru üzerinden reklam satmaya başlarlar. 2004 yılında bir e-posta hizmeti vermeye başlarlar. 2005 yılında haritalama işine girerler. 2011’de bir sosyal ağ kurarlar. Aynı yıl çeviri hizmeti vermeye başlarlar. Bugün Google 82.5 milyar dolar değeriyle dünyanın en değerli ikinci şirketidir.

Keza GM- General Motors da böyle bir şirkettir. Eski CEO’su Jack Welch bir röportajında yılın her günü yeni bir şirket aldıklarını söylüyordu. Bizdeki Eczacıbaşı, Koç, Sabancı gibi holding şirketleri de böyledir. Zaten holding olabilmek için hepçil olmanız gerekir. Yine Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ve Amazon.com’un kurucusu Jeff Bezos da hepçil girişimcilerdir.

Fakat o kadar uçmadan önce anlamak gereken küçük bir nokta var. Zira bütün farkı yaratan bu nokta oluyor.

Biz önce bir şirket kuruyoruz. Bu şirketi büyüttükten sonra yeni bir iş kuruyoruz. Fakat yeni iş, yeni yoğunluk, yeni heyecanlar derken bütün odak noktamız yavaş yavaş ilk işimizden ikinci işimize kayıyor. Bu da doğal olarak ilk işin zayıflamasına neden oluyor.

Bu hikaye hepimize şuradan çok tanıdık gelecektir: Önce o hep gittiğiniz, çok beğendiğiniz, sevdiklerinizi götürdüğünüz restoranın sahibinin yeni bir işe giriştiğini duyuyorsunuz. Kısa bir süre sonra restorandaki hizmet bozulmaya başlıyor. Yemekler eskisi gibi lezzetli olmuyor, garsonların davranışları değişiyor, hizmet eskisi kadar tatmin etmiyor. Restoranın diğer müşterileri gibi siz de yavaş yavaş restorandan soğuyorsunuz. Ve en sonunda o restorana kimse gitmemeye başlıyor. Restoran artık para getirmemeye başlıyor. E ikinci iş de daha kendisini çevirecek kadar büyümediği için iş sahibi zor durumda kalıyor. Çoğu zaman iflas ediyor.

İşte belki de tam olarak bu yüzden siz de hepçil olamıyorsunuz. İlk işinizi biraz boşlayınca işler kötüleşiyor. Her şeyi bırakıp ilk işin başına geçiyor ve onu düzeltmeye çalışıyorsunuz. Siz ilk işle uğraşırken ikinci iş “sahipsiz” kalmış oluyor. Bu sefer de onun başına geçip onu düzeltmek için çabalıyorsunuz. Siz aslında hepsinin büyümesini istiyorsunuz fakat tahterevalli gibi biri çıkarken diğeri iniyor.

Fakat aslında bunu önlemenin bir yolu var. Aslına bakarsanız sadece tek bir yolu var.

Bu da önce bütün yapıyı başka kaynakla beslenebilecek kadar büyütmek, sonra da bu yapıyı sahipsiz bırakmayacak birisini başa geçirdikten sonra ikinci işe koyulmaktan geçiyor. Tabii bunu yaparken de bir gözünüzü ilk işin üzerinde tutmak ve kontrol etmek gerekiyor.

İşte hepsi bu!

Ne kadar da kolaymış, öyle değil mi?

Biliyorum değil.

Fakat tarihin gördüğü en iyi savaşçılardan biri olan Spartalılar gibi olmak da kolay değil. Spartalı olmak için Spartalı gibi yemeniz gerekiyor. Fakat dikkat edin, başta verdiğim örnekteki gibi sadece et yediğinizde Spartalı değil, et kafa oluyorsunuz. Spartalılar et çeşitlerinin yanında, bal, ekmek, kuru incir ve meyve de tüketiyorlar ve dengeli besleniyorlardı.

Ya da tarihin gördüğü diğer büyük savaşçılar olan Moğollar, yaşadıkları coğrafyanın gerçekleri ve at üstünde geçen yaşam şekillerine bünyelerini uydurmak için mi bilinmez, çok çok uzun yıllar anne sütüyle besleniyor sonra diğer besinlere geçiyorlardı.

Çünkü zaten ancak bu sayede o tahterevalli önce dengede duruyor, ve sonra yükseliyor.

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1