Her insan, hayatını yapmak istediği şeyleri yaparak geçirir.

Nasıl yani? Ben bu koşullarda yaşamak istemiyorum ki?! Daha çok para kazanmak, daha mutlu olmak ve o hep hayal ettiğim şeyleri yapmış olmak istiyorum! Hem zaten insan her zaman istediğini yapamıyor, sorumluluklar var. Bir toplum olarak, bir arada yaşamanın getirdiği ödev, görev ve zorunluluklar var. Yoksa ben de istemem <böylesi bir toplumda yaşamayı>, <böylesi bir işte çalışmayı>, <bu tür davranışlara maruz kalmayı>, <böyle yönetilen bir ülkede yaşamayı>, <çevremdekilerin bana böyle davranmasını>, <sigara gibi kötü alışkanlıklarla yaşamayı>, <fazla kilolarla yaşamayı>, vb.

diyen, demiş olan, diye düşünen varsa üzerine basa basa bir daha söylüyorum:

Her insan, hayatını yapmak istediği şeyleri yaparak geçirir.

Neden biliyor musun?

Çünkü kimse kafana silah dayamıyor.

Ya da şöyle ifade edeyim:

Biri kafana silah dayamış olsaydı ve bunları değiştirmezsen tetiği çekeceğini veya en sevdiğin insanlara senin gözünün önünde zarar vereceğini söylemiş olsaydı; bu şikayet ettiğin şeyler için bir şeyler yapar mıydın, yapmaz mıydın?

Yapardın. Yaparsın. Şimdi yapmıyorsun çünkü böylesi bir zorunluluğun yok.

Bir durumdan memnuniyetsiz olmanın dereceleri var. Bu durumu terazinin kefeleri gibi düşünebilirsin:

1. Memnuniyetsizliğin ağırlığı, bir şeyi yapma isteğinin önündeki korku, uyuşukluk, motivasyon ve ilhamsızlık gibi engellerin ağırlığına yakınlaştığı an harekete geçme isteği artıyor.

2. Terazinin kefeleri dengede olunca 1-2 hareket ediyorsun fakat bu durum genelde süreklilik arz etmiyor. Memnuniyetsizlik geçince sen de eylemsizliğe dönüyorsun.

3. Memnuniyetsizlik sürekli olarak daha ağır basıyorsa sen de sürekli olarak hareket ediyorsun.

Sürekli hareket etmenin, bir şeyler yapmanın, çözüm odaklı olmanın ve dolayısıyla bir hayata birden çok hayat sığdırmanın yolu da aslında çok basit. Hatta o kadar basit ki, bu yüzden kimse yapmıyor. Eylemsizliğe alışma hali nasıl oluşuyorsa, hareket etmeye alışmak da öyle oluşuyor: Tekrarlarla. O halde bunun bir alışkanlık haline dönüşmesi için daha çok hareket etmek gerekiyor.

Böyle söyleyince akla şöyle bir soru gelebilir: Böyle yaparak kasları güçlendirebilir ve bir alışkanlık kazanabilirim, bu tamam. Peki neden bazı insanlar kötü bir durumdan iyi bir hayata kısa sürede ulaşabiliyorlar? Neden diğerlerinin çokça zorlanması, sürünmesi ve hatta bazılarının uzun bir süre sefalet yaşaması gerekiyor? Bunun da basit bir sebebi var. Her insanın memnuniyetsizliklere tahammül eşiği, dolayısıyla harekete geçme zamanı ve süreklilik gösterme dinamikleri bir diğerinden farklıdır.

Kimisinin gözünün içine baktığın anda o kişi kendisine hemen çeki düzen veriyor.

Bazısının gözünün içine bakmak yetmiyor, belki şaka yollu bir uyarı gerekiyor.

Bazısı bundan da anlamıyor, o zaman ciddi bir tonda ama kızmadan uyarıyorsun.

Bazısı var, kendisine kızılmasından hoşlanıyor. Zira sadece o anlarda ilgi görüyorlar. Bu yüzden farkında olmadan kendilerini tekrar tekrar zor duruma sokuyorlar ve/veya zor durumda kalmaya devam ediyorlar. O zaman bu insanları şöyle bir dürtüp kendilerine gelmelerini sağlıyorsun.

İteklemenin, dürtmenin işe yaramadığı insanlar da var. Onlara hafifçe vurmak gerekiyor. Genelde insanlar böylesi durumlarda harekete geçiyorlar.

Son olarak cansız, isteksiz, ümidini kesmiş bir grup insan var. Bunlara bakmak, söylemek, sinirlenmek, kızmak veya hafifçe vurmak fayda etmiyor. Var gücünle tokadı basıyorsun. Buna “hayatın sillesi” diyenler de var. Kendine gelip düzelen de oluyor, darbeyi karşılamayıp yok olanlar da.

Bütün bu durumun iki sonucu var:

1. Benim istediğim gibi yaşamak: Sevdiğin şeyleri yaparak, mutlulukla, memnuniyetle geçen bir ömür.

2. İstemediğin şekilde yaşamak: İster kurban psikolojisine girip “yazık bana” ,  “ne kadar da zor durumdayım” , “hep beni buluyor” , “çok şanssızım” diye düşün, istersen başka bir şekilde bahane bul.

Hayat sana zorluk olsun veya pislik olsun diye mi var? Yoksa hem istediğin gibi yaşayasın, hem de beğenmediğin durumları -başkasına zarar vermeden, sevgiyle- daha iyi hale getiresin diye mi?

Kendinden başkasını görmez biçimde ve genelde ağlayarak kendini izlemeyi veya henüz yerle yeksan etmediğim sırça köşkünden etrafa bakıp dalga geçmeyi ve alay etmeyi bıraksa insan nelerin farkına varacak ama…

Sen daha iyi bilirsin tabii.

Sevgiler,
Hayat.