Bir iş insanının aynı anda hızlı ve sabırlı olmak gerektiğini söylediğini duyduğumdan beri bu kavramlar üzerine bir süredir düşünüyorum. Bunları çokça karıştırıyormuşuz gibi geliyor. Örneğin beklediğimiz bir şeyin olması için nedense genellikle sabırsızız. Bu şey, gönderdiğimiz mesajın cevabını beklemek de olabilir, işle ilgili bir fırsatın olumlu sonuçlanması da olabilir, emek ettiğimiz -veya ettiğimizi düşündüğümüz- bir şeyin karşılığını almak da olabilir. Böylesi durumlarda olaylar ivedilikle istediğimiz şekilde olsun beklentisi içine giriyoruz. Ben kendimi böylesi bir durumda yakaladığımda bu beklentiyi doğuranın ne olduğunu görmeye çalışıyorum.

Bir kavramı anlamak adına, onu ifade etmek için kullanılan kelimelerin nereden geldiğini öğreniyorum. Kelimenin etimolojik hikayesini izledikçe kavramı daha rahat anlayabiliyor, bu sayede daha rahat içselleştirebiliyorum. Bu konuda kullandığım çeşitli web siteleri var. 1(Tr), 2 (Tr), 3 (Tr), 4, 5, 6.

Bu konu için de sabır ve hız kelimelerine şöyle bir baktım.

Sabır, Arapça “şabr” kökünden geliyor. “Tahammül, katlanma” gibi anlamları var. Tahammül sözcüğünün kökü de yine Arapça “haml” sözcüğü. Bu kelimenin anlamı “yüklenmek”. Sabır kelimesinin zıt anlamlısı “aceleci, tahammülsüz”. Tahammülsüz kelimesinin anlamıysa “yükü üstlenemeyen, taşıyamayan, dayanamayan”. “Acele” de yine Arapça “acala”dan gelen ve anlamı “ivme” olan bir sözcük.

Bir şeyin hemen, çabucak olmasını, ivedilikle olmasını istiyoruz çünkü sabırsızız. Yani tahammül edemiyor, katlanamıyor, dayanamıyoruz.

Gelelim hız konusuna.

Hız Farsça kökenli “xiz”den geliyor. Kelime anlamları “hamle, hücum, sürat, hiddet”. Zıt anlamlıları ise “yavaş, aheste”. Yavaş kelimesi Eski Türkçe’de “yabaş” olarak geçen ve “zayıflamak, güçten düşmek” gibi anlamlara gelen bir kelime. Ayrıca Uygurca’da “yumuşak huylu, halim, aciz” gibi anlamlara geliyormuş. O halde hızlı olmak bir anlamda “hamle yapmak, hücum etmek, saldırmak” demek.

İş insanı, aynı anda iki özelliğe de sahip olunması gerektiğini söylüyordu. Günlük hayatta hücum edeceksin, hamle yapacaksın; fakat bunların sonuçlarının istediğin gibi olması için de beklemesini bileceksin.

Peki neden bir an önce sonuca ulaşmak istiyoruz? Neden sabırsızız? Neye dayanamıyoruz?

Beklemeye.

Neden?

Bunun sebebi kişiye göre değişebilir. Örneğin hayatımızda her şeyin bir an önce olmasına alışmışızdır. İstediklerimizi öyle veya böyle bir an önce elde etmişizdir. Şimdi beklememiz gerekince, tahammül kası gelişmemiş olduğu için zor geliyor olabilir. Bir kası geliştirmek için o kası daha çok kullanmak gerekiyor. O halde doğrusal mantıkla düşünüldüğünde bir şeyi sonsuza kadar beklersek, kasımız da sonsuza kadar gelişir diyebiliriz. Fakat bu doğru bir gözlem olmayacaktır, zira insan bir yerden sonra şevkini kaybedebilir veya bir kabullenme içerisine girebilir. Bu yüzden olmasını istediği şeyi kovalamayı bırakabilir.

Sabırsızlığın bir diğer sebebiyse olaylara, kişilere ve nesnelere olması gerekenden daha çok değer yüklemek. Böyle yaptığımız zaman bu tür şeyler bizim için olduğundan çok daha önemli hale geliyor. Örneğin o satış gerçekleşmezse dünyanın sonuymuş gibi düşünüyoruz. Değer verdiğimiz herhangi biri, gönderdiğimiz mesaja her zamankinden 15 dakika geç cevap verirse zihni kötücül düşüncelerle doldurabiliyoruz. Sahip olmak istediğimiz bir eşya stoklarda yoksa ve bekleme süresinin uzunluğu, tahammül kasının taşıyabileceğinden daha fazlaysa gerilebiliyoruz. Beklemiş olmak, yani sabır kasını kullanmak, o konuya içsel olarak daha çok önem vermemize neden oluyor.

Bir diğer sebepse seçeneği olmamak. İş geliştirme konusundan bir örnek verelim. Bir satış toplantısına gittiğimizde gerilmemizin sebeplerinden biri, o toplantıda görüştüğümüz insanların haricinde herhangi bir potansiyel müşterimizin olmamasıdır. O toplantının arkasına 2-3 tane daha satış görüşmemiz olsaydı veya sonraki günlerimizde de böylesi pek çok toplantı olsaydı bu sebepten gerilmezdik. Müşteriyi dinlerken “ya almazsa, o zaman n’aparım?” diye düşünmezdik. Bu sayede müşteri ihtiyaçlarına daha iyi konsantre olabilir ve daha yüksek olasılıkla satışı kapatabilirdik.

Beklemeye dayanamamanın bir diğer sebebiyse, öngörülerimizde hatalı olmamız. “Biz işi kuralım, ikinci ayda kara geçeriz” doğru bir öngörü olmayabilir. Keza “fitness salonuna gitmeye başlayayım, 3 ayda karnımda baklava dilimleri olur” da öyle. Nasıl ki “valla bugün çalışmalara başlasak, bizim bebek 2-3 ayda doğar” gibisinden bir düşünce komik ve saçmaysa, sabır göstermemiz gereken işlerin doğasını da iyice anlamak ve ona göre beklentiye girmek gerekiyor.

Bütün bunları toparladığımızda;

Olmasını istediğimiz şeyler için sürekli olarak hamle yapmak, taş üstüne taş yokmak gerektiğini,

Sağlıklı öngörülerde bulunmamız gerektiğini,

Hiçbir şeye olması gerekenden daha fazla değer vermemek gerektiğini,

Seçeneklerimizi mümkün olduğunca fazla tutmamız gerektiğini,

Güçlü olmak ve beklemek gerektiğini söyleyebiliriz.

Haftaya görüşmek üzere.

Şimdi ben izninizle bir taş daha koymaya gidiyorum.