Aradığınız kişinin dahili numarasını biliyorsanız tuşlayınız, bilmiyorsanız operatöre bağlanmak için 0’ı tuşlayınız veya lütfen bekleyiniz.”

Beklemeyin. Ben bugün numarayı veriyorum.

Öncelikle 25 yaşının altında olanlar için; “dâhilî” kelimesi “içle ilgili” anlamında geliyor. Atatürk Gençliğe Hitabe’de “…dahili ve harici bedhahların olacaktır” diyordu. Bu, “içeride ve dışarıda kötü niyetli insanlar olacaktır” anlamına geliyordu -ki söylediği gibi de o günden beri sürekli böyle insanlar çıkmış, çıkıyor. Fakat bugünün konusu bu değil.

Bugün ihtimal içerisinde olan şeylerden bahsedeceğiz.

İnsanın dominant ırk olmasının birkaç sebebi var. Alet edevat kullanma ve birlikte hareket edebilme becerisi bu sebeplerin ikisi. Bırak aslanı kaplanı, bir köpek sürüsü bile insanın üstesinden gelebilecek donanımda. Biz bu kadar güçsüz olduğumuz için tehditlerin üstesinden gelebilmek için önce basit aletler yaptık. Bu aletlerle doğadaki zorlukların üstesinden gelmeyi öğrenince bu sefer bir arada yaşadığımız kişilerle rekabet haline girdik. Onlardan üstün olabilmek için daha gelişmiş aletler yaptık ve böyle böyle uygarlıklar kurulmaya başladı.

Bu süreci incelerken, uygarlıkların kurulmasının ana sebeplerinden bir diğerinin felsefe olduğu görüşüne rastlıyorsunuz. Zira felsefedeki temel akımlardan bir tanesi de cevaplardan çok sorulara önem vermek üzerine. Çünkü doğru sorular sizi doğru cevaplara ulaştırabiliyor. Zaten bugün bile zekanın göstergelerinden biri olarak doğru soruları sorabilme becerisi olduğunu anlatan araştırmalar var. Zeka kısmını ben bilmiyorum, sadece doğru soruların bizi doğru yerlere ulaştırabileceğinden eminim. Çünkü zamanın başından beri insanoğlunun kullandığı en güçlü araçlardan biri sorular. Bu öyle bir araç ki, uygun tercihleri yaparak inşa da edebilirsin, paramparça da edebilirsin.

Üzücü olan şu ki, bugün bizler bu aracı kullanma alışkanlığından yavaş yavaş vazgeçiyoruz. Bunun sebebi zekamızın yetmemesi değil, pek çok şeyi bildiğimize dair sahte bir inancımızın olması. O kadar çok şey önümüze hazır hale geliyor ki sorgulama alışkanlıklarımızdan vazgeçiyoruz. Bu yüzden direkt olarak belirli yargılarla hareket ediyoruz. Günlük hayattan örnekler verelim:

 

Örnek: Sigarayı bırakamıyorum.

Soru: Neden?

1. Çünkü zor.

Doğru sorular:

+ Neden zor?

– Bilmem zor.

+ Zor nedir? Bir insana ne zor gelir?

– TDK’ya göre zor; “Sıkıntı ve güçlükle yapılan”, “baskı”, “mecburiyet” demekmiş.

+ O halde yapmak için fiziksel, duygusal, zihni ve ruhsal olarak ağır gelen şeyler zor olarak görülür. Bir şey neden ağır gelir? Örneğin bir arabayı tek elle kaldırabilir misin? İmkansız mı, zor mu yoksa gereğini yaparsan olur mu?

– İmkansız değil. Fakat zor.

+ Yapabilen var mı?

– Var.

+ Nedir gereği?

– Gerektiği kadar bir zaman uykuna ve yediğine içtiğine dikkat et. İki günde bir belirli kas gruplarını çalıştır. Araya bir gün boşluk ver ki zorlanan kaslar kendisini onarsın. Bu sayede güçlensinler. Yeterince güçlenirsen bu sana zor gelmez ve yapabilirsin.

+ Sigarayı bırakmak konusunda da aynı bakış açısı işe yarar mı?

– Yarar. Zihinsel olarak yeterince güçlenirsem bunu yapabilirim.

2. Çünkü seviyorum.

Doğru sorular:

+ Neden?

– Ne bileyim, seviyorum işte.

+ Nedensiz hiçbir şey olmadığı gibi sevgi de olmaz. O halde bir insan neden bir zehri sever?

– İyi hissettiriyor.

+ Neden?

– Çünkü beyinde mutluluk hormonu salgılarken, vücuttaki stres hormonlarını düşürüyor.

+ O halde sevmiyorsun. Sadece vücudun buna ihtiyaç duyuyor. Neden?

– Çünkü alıştırdım ve böyle devam ediyor.

+ Neden mutluluk hormonların bu kadar düşüyor ve stres hormonların bu kadar artıyor?

– Hayat zor.

+ Çok kişinin hayatı zor fakat hepsi sigara içmiyor. Onlar nasıl başa çıkıyor?

– Bilmem. (Burada şunu çok duyuyorum: “Benimki kadar zor değilmiş demek ki hayatları.” İnsanlar savaşların, mermilerin, füzelerin arasında yaşamaya çalışıyorlar. İnsanlar içecek temiz su bulamıyorlar, insanlar despot liderlere sırf eğlence olsun diye öldürülüyorlar. Birilerinin hayatı bizimkinden elbet zor fakat hepsi sigara içmiyorlar.)

+ Aynı etkiyi yapan başka neler var?

– Yemek yemek ama özellikle çikolata yemek veya kırmızı et yemek.

+ Bunların aşırı tüketimi zararlı. Her strese girdiğimizde bunları yapmak yerine başka bir seçeneğimiz var mı?

– Spor yapmak ve/veya meditasyon yapmak.

+ Bunları aşırı yapmanın zarar var mı?

– Spor yapmanın var, diğerinin yok.

+ O halde sigara içmek yerine başka şeyleri dengeli olarak kullanabilir misin?

– Evet.

 

Örnek: Şekerli şeylere çok düşkünüm.

Soru: Neden?

1. Çünkü seviyorum.

+ Neden?

– Çünkü yapay şeker, kokainden daha güçlü bir şekilde bağımlılık yapıyor.

+ Bu kadar güçlü bir şeyi neden yiyorsun?

– Beni iyi hissettiriyor.

+ Neden?

– Çünkü mutluluk hormonu sağlıyor.

+ Başka bir şey yaparak bu hormona sahip olabilir misin? (Bkz. Bir üstteki örnek.)

2. Çünkü kan şekerim çok düşüyor.

+ Neden?

– Çünkü sürekli bunları tüketerek kendimi buna alıştırdım. Yemeyince düşüyor.

+ Tersine çevirmek mümkün mü?

– Zor.

+ Neden zor? (Bkz. Üç üstteki örnek.)

 

Örnek: İş kurmak çok zor.

Soru: Neden?

Çünkü rekabet çok fazla. Alacaklarını zamanında alamıyorsun, ödemeleri erken yapman gerekiyor. Çalışanları elinde tutmak sıkıntı. Dürüst çalışan bulmak zor. Satış yapmak kolay değil, vb.

Doğru soru:

+ Bunlara rağmen yapabilen var mı?

– Var.

+ Nasıl yapıyorlar?

1. Bilmem şanslılar.

+ Şans nedir?

– Arada bir, gelişigüzel karşına çıkan iyicil durumlar.

+ Yaratıcıya inanıyor musun?

1.1 Evet.

+ O halde bütün bu alemin daha yüksek bir bilinç/zeka/irade tarafından oluşturulduğuna da inanıyorsun. Bu yüksek irade başkalarına arada iyicil durum çıkartıyor ama sana çıkartmıyor, öyle mi?

– Yani bilmiyorum, genelde şanssızım.

+ Yani taraf tutuyor fakat hep de başkalarının tarafı, bir sen böylesin, öyle mi? Taraf tutmak insana mahsus bir özellik. İnsandan daha güçlü bir iradenin bir yöne kayıp belirli bir taraf tutacağını gerçekten düşünüyor musun?

1.2 (Yaratıcıya inanıyor musun?) Hayır.

+ O halde önceden planlanmış kader diye bir şey yok, öyle mi?

– Evet.

+ Önceden belirli bir yol yoksa, sen kendi yolunu oluşturabilir misin?

– Evet ama arada gelen gelişigüzel durumlar bana gelmeyince hatta kötücül durumlar karşıma çıkınca istediğimi yapmak pek mümkün olmuyor.

+ İmkansız mı yoksa zor mu?

– Zor.

+ Bu zorlukların çarelerini öğrenebilir misin?

– Çaresi varsa öğrenirim.

+ Var ki birileri üstesinden gelebilmiş, öyle mi?

– Evet.

+ Peki bu zorluklar başa çıkacak tahammülün, sabrın, iştahın var mı?

 

***

 

Bunlar akla gelen ilk örnekler. Sizin cevaplarınız bu şekilde olmak zorunda değil fakat istenen her ihtimalin bir yolu yordamı var. Yargıların oluşturduğu bahaneler yerine doğru soruları bulmak gerekiyor.

Peki doğru soru nedir? Nasıl bulunur?

Yapmak istediğiniz şey neyse onu düşünün. Sonra gelecekte gerçekleşecek olan bu istekten bugüne doğru geri geri gelin. O adım için ne yapmak lazım? Bu adımda neyi yapmak doğru olur? Hangi engellerle karşılaşabilirsiniz? Bunların üstesinden nasıl gelebilirsiniz?

Bizden önceki insanlar mum ışığında bir yere kadar geldiler. Sonra elektrik bulundu ve bunun çevresinde ilerledik. Şimdi inanılmaz bir zamandayız. Belki baştaki resimde olduğu gibi balinaları gökyüzünde gezdiremiyoruz çünkü şu an bu doğanın bir süreci değil. Dolayısıyla doğal değil. Fakat doğal isteklere ulaşmak için kullanılacak ilk alet sorular. Buradan başlayıp ilerlemek gerekiyor.

 

Dünyayı Değiştirme İhtimali

İlerlemek demişken, özellikle genç nesilde “dünyayı değiştirme” iştahının olduğunu görüp seviniyorum. Fakat burada bir durmak ve bir takım soruları sormak gerekiyor:

Neden bunu istiyorsun? Bu yaşına kadar gelirken, çevrende seni değersiz hissettiren insanlar oldu mu? Bu sende kalıcı bir iz bıraktı mı? Bu yüzden önemli bir şeyler yapıp değerli hissetmek mi istiyorsun? Yoksa yapılması zor olarak görülen şeyleri yapınca onaylanacağını, takdir göreceğini mi düşünüyorsun? Yoksa, gerçekten, içtenlikle daha iyi bir dünyada yaşamak istediğin için mi “dünyayı değiştirmek” istiyorsun?

Eğer bu sonuncusu değilse cevabın, üzerinde iyice düşünmeni öneririm.

Eğer cevabın sonuncusuysa şöyle soruları sormak da gerekiyor:

Neden sen? Neden halihazırda bunun için çalışan yüz binlerce insan değil ama sen? Senin ne özelliğin var? Herhangi bir şekilde seçilmiş, özel olduğunu düşünüyor musun? Yoksa bu başka bir şey mi? Başka bir şeyse nedir?

Bütün bunları eleştirmek için sormayalım. Kendimize ya da başkalarına zalim olmayalım. Bir soru cümlesinin gerçek amacı olan öğrenme isteğiyle soruları sorarsak cevaplara ve neyi yapmak istiyorsak ona daha rahat ulaşabiliriz.

Doğaya uygun olan her şeyi yapmak ihtimal dahilinde. Numarası da sorulardan oluşuyor. Aradığınız kişi için 0’a basıp sizi yönlendirecek bir “operatör”e gerçekten ihtiyaç olmayabilir, bilmiyorum. Bildiğim tek şey beklemenin bir işe yaramadığı. Çünkü bekleyince telefon yüzüne kapanabiliyor.

Belki şanstır. Kim bilir?