Eski zamanda, ülkenin birinde üç insan yaşarmış. Birinin adı Ucuz, diğerinin adı Kaliteli, ötekininse Hızlı’ymış.

Bu üç insan o kadar çok sevilir, o kadar çok takdir edilirmiş ki; her eve, her iş yerine, her insanın hayatına gelsinler istenirmiş. Fakat ilk başlarda bu üçünün arası uzakmış. E tabii, o zaman yol yok yordam yok; kavuşmaları pek mümkün olmazmış. Sonra yıllar geçtikte uzaklar yakın olmuş, imkanlar artmış ve bu arkadaşlar birer birer kavuşmaya başlamışlar. Ne ki, bir türlü üçü aynı anda aynı yerde olamamışlar. Çünkü ikisi varken, üçüncünün hiç sevmediği bir tip ortamdan eksik olmazmış.

İnsanlar Ucuz ve Kaliteli‘yi misafir etmek istediğinde Hızlı o ortama gelemezmiş. Zira bu ikisi varken Yavaş da o ortamda bulunurmuş ve Hızlı bu kişiyle ters düşermiş.

İnsanlar Ucuz ve Hızlı‘yı misafir etmek istediklerindeyse Kaliteli orada olmazmış çünkü bu ikisi yan yana geldiği an Kalitesiz de ortama damlarmış. E tabii, Kalitesiz’in olduğu yere de Kaliteli gelmezmiş.

İnsanlar Kaliteli ve Hızlı‘yı misafir etmek istediklerinde bu sefer Ucuz o ortama giremezmiş. Bu ikisi buluştuğu an Pahalı da programa dahil olurmuş. Maalesef Ucuz, Pahalı’yla geçinemezmiş.

Kendi aralarındaki husumetler bir yana, insanlar herhangi ikisini bir arada görünce yine çok memnun olmuşlar. Eskiden sadece birini davet edebiliyorken; şimdi hayatlarında, evlerinde ve işlerinde ikisini aynı anda gördükleri için daha mutlu olmuşlar.

Gel zaman git zaman, insanlar bu mutluluğa alışmışlar. Sanki ezelden beri bu ikisine sahiplermiş gibi; teki kendilerine misafir olduğunda mutsuz olmaya başlamışlar. Sonra, günlerden bir gün, oldukça genç, atletik, dinamik ve modern görünümlü biri yanlarına yaklaşıp: “Belki bunları yan yana getiremem ama Hızlı’yı daha hızlı, Ucuz’u daha ucuz, Kaliteli’yi daha kaliteli yaparım. Hatta öyle bir yaparım ki, ikisi buluştuğunda üçüncüsü uzakta bile olsa iyi yönde etkilenir.” demiş. Kimisi hiç ihtimal vermemiş, inanmamış. İnanmayanlar dönüp arkalarını gitmişler. Kimisi de merak edip görmek istemiş. “E hadi deneyelim bir bakalım” deyip bir şans vermişler. Bu genç kişi çalışmaya başlamış ve kısa süre sonra şans verenler bir de ne görsünler? Hakikaten de Hızlı daha hızlı, Ucuz daha ucuz, Kaliteli’yse daha kaliteli olmuş! Hatta öyle bir yapmış ki:

Ucuz ve Kaliteli buluştuğunda, Hızlı gelmese de, kavuşmaları eskisine göre daha hızlı olmuş.

Ucuz ve Hızlı buluştuğunda, Kaliteli gelmese de, zamanları eskisine göre daha kaliteli geçmiş.

Kaliteli ve Hızlı buluştuğunda, Ucuz gelmese de, buluşmaları eskisine göre daha ucuz olmuş.

Meğer bu genç kişi sözünün eriymiş, adı da Teknoloji‘ymiş. İnsanlar mutluluktan havalara uçmuşlar. Eskiden teki vardı. Şimdi hem ikisi var, hem de eskiye göre daha çabuk, daha ucuz ve daha nitelikli. Bir de üstüne daha kolay! Bu Teknoloji gerçekten işinin ehliymiş.

Yıllar içinde Teknoloji hemen her konuda insanların yardımına yetişmiş. Eskiden yemek yemek için ellerinde mızrakla ava giden; aslana kaplana yemek olmadan avlanmaya çalışan; sonra sırtında etle yine saatlerce yürüyüp mağarasına giren ve o eti çiğ çiğ yedikten sonra bir köşeye kıvrılıp yatmak zorunda kalan insanın hayatı değişmiş. Artık oturduğu yerden bir sipariş verip sıcacık yemeğini kışın sıcak, yazın serin evine getirtir; bir de üstüne şöyle güzel bir kahve, demli bir çay veya soğuk bir soda içip midesini rahatlatır bir hale gelmiş. Hakikaten de bu Teknoloji “adamın dibi”ymiş!

Aradan uzuun yıllar geçmiş. Tabii Teknoloji çalışıyor, hayat daha bir cennet haline geliyor. Ucuz, Kaliteli ve Hızlı’nın arası daha sıkı fıkı. Bir de yeni arkadaşları var, adı da Kolay. Yemek yemekten uyumaya, iş yapmaktan gezmeye her şey ama her şey daha ucuz, daha kaliteli, daha hızlı ve daha kolay. Fakat yıllar geçtikçe insanlar mutsuz olmaya başlamışlar. Çünkü Teknoloji’nin bu yardım önerisini, kazanılmış bir hak olarak görmeye başlamışlar. Eğer bugünleri dünlerinden daha kalitesiz, daha pahallı, daha yavaş ve daha zor geçiyorsa sinirlenmeye başlamışlar. Teknoloji önce ne yapacağını bilememiş, sonra daha hızlı çalışmaya başlamış. Eskiden verdiği sözleri 1000 yılda, 100 yılda ancak tutabiliyorken; insanların mutsuzluklarını gidermek için daha çok çalışmaya ve sözlerini önce 10 yılda, sonra yılda, sonra her ay, her hafta, her gün tutmaya başlamış. Öyle bir hale gelmiş ki farklı alanlarda günde bir kaç defa çözüm üretmeye başlamış. Yetmemiş. Bu sefer yanına İnovasyon diye bir çırak almış, beraber çalışmaya başlamışlar.

Fakat maalesef yine yetmemiş.

Eskiden 30 yılda (262.800 saat) gidebileceğimiz bir mesafeyi bugün birkaç saatte gidebiliyoruz. Eskiden çekiç ve çivi kullanıp taşlara yazı yazıyorduk. Ondan önceyse bulduğumuz sivri taşlarla mağara duvarlarına resim çiziyorduk. Şimdi bir ekrana birkaç kere dokunarak kendimizi ifade edebiliyoruz. Zannediyorum örnekleri daha arttırmaya gerek yok. Bugün hayat daha kolay. Eskiye göre bu kadar kolay olduğu için de çokça unutuyoruz: Hala bu üçü aynı anda aynı yerde bulunmazlar. Sadece eskiye göre daha iyileştirilmiş durumdalar.

Ucuz ve Kaliteli varsa Hızlı olmaz.

Ucuz ve Hızlı varsa Kaliteli olmaz.

Kaliteli ve Hızlı varsa Ucuz olmaz.

Hepimiz, hayatımızın farklı anlarında bu üçüyle ilgili farklı tercihler yapıyoruz. Örneğin bir şey satın alırken, bir ürün, bir hizmet beklerken bu üçü aynı anda olsun istiyoruz. Fakat bu mümkün olmuyor. Çünkü bir şey satarken bu üçünü aynı anda veremiyoruz.

  • Alacağım evde, arabada, telefonda her şey olsun ama ucuz olsun.
  • Çok kazanayım ama çok yorulmayayım. Maaşım iyi olsun ama benden öyle çok hızlı ya da ekstra iyi iş beklemesinler. Yapıyoruz işimizi işte!
  • Maliyetlerim düşük olsun: Az kira ödeyeyim, ucuz iş gücü kullanayım, öyle pek harcama yapmayayım ama her şey hızlı olsun ve verdiğim hizmet iyi olsun.

Dünyayı olduğundan iyi veya kötü değil, olduğu gibi görmek gerekiyor. Maalesef şu an için bu dünyada böyle bir seçenek yok. Olsa ben de sebeplenirim mis gibi fakat yok. Bununla rağmen yapabileceğimiz iki şey var: Birincisi bu durumu değiştirmek için bir şey yapabiliriz. Önce kendimizden başlarız. Kendi hayatımızı, işimizi, süreçlerimizi ve beklentilerimizi bu üçüne sahip olacak şekilde düzenlemeye çalışırız. Sonra fark ederiz ki sadece biz yaptığımız için istediğimiz gibi olmuyor ve biz zarar görüyoruz. Bu yüzden kalan 8 milyar insanın da böyle yaşayabilmesi için bir çözüm üretir ve/veya çözüm üretilmesi veya koşulların değiştirilmesi için ilham kaynağı oluruz. Bu birinci şıktı. İkinci şıksa şu; işimize geldiğinde hepsini aynı anda istiyor olmaktan vazgeçeriz. Zira bu sağlıklı bir bakış açısı değil. Bunun yerine mevcut koşulları optimum hale getirmeye uğraşırız. Optimum kelimesinin tam karşılığı “en elverişli, en iyi, en uygun duruma getirmek” demekmiş. İşte tam olarak bunu yapmaya uğraşırız.

Bir de bu arkadaşlar üç kişiler ama aynı anda ikisiyle arkadaşlık edebiliyorsak madem, bir şeyi daha hatırlamakta fayda var. Eskiler “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” demiş ya hani, işte, bu üçünden hangi ikisiyle çok vakit geçirdiğinize dikkat edin. Çünkü ikisinin özellikleri sizde de olacak. Az vakit geçirdiğinizin özelliği sizde pek olmayacak.

Siz hangisiyle daha sıkı fıkı olmak isterdiniz?