35 yaşındayım. Kendimi bildiğim zamanlar 4-5 yaşlarıma tekabül ediyor. Şimdi şimdi fark ediyorum; aşağı yukarı 30 yıldır insanları bilinçli olarak izliyorum. Her bir hareketi, konuşmayı, kelime seçimini, ifade şeklini, bir konuşmada belirli kelimeleri kaç kere kullandığını, yazı yazarken kendini nasıl ifade ettiğini, evini, arabanı, arabanın içini, çalışma masanı, daha önce söylediklerinle şimdi söylediklerinin zıtlığını, bakış açılarını, fikirlerini nasıl bina ettiğini, bir ortamda nasıl davrandığını, bu davranışının olası nedenlerini; hepsini, her birini tek tek izliyor, not alıyorum. Neden? Bilmiyorum. Fakat beni yakından tanıyanların bildiği gibi; sürekli gözlemliyorum.

Ve bunların sonucunda artık iki şeyden eminim.

1. Herhangi bir kişi, gereğini yaptıktan sonra, doğanın kurallarına uygun olan herhangi bir şeyi başarabilir.

Önce aşağıdaki önermeleri yazdım. Sonra Google’da 2-3 dakikalık aramalarla bu konudaki örnekleri buldum.

60 yaşından sonra maraton mu koşmak istiyorsun? Gereğini yaptıktan sonra olursun. Barbara Hannah Grufferman, Perley-Ann Friedman ve Dewayne Morris adındaki insanlar yapmışlar.

40’ından sonra kod yazmayı mı öğrenmek istiyorsun? Gereğini yaptıktan sonra olursun. Adrian Kosmaczewski, Bill Barnett, Pavol Almasi ve Derek Langton adındaki insanlar yapmışlar.

75 yaşından sonra girişimci mi olmak istiyorsun? Gereğini yaptıktan sonra olursun. Leo Goodwin, GEICO’yu 50 yaşından sonra kurmuş. Harland David Sanders, Kentucky Fried Chicken’ı 60 yaşından sonra kurmuş. Şimdi ünlü olmayanlar: Ed DeSoto, The Olive Bar’ı 60 yaşından sonra kurmuş. Brenda Deane, A Life with a View adlı mum şirketini 82 yaşından sonra kurmuş. Art Koff, yaşı ilerlemiş insanlara iş bulan şirketini 72 yaşında kurmuş. Jeanne Dowell, Green Buddha adlı giyim markasını 80 yaşından sonra kurmuş. Daha devam edeyim mi?

Profesyonel sporcular genellikle 5 yaş civarında spora başlıyorlar. Sen 25 yaşından sonra sporcu mu olmak istiyorsun? Gereğini yaptıktan sonra olursun. Birden fazla kere dünya şampiyonu olan Randy Couture 34 yaşına bir ay kala ilk dövüşünü yapmaya başladı. Dünya boks tarihinin sayılı boksörlerinden birisi Bernard Hopkins ise 23 yaşında boksa başlamıştı. 30 yaşında Dünya Şampiyonu oldu. 51 yaşına kadar spor kariyerine devam etti. Amerikan futbolunun efsanevi isimlerinden Kurt Warner liseden beri sporla ilgiliydi fakat 28 yaşında 1. lige girebildi. Hakeem Olajuwon daha önce atletizm ve hentbolla ilgileniyordu. 15 yaşında basketbol oynamaya başladı ve sonrasında dünya basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından birisi oldu. Joshua Millner ve Oscar Swahn, 60. yaşlarından sonra Olimpiyatlarda atıcılık alanında altın madalya kazandılar.

Fauja Singh diye birini duymuş muydun? Bu kişiyi ne maratona, ne de sporcu kategorisine koydum çünkü Fauja Singh’i ayrıca belirtmek gerekiyor. 107 yaşındaki bu dede normal değil, buna katılıyorum. 5 yaşına kadar yürüyememiş. Sonraki yıllarda, 30’lu yaşlarına kadar amatör olarak koşmuş. Sonra bırakmış. 73 yaşında tekrar koşmaya başlamış. 89’unda Londra Maratonu’nda ilk yarışını koşmuş. 93 yaşında, 90+ yaş grubunda dünya rekorunu 58 dakikayla geliştirmiş! 100 yaşında 1 günde 8 dünya rekoru kırmış! 3 gün sonra maraton koşup orada da rekor kırmış!?

Wikipedia’da bu örnekleri sıralayan bir sayfa bile var fakat ben özetle aktarayım:

Oyuncu olmak ister misin? Meryl Streep 27, Alan Richman 28, Danny Aiello 40, Peg Phillips 60+, Clara Peller 80+, Rodney Dangerfield 42 ve Danny Glover 28 profesyonel oyunculuk kariyerlerine başladılar.

Politikaya mı atılacaksın? Çok fazla örneği var ama daha önce bir aktör olan Ronald Regan politikaya 55 yaşında başladı.

İnancınla ilgili bir şeyler mi yapacaksın? Bhaktivedanta Swami PrabhupadaHare Krishna akımını başlattığında 70 yaşındaydı.

Kitap mı yazacaksın? Mary Wesley ilk kitabını 50 yaşından sonra yazdı. Norman Maclean ve Harriet Doerr kitaplarını yazdıklarında 74 yaşındalardı. Laura Ingalls Wilder ilk kitabını yazdığında 60 yaşını geçmişti. Charles Bukowski‘nin ilk hikayesi bir dergide yayınlandığında kendisi 24 yaşındaydı. Sonra 10 yıl yazmayı bıraktı. 35 yaşındayken şiir yazmaya başladı. 49 yaşında postanedeki işinden ayrılıp, tam zamanlı olarak yazmaya başladı. 1 ay sonra ilk kitabını tamamladı.

Resim, dans, matematik, müzik, yönetmenlik ve diğer alanlarda çok fazla isim var. Hangi birini söyleyeyim? Misal Leonard Cohen ilk albümünü 32 yaşında yapmıştı.

Tanıdık bir isim; Didier Drogba çocukluğundan beri sokakta futbol oynarmış. Fakat ilk profesyonel maçını 18’inde oynadı, ilk kontratını 21’inde imzaladı. Doğumu sırasında bir şeyler ters gittiği için dudağında iz kalan ve bu yüzden konuşma bozukluğu olan Slyvester Stallone, Rocky’i yazıp oynadığında 30 yaşındaydı fakat aslında oyunculuk eğitimi almıştı ve yıllardır seçmelere girip şansını deniyor ve küçük rollerde oynuyordu. J.K Rowling, Harry Potter’ı yazdığında 32 yaşındaydı ama ilk kitabını 6 yaşında yazmıştı. Tarihte “The Architect” (kendisinin herhangi bir mimar olmadığını anlatan belirteç) lakaplı tek mimar olan Mimar Sinan, en önemli eserleri olan Şehzade Camii’sini 54 yaşında, Süleymaniye Camii’sini 60 yaşında ve Selimiye Camii’sini 86 yaşında tamamladı fakat daha küçük bir çocukken Kayseri’deki tarihi eserleri incelemek için yeraltına girer, oralarda saatler geçirirdi. Dolayısıyla bu dört örnekteki gibi yaptıkları şeylerle çocukluğundan beri ilgilenen kişileri listeye dahil etmiyorum. Fakat diğer örnekler; herhangi bir insanın, gereğini yaptıktan sonra, herhangi bir şeyi başarabileceğini gösteriyor.

Buyurun, adil olmak adına bir torpil daha geçeyim:

Sen dünya çapında bilinen bir insan olma. Fakat tamamen hayal ettiğin şekilde bir hayat yaşa? Neyine yetmesin bu insanın?? Yaşın kaç olursa olsun, gereğini yaptıktan sonra yaparsın.

Daha önce yazmıştım, yetenek, beceri ve gayret farklı şeyler. Yetenek demek, doğuştan gelen bir yatkınlık demek. Bu, bir insana verilmiş bir avans. Fakat becerin yoksa hiçbir işe yaramıyor. Zira beceri; yapa yapa, becere becere, yaptıkça gelişen şeyleri tanımlamak için kullandığımız bir kelime.

Diyelim ki Ebru sanatı konusunda belki de çok yeteneklisin. Fakat hiç yapmadığın için bunu bilmiyoruz.

Şimdi tersten bir örnek verelim: 1-2 kere yaptın ve iyi sonuçlar aldın. Neden? Çünkü doğuştan gelen bir yatkınlık var. Böylesi bir durum hoşuna gidecektir. Başka bir ifadeyle; bir başarı kazandığın için mutluluk hormonlarından oluşan bir kokteyl içmiş gibi olacaksın. İlerleyen zamanlarda bu duyguyu bir kere daha yaşamak istediğin için tekrar Ebru sanatında bir şeyler yapıp daha çok tatmin olacaksın. Böyle böyle ilgilenmeye devam edeceksin. Hem yatkınsın, hem de beceriyorsun. Bu da bir istek, bir gayret göstermene sebep olacak. Zira, gayret “çalışma isteği” demek. Daha çok emek ettikçe önce çevrende, sonra belki ülke ve hatta dünya çapında bir başarı elde edeceksin.

Şimdi başka türlü bir örnek verelim. Diyelim ki senin bilardoya veya satış yapmaya yeteneğin yok. Doğuştan böyle bir yatkınlığın yok. Olabilir, pek çoğumuzda yok zaten. Fakat gayretlisin. Yani çalışma isteğine arzusuna sahipsin. Deniyorsun, olmuyor. Deniyorsun, olmuyor. Ama yılmıyor, devam ediyorsun. Sürekli denediğin için bir yerde becermeye başlayacaksın. Belki ülke veya dünya çapında olmayacak ama çevrende çok iyi bir yerde olacaksın. Dünya bunun örnekleriyle dolu. Will Smith dünya çapında bir aktör. Kendi sözleriyle şunu söylüyor: “Beni belirgin olarak farklı kılan sadece tek bir şey var: Koşu bandında ölmekten korkmuyorum. Benden daha çok çalışan kimse olamaz. Nokta. Benden daha yetenekli olabilirsin, benden daha zeki olabilirsin, benden daha çekici olabilirsin, bunun gibi pek çok alanda benden daha iyi olabilirsin. Fakat koşu bandına çıkıp koşmaya başlarsak, sadece 2 şey olacak: Ya önce sen koşu bandından ineceksin, ya da ben öleceğim. Gerçekten bu kadar basit, tamam mı?” Çok nefis ifade etmiş, aynen katılıyorum. Bu arada bu konuda Conan O’Brien’in veya pek çok bilinen kimsenin de buna benzer açıklamaları var.

Özetle demem o ki:

Herhangi bir kişi, gereğini yaptıktan sonra, doğanın kurallarına uygun olan herhangi bir şeyi başarabilir.

Sen de başarabilirsin.

Fakat bunu yapmak için gereğini yapabilir misin? İşte, bundan emin değilim.

  • Bütün bunları yapmak için yeterince güçlü bir neden bulabilir misin?
  • Nedenini bulduktan sonra büyük hayaller kurmaya cesaret edebilir misin?
  • Hayaline ulaşmak için geriye doğru plan yapabilir misin?
  • Bu planı uygulamak için günlük program çıkartabilir misin?
  • Bu programı uygulamak için kendini disipline edebilir misin?
  • Her gün, belirli bir sırada aynı şeyleri yapma rutininin sıkıcılığına ne kadar dayanabilirsin? Bundan zevk alabilir misin?
  • Hiçbir zorun yokken ne kadar sıkıya gelebilirsin?
  • Plana uymadığın zaman; kendini öldürecek kadar kendine zalim olmadan, dozunda ve yapıcı olarak kendini eleştirmeyi başarabilir misin?
  • Yeniden plan yapabilir misin?
  • Çalışma temposunun arasında dinlenme zamanları koyabilir misin? Bütün bunları yaparken hayatı kaçırmamayı başarabilir misin? Yoldaki başarılarından sonra kendi kendini tebrik edecek olgunluğa sahip olabilir misin?
  • Başkalarının ne dediğini umursamayı bırakabilir misin?
  • Dikkatini dağıtmadan çalışabilir misin? Dikkatin dağılınca yeniden odaklanabilir misin?
  • Düştükten sonra kalkabilir misin?
  • Kaç kere kalkabilirsin?
  • İsteğine ulaşman diyelim ki 5 sene, 10 sene sürecek. 2028’de isteğine ulaşacaksın. Bu kadar sabredebilir misin?
  • Ne kadar sabredebilirsin?

Bana bunlardan haber ver.

Şimdi 2 güzel haberim var:

1. Başarılı ve/veya istediğine ulaşmış ve/veya istediği bir hayatı yaşayan kime baksam bunları görüyorum. Dolayısıyla biraz önce bir yol haritası verdim.

2. Bütün bu saydıklarım sende yoksa üzülme çünkü bunlar da geliştirilebilir şeyler. Yaptıkça daha iyiye gidiyorlar.

Yazının başlığı iki şeyden emin olduğumdu. İlki, şimdiye kadar olan yazdıklarımdı. İkincisi çok daha kısa.

2. Rahat, pek çok insana daha rahat geldiği için insanlar istediklerini söyledikleri hayatları yaşamıyorlar. Yoksa ekonomi kötü olduğu için, tanıdıkları, sermayeleri veya imkanları olmadığı için değil.

Bütün bunları yapmaya başlamanın hiçbir çekici yanı yok. Zihinsel olarak pek çok acı seni bekliyor. Yolda pek çok pes etme, pek çok vazgeçiş var. Suratına kapanan pek çok kapı, maruz kalacağın pek çok negatif davranış var.

Rahat rahat uyumak varken, ne zorun var ki erkenden güne başlayasın?

Sosyal medyada fotoğraf bakıp, video izleyerek zaman geçirmek varken, neden kitap okuyasın?

Sevdiğin dizileri izlemek varken, neden çalışasın?

Her fırsatında ülke sorunları hakkında konuşmak varken, neden bir şey yapasın? Hem, rahatını bozmamak için bahanen de hazır: “Ben ne yapabilirim ki?

Fark etmediğin şey şu: Ne kadar söylensen de memnunsun hayatından. Sivrisineklerin art arda sokması gibi memnuniyetsiz bir durumda olsan duramaz, bir şeyler yaparsın. Kafana silah doğrultup “istediğin gibi bir hayat yaşamazsan tetiği çekeriz” deseler, bir dakika zaman kaybetmez gereğini yaparsın. “Yarın sabah şehir merkezine gel, sana 7 milyon lira” deseler, yerinde durmaz, bugün akşamdan oraya gidersin. Ama duruyorsun. Çünkü istediğin gibi bir hayat yaşamak için aşman gereken zihinsel acılar sana fazla geliyor. Bu yüzden başında, ortasında veya sonunda pes ediyorsun. Neden olmadığına dair bahanelerin, mazeretlerin, hikayelerin var. Herkes bir sonuç üretir. Bazılarının sonuçları bu bahaneler, mazeretler veya hikayelerdir. Diğerlerinin sonuçlarıysa yapacaklarını söyledikleri şeylerdir. 

Bu yüzden ölüm döşeğine geldiğinde, yapmadığın şeylerin pişmanlığından zehirle dolacak için. Şimdiki acıdan çok daha büyük, insafsız bir zehirden kıvranacaksın. Hiçbir ağrı kesici, hiçbir panzehir, hiçbir ilaç fayda etmeyecek sana. Elinden hiçbir şey gelmeyecek. Bütün bir ömrü, yapmak istemediğin şeylerle geçirmiş olacaksın.

Yaşın kaç olursa olsun, ölüm döşeğinde değilsen henüz geç değil.

Daha fazla zaman kaybetme. “Yapamam” yerine “nasıl yapabilirim?” diye bakmaya başladıkça düğümler çözülüyor.

35 yaşındayım. Cebimde biriktirdiğim 30 senelik veri, okuduğum binlerce metin, yüzlerce kitap ve izlediğim yüzlerce saatlik video var. Artık bu iki şeyden eminim.

Bahaneyi bırak. Neyse o içindeki, bir an önce yap.