İnsanlara neden “hıyar” denir hiç anlamam.

  • Hıyar, kanser riskini düşürür. İnsan, kanser riskini arttırabilir.
  • Hıyar, beyne faydalıdır. İnsan, beyni yakabilir.
  • Hıyar, nefesi temizler. İnsan, nefesi tüketebilir.
  • Hıyar, kalp dostudur. İnsan, kalp düşmanı olabilir.
  • Hıyar, stresi azaltır. İnsan? Ahahaha.

Yani hıyar başka bir şey, insan başka bir şey. İnsanla hıyarı birbirine karıştırmamak lazım. Fakat insanlık hali, bazen hepimiz ne olduğumuzu karıştırabiliyoruz. DNA’nın %97’si maymunla aynı olunca tabi arada maymunluk yapılıyor. Ya da %50’si muzla aynı olunca da yalnız ve güzel ülkeler muz cumhuriyetleri haline geliyor.

Ya hıyar? O başka bir şey.

Fakat bazı insanlar, dönem dönem bunu karıştırabiliyorlar. Kendilerini hıyar, en hıyar, baş hıyar ve hatta hıyarların da ağası zannedebiliyorlar. Hoş, “hıyarağası”nın anlamı bu değil ama hıyar olmamak gerektiği gibi, hıyarağası da olmamak lazım.

“Hıyarağası: sıfat Görgüsüz, kaba saba, yontulmamış (kimse), hıyarağa.”

Kaynak: Türk Dil Kurumu.

Görüldüğü gibi hıyarağası “görgüsüz, yontulmamış kimse” anlamına da geliyormuş. İşte bu yontulmamışlık hali iş ilanı verirken de kendisi gösteriyor. İş sahiplerinden veya insan kaynakları uzmanlarından hıyarağası olanların verdiği ilanlar hemen göze çarpıyor. Ben yıllar önce gördüğüm bir tanesini veriyorum, Internet yüzlercesi var.

“…Pazarlama ekibimize katılmak üzere,

  • En iyi üniversitelerin en ilgili bölümlerden mezun,
  • Pazarlamayla ilgili bir şeyler bir şeyler…,
  • Dergi ve gazete reklamları hazırlamak konusunda tecrübeli,
  • Google AdWords, Facebook ve banner reklamları hazırlamak ve yönetmek konusunda tecrübeli,
  • Sosyal medya yönetimi konusunda tecrübeli,
  • HTML ve CSS gibi yazılım dillerini bilen,
  • Tasarım programlarını kullanmayı bilen…”

diye daha devam ediyor. O dönem bu ilanı veren şirketi tanıyan bir arkadaşımı arıyorum bilgi almak için. “En çok 4000 TL verecekler” diyor. Tamam, asgari ücretin 700 TL civarlarında seyrettiği bir dönemde 4.000 TL iyi paraydı, kabul ediyorum. Ama senin bu yukarıda istediğin normal bir insan değil ki? Marslı o. Sen de diyorsun ki “4.000 TL vericez, sen kalk gel Mars’tan.” Gelir mi? Bence gelmez, gelmemeli. Gelmesin.

Şimdi bunu okuyan bazı çalışanlar “iyi de biz bunların hepsini biliyor ve yapıyoruz” diyebilirler. Hayır bilmiyorsunuz. Bu istenenlerin hepsi ayrı uzmanlık alanları. Bir gündeki 8 saatte kendi işini yetiştirmekte bile zorlanan normal bir insanın, şu yukarıda istenen her bir konu başlığında kariyer yapmış bir uzman kadar o konuyu bilmesi mümkün değil. Elbette bildiğiniz bir kısmı vardır fakat uzmanı kadar ustası olmanız düşük bir olasılık. Haydi diyelim ki siz özelsiniz, normal bir insan değilsiniz, içimizdeki Marslılardansınız. Diğer işlerinizi yetiştirirken bütün bunların hepsini de bir şekilde öğrendiniz. Buna rağmen hala bu paraya çalışıyorsanız ya acı çekmekten zevk alıyorsunuz ya da kendi değerinizi bilmiyorsunuz. Eğer gerçekten bu kadar donanımlıysanız ya değerinizi bilen bir yerde çalışın ya da artık başkalarının değil; kendi hayallerinizin peşinden koşun.

Fakat önce kendi değerinizi anlayın. Böyle vampirler için çalışmayın.

Anlıyorum, rekabetin yüksek olduğu bir dönemde çok zor şartlarda iş bulunuyor. Üstelik insanlar işlerinden patır patır çıkartılıyorlar. Bu yüzden “ee para kazanmak kolay değil!” diyenler var. Demeyin. Bugün Snapchat, Musical.ly ve Instagram kullanıp milyoner olan 13 yaşında çocuklar var. Bir ara hepsinin nasıl olduğunu yazarım, siz de gereğini yaparsanız siz de o kadar para kazanırsınız. Fakat konu kaç para kazandığınız ya da milyonluk olup olmadığınız değil. Konu insan gibi çalışmak, insan gibi yaşamak. İnsan yerine konmak. İş ilanında bile tek kişilik dev kadro arayanlar, kendileri için çalışmaya başladığınızda elbette sizi paspas niyetine kullanacaklardır.

E peki n’apalım? Hiç kusura bakmayın ama korkularımızın bir kısmı öğrenilmiş çaresizlik. Sağlığı yerinde hiçbir yetişkin açlıktan ölmez. Ataletten ölür, egosundan ölür, gururundan ölür, tembelliğinden, uyuşukluğundan, koalalığından ölür ama açlıktan ölmez. Biliyorum çünkü tecrübelisiyim.

Bu yüzden kendi değerinizi bilmemeyi para kazanmanın zorluğuyla özdeşleştirmeyin.

Kaldı ki bunlar son zamanlar. Sonrası meçhul.

  • Apple ve Samsung’a üretim yapan Foxconn 60.000 çalışanı robotlarla değiştirdi.
  • 2018 yılında dünya çapında 3 milyon kişinin işten çıkarılması öngörülüyor.
  • Uzmanlar, 2025 yılında insanların yaptığı işlerin üçte birinin yok olacağını, bunun yerine robotların işleri devralacağını söylüyorlar.

Bu teknolojinin bize ulaşması 10 yıl olmasın, 15 olsun. 20 yıl olsun. Ya hadi 30 yıl olsun. Öyle ya da böyle sıra hepimize gelecek. Ben de diyorum ki, o gelecek bize gelmeden önce kendiniz için bir şey yapın. Hayatınızı böyle vampirlere adamayın.

Son olarak, gelelim hıyarağası iş sahiplerine.

Bak ağam, anlıyorum. Ekonomi çok kötü, maliyetler yüksek, gelirler düşük, satışlar eskisi gibi değil; nerede o eski bayramlar falan… da o iş öyle değil. Herkesin satışları senin sandığın kadar düşük olsaydı ekonomi şimdiye çökerdi. Senin satışların düşük olabilir, doğrudur. Fakat herkesin durumu öyle değil. Satışlar neden düşük merak ediyorsanız sebeplerini şurada yazdım.

Bir iş sahibi olarak tasarruf etmek istiyorsanız, dar bakış açısıyla böyle saçma sapan ilanlar vermek yerine kendi alanında uzman insanları arayın. Elinizdeki çalışanlara da mümkün olan en yüksek değeri verin. Böyle yapan şirketler her zaman kazanırlar.

Bakın mesela Google böyle yapıyor. Alanında uzman insan çalıştırıp onlara iyi bakıyor. Ama tabi Google dediğin iş bilmez kafası çalışmaz bir garip insan sürüsü ama biz akıllı olduğumuz için tek kişilik dev kadrolara ihtiyaç duyuyoruz, öyle değil mi?

Ya da “ama o Google“, öyle mi? Peki.

Brunello Cucinelli diye bir giyim markası var. Sen kendi ürününü piyasa ortalamasına satamıyorsun, adamlar 1000 TL’ye gömlek, 2000 TL’ye ayakkabı satıyorlar. Üstelik Avrupa’da her 10 markanın 8’i, piyasaya çıktıktan 3 ay sonra yok olurken adamlar 40 yıldır ayaktalar. Bugün yılda 450 milyon dolar da kar elde ediyorlar. En önemli değerleri insanları. Hatta bütün şirket felsefesini bunun üzerine kurmuşlar.

Şimdi diyeceksin ki “o Avrupa“. Ona da peki.

İş sahibiyseniz veya iş sahibi olmayı düşünüyorsanız Ahmet Şerif İzgören’in MOKS adlı kitabını kesinlikle okumalısınız. Kitapta Türkiye’den verilen pek çok örnekten sadece bir tanesi:

Karaman’da, Bifa’da bir gün, bir işçi, kucağında bisküvi kolileri varken merdivenlerde patron Necati Babaoğlu’yla karşılaşır. Patronu karşısında görünce duvara yapışır ve yol verir, patron da duvara yapışır.

– Buyur geç.

– Olmaz Necati Bey, siz geçin.

– Olur mu, sen iş yapıyorsun, ben geziniyorum, sen geç!

– Hayatta olmaz, siz geçin.

Karşılıklı yalvar yakar… İşçi kardeş zorla geçer. Tüm işçiler birbirlerine bunu anlatırlar. Bifa’ya gittiğinizde, her yerde tevazu görürsünüz.

Oysa patronların, genel müdürlerin çoğu, asıl işlerinin yanında “küçük dağ imalatı” işine de girerler, çok havalı iştir.

Bifa’nın 2012 net satışları 328 milyon TL. Fazlası var eksiği yok. Şimdi diyeceksiniz ki “ama o kocaman şirket“. Büyük ihtimalle bu bakış açıları sayesinde böyle oldular ama hadi ona da peki.

2000 yılından önce YemekSepeti diye bir şirket yoktu. Kurulduktan 15 sene sonra, 2015 yılında 589 milyon dolara satıldı. Hiçbir sebepleri yokken 27 milyon doları çalışanlarla paylaştılar. “Ama o yemeksepeti.com.

2005 yılında Amerika’da kurulan yoğurt markası Chobani geçtiğimiz sene 1.6 milyar dolarlık satış yaptı. Bugün şirket değeri 3 milyar doların üzerinde. Ve firma sahibi Hamdi Ulukaya şirket hisselerinin %10’ununu 2000 çalışanına dağıttı. “Ama o Amerika’da.

Richard Branson 1966 yılında sıfırdan başladı. Yıllar içinde çok başarılı oldu. Çalışanları tatilini rahatça yapabilsin diye 2003 bir ada satın aldı. “Ama o dünyanın en zengin 100 adamından biri.

Az evvel sordum “isim vermeden yaz” dediler. Ben de isim vermeden yazıyorum: Bundan yıllar önce, bir arkadaşım dünyanın en değerli 20 markasından birinin Türkiye ofisinde stajyer olarak çalışmaya başlar. Firmanın Ülke Müdürü çalıştığı yerden kalkıp (ayrı bir odası yok. Ülke Müdürü’nün ayrı bir odası yok, evet.) arkadaşımın masasına gelir. Güler yüzlü bir biçimde ayaküstü bir sohbet başlatır: “Merhaba, ben <isim>, ailemize yeni katılmışsın, hoş geldin.” Bu kişi şu an bu sektörde yarı tanrı olarak çalışıyor. Arkadaşımsa dünyanın en değerli 5 markasından birine geçti. “Ama onlar…”

Yeter.

Ama ama ama… Hep ama. Ağma olan bu kadar “ama” demeyip hayata tutunuyor. Fakat sen hep kurban, hep mağdur.

Bak ağam, sen Google olmayıver, ada almayıver, milyon dolar dağıtmayıver, çalışanına yol vermeyiver, sen İtalya’da iş yapmayıver, Amerika’da iş kurmuş bir Türk olmayıver.

Sen olduğun yerde bildiğin gibi değer yarat?

Yok.

Marslı arayalım. Para da vermeyelim. Belki o zaman daha iyi arabaya bineriz.

Bana masal anlatmayın.

İnsan başka bir şey, hıyar da ağası da başka bir şey.

Siz insan olun. Hıyarağası olmayın.