Dijital pazarlama sektörünün yakından takip ettiği gibi, her sene sosyal medya ve çevresindeki konular ile ilgili pek çok araştırma yayınlanır. Bu araştırmalar, sektörün içinde çalışan insanların hedef kitlelerini daha iyi anlamalarına ve işlerini daha doğru yapmalarına imkan verir. Bazıları 500 sayfayı geçen bu yayınların nispi olarak kısa bir bölümü yorumlardan, daha büyük bir bölümüyse rakamlardan oluşur.

İnsanların rakamlarla ilgili 2 farklı görüşü var. İlki “rakamlar yalan söylemez“. Diğeriyse “rakamlarla istediğin yalanı söyleyebilirsin“. Gerçek şu ki; rakamlar, niyetin ne olduğuna göre kullanılan başka bir araç. Bu aracı daha bütünsel bir bakış açısıyla inceleyip, konuyu, kendi içerisindeki dinamiklerle ve bu dinamiklerin etkileriyle incelediğinizde karşınıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Bu yüzden bugün sadece rakam konuşmayalım, sosyal medyanın resmettiği tabloya şöyle bir bakalım ve böylece sektörden olmayan insanların da yararlanabileceği bir kaynak oluşturalım istiyorum.

Hadi başlayalım!

1. Dünya nüfusunun neredeyse yarısı Internet’i, neredeyse üçte ikisi sosyal medyayı kullanmıyor

“Neredeyse”leri kullanmasam daha güzel bir başlık olacaktı fakat gerçekler böyle. 2017’de yapılan bir araştırmaya göre dünya nüfusu 7.4 milyar olarak belirlenmiş. Internet kullanıcısı sayısı 3.7 milyar, aktif sosyal medya kullanıcısı ise 2.7 milyar.

Peki bu neden önemli?

İş sahipleriyle bir araya geldikçe, “çok geç kaldık” gibi bir genel görüş duyuyorum. Fakat bu doğru değil. Evet, daha erken kalkanlar daha çok yol aldılar fakat henüz hiçbir şey için geç değil. 4.5 milyar kişi sosyal medyayı kullanmaya başlamadı bile. Zaten Internet dediğimiz aslında 26 yaşında bir genç, sosyal medya ise daha 10 yaşında bir çocuk. Sosyal medya platformları tek tek incelediğinde, 10 yıl bir platform için çok uzun bir zaman fakat “sosyal medya”ya bir kavram (konsept) olarak bakıldığında ne kadar toy olduğunu görüyoruz.

Dolayısıyla, sosyal medya iletişimine başlamadıysanız artık başlamanızı tavsiye ederim. Bu arkadaş büyürken yanında olursanız kişiliğinin nasıl geliştiğini ve nasıl birisi olacağını birinci elden görüp deneyimler, ileride buna göre pozisyon alabilirsiniz.

2. Türkiye’de bir ayda Internet’te geçirilen süre, iki haftalık iş saatinden daha fazla

Rakamları ne de güzel eğip büküyorum, öyle değil mi? Türkiye’de bir günde Internet’te geçirilen süre masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda 3 saat 47 dakikaya, mobil telefonlarda ise 2 saat 59 dakikaya çıktı. Bir günde bu kadar saat geçiyorsa bir ayda ne kadar geçer diye düşündüm, üşenmedim hesapladım. Dizüstü ve masaüstünden 113,5 saat, mobilden ise 89.5 saat yapıyor. Haftalık çalışma süresi 45 saat. İki haftalık ise 90 saat.

Evet, haftalık çalışma süresi 5 günden ve günde 8 saatten hesaplanıyor, bu yüzden kurduğum denklemin denk olmadığını düşünebilirsiniz. Fakat bu genelde iş kurmamış bir insanın düşüncesidir. Zira kendi işini kurmuş insanlar özellikle ilk zamanları hatırlayacaklar, çalışma süresinin haftanın 5 günü değil, hemen her gün olduğunu anımsayacaklardır. Bu da bizi şu iki konuya getiriyor:

  • Bir insan bu kadar zamanı nasıl olur da kendi hayallerini inşa etmek ve istediği gibi bir hayat yaşamak için gayret etmek yerine arkadaşlarının fotoğraflarına, videolarına ve kaynağı ve doğruluğu belli olmayan Facebook bilgilerine bakmak için harcar?
  • Potansiyel müşterileriniz zamanlarının büyük bir kısmını Internet’te geçiriyor. Artık kimse broşürleri okumuyor, billboard’lara bakmıyor hatta eskisi kadar televizyon izlemiyor. Buna rağmen sosyal medya reklamları hala çok hesaplı. Şimdilik. Yakında değişecek. Bu fırsat penceresi kapanmadan iyice kullanmanızı öneririm.

3. Uyanık olduğumuz sürenin 6’da 1’ini sosyal medyada geçiriyoruz

Hocam o 6 nereden geldi?” diyenler için işte açıklaması: Her gün, günde 3 saat 1 dakikamızı sosyal medyada geçiriyoruz. Günde 6 saat uyuyorsanız, kalan zamanınızın 6’da 1, 8 saat uyuyorsanız kalan zamanınızın 5.3’ü sosyal medya’da geçiyor.

Şimdi diyelim ki ben her gün; işi gücü falan bırakıp günde 3 saatimi sizin dükkanın bulunduğu sokakta geçiriyorum. Meğerse o sokakta bir sürü başka dükkan da varmış. Bu dükkanların bir kısmı sizin rakipler, kalanı başka işler yapan insanlar olduğu için her çeşit şey var. Bu yüzden sadece ben değil, benim gibi binlerce insan bir sokakta toplaşmış geziniyoruz. Bilenler için İstanbul’daki İstiklal Caddesi gibi bir şey. Tabii esnaf bu kadar çok insanı görünce hemen dükkanın camlarına tabelalarını asıyor. Bir kısmı dükkanın dışına çıkıp bağırıyor, diğerleri yoldan geçenlere broşür veriyor. Yani bir şekilde bu insanlara kendilerini duyuruyorlar.

Duyurmayanların kepenkleri yavaş yavaş iniyor.

4. Türkiye’de 48 milyon kişi Internet’e giriyor ve hepsi sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor

Ocak 2017’de yayınlanan bir araştırmaya göre Türkiye’de 48 milyon kişi Internet’e giriyormuş. Aynı araştırma diyor ki Türkiye’deki aktif sosyal medya kullanıcı sayısı da 48 milyon. Başka ülkelerde rakamlar birebir aynı olmayabiliyor fakat bizde böyle. Belki çevremizde sadece bankacılık işlemlerini Internet üzerinden yapan ya da sadece e-posta kullanan fakat Facebook ve Instagram gibi platformlarda olmayan münferit örnekler vardır. Ne ki bu kişiler de çok yakın bir zamanda sosyal medyada olacaklar.

Üstelik Türkiye’de sadece Ocak 2016 – Ocak 2017 arasında toplamda 2 milyon kişi Internet kullanmaya başladı. Aynı sürede 6 milyon insan sosyal medya kullanmaya başladı. Ve aktif mobil kullanıcı sayısı da 6 milyon arttı.

Fark etmişsinizdir; yeni gelenler, tıpkı önceki yıllardaki yeni gelenler gibi çok fazla içerik tüketiyorlar. Halihazırda bu kadar yoğun bir şekilde içerik tüketmeye hevesli bu kadar çok insan varken bence siz de kendi markanız için içerikler oluşturabilirsiniz. Böylece sadece reklam yapmak yerine işinizle ilgili yararlı bilgi sağlamış olursunuz. Bu sayede değer yaratırsınız. Ürettiğiniz içerikler yeterince iyiyse insanlar sizin içeriğinizi paylaşacaklar ve çevrelerine sizden bahsedecektir. Bu da daha az reklam bütçesiyle daha efektif olabilme imkanını doğurur.

5. Televizyon çok hasta

Televizyon bir süredir yavaş yavaş eriyor. Geçtiğimiz sene yetişkinlerin hepsi değil, %98’i televizyon kullanıyordu. Türkiye’deki yetişkinlerin toplam sayısını bilmediğim için %2’nin kaç kişiye tekabül ettiğini de bilemiyorum fakat bu %2’nin hepsi durumu olmadığı için değil, televizyon izlemek istemedikleri için de uzak duruyorlar. Bunu destekleyen başka veriler de var:

Örneğin Türkiye’de mobil telefon kullanım oranı 2015 yılında %86’yken, 2016 yılında %95’e çıktı. Akıllı telefon kullanım oranıysa 2015 yılında %56’lardayken, 2016 yılında %75’lere çıktı.

Fakat asıl önemli olan veri şu: 2015 yılında sosyal medyada geçirilen süre ortalama 2 saat 32 dakika, televizyon izleme süresiyse ortalama 2 saat 18 dakikaydı. 2016 yılına gelindiğinde bu rakamlar sırasıyla 3 saat 1 dakika ve 2 saat 14 dakika olarak değişti. Bir yandan televizyon giderek güçsüzleşiyor, diğer yandan sosyal medya giderek güçleniyor.

Hoş, Amerika’da bu süreç 2011’lerde başlamıştı. Şimdi aynısı bizde de oluyor. İnsanların ilgisi sosyal medyaya kayıyor. Şu an için markalar hala asıl bütçelerini televizyonda harcıyorlar fakat önümüzdeki senelerde bu yavaş yavaş değişecek ve bütün güçleriyle sosyal medyada olacaklar.

Sosyal medya reklamları şu an için hesaplı fakat bu kadar çok talep gelince reklam ücretleri de artacak. Eğer işi biliyorsanız bugün bir kişiyi web sitenize yönlendirmek için 1-4 Kuruş gibi bir rakam harcarsanız. Yakında böyle bir şey olmayacak.

6. Türkiye’deki Facebook kullanıcılarının %77’si 18-44 yaş arasındaki insanlar

Bu da 35 milyondan fazla insan yapar.

Bu kitlenin %19’unu 25-34 yaş arasındaki erkekler, %11’ini yine bu yaş aralığındaki kadınlar ve %18’ini 18-24 yaş arasındaki erkekler oluşturuyor. Dolayısıyla böylesi kitlelere hitap ediyorsanız Facebook’ta düzenli olarak içerik paylaşmanız ve reklam vermeniz gerekiyor.

Bunun yanında Facebook, Türkiye’de 13 yaşından 65+ yaşına kadar her yaştaki insanın kullandığı bir platform haline geldi. 10 yıl bir Internet sitesi için uzun bir süre olduğu için Facebook da yavaş yavaş doyuma ulaşıyor. Fakat hala çok güçlü ve çok değerli bir platform. Üstelik, oldukça da hesaplı bir reklam mecrası.

7. Türkiye’de en popüler sosyal medya platformu Facebook değil, Youtube

Geçtiğimiz senin araştırmasına -2015 yılı hakkındaki verilerden oluşuyordu- göre en popüler sosyal medya platformu %32 ile Facebook’tu. Ardından %24 ile Whatsapp, %20 ile Facebook Messenger, %17 ile Twitter ve %16 ile Instagram geliyordu. Bu senenin rakamlarına göre -2016 yılı hakkındaki verilerden oluşuyor- %57 ile Youtube birinci. Ardından %56 ile Facebook geliyor. Instagram kullanım oranı %45, Twitter %44, Whatsapp ise %40’ta.

Görüldüğü hem listenin kendi içerisinde büyük bir değişim oldu, hem de sosyal medya kullanım miktarı katıyla arttı.

YouTube’da içerik paylaşmayı ciddi ciddi düşünmenizi öneririm. Bu konuda bir başka data: Türkiye’den Internet’e bağlanan insanların %55’i her gün en az 1 video izliyor. Bu rakamın bu yıl daha çok olacağını düşünüyorum -bu yılın rakamlarını da 2018’in başında göreceğiz.

Sonuç

Demem o ki, işiniz için sosyal medyayı kullanmak artık bir gereklilik değil, bir zorunluluk. Bunu kullanırken de düzenli olarak içerik paylaşmanızı öneririm. Paylaşacağınız içeriğin hedef kitlenize gerçekten bir şey ifade etmesi gerekiyor. Artık insanlar boş satış cümlelerini değil, onlar için değer yaratacak şeyler görmeyi istiyorlar.

Başlamak için hala doğru zamanlardayız. İnsanlar sosyal medyayı kullanmaya iyice alıştılar, hali hazırda oralarda belirli kalabalıklar birikmiş durumda. Sosyal medyayı kullanmaya başlayan ve kullandıkça işin doğrusunu görüp buna göre üretmeye odaklanan insanlar için işler iyi gidecektir.

Yapmayanlarınsa kepenkleri yavaş yavaş iniyor.