Nerede o eski bayramlar” edebiyatı yapmayı düşündüm. Mamafih tevellüt 1982 olmasından mütevellit hatırlayabildiğim en uzak zamanlar 25-30 sene evveli. Lakin bu edebiyatı yapabilmek için en az bir 50 sene gitmek gerekiyor. Velhasıl, 1960’lar ve öncesini iyi hatırlamam lazım ki eski günlerin güzelliğinden dem vurduğum lezzetli bir yazı yazabileyim. O günleri yaşamasam da ailemde anlatılanlar, okuduklarım ve namütenahi muhayyile istidadım sayesinde tahayyül edebiliyorum. Bunun muvacehesinde düşünüp, yazdım.

O dönemlerin gençlerinin, bu dönemlerin gençlerine göre daha “edep, adap” bildiği söylenir. Edep “iyi ahlak“; adap ise “töre” demek. Töre de “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü” anlamına geliyor. Şimdi, yaşımız tutmuyorsa hayal edelim, yaşımız tutuyorsa hatırlayalım:

Bundan 70 sene önce yaşıyorsunuz. Ülkenizde ilk radyo yayını yapılalı 20 sene (1927) ancak olmuş fakat dünya son 10 küsür seneyi(1933) televizyonla geçiriyor. Sizde televizyon yayını 16 sene sonra başlayacak. Cep telefonunu bırakın; evlerde telefon yok. Yeni bir bilgiye, bir öğrenme deneyimine ulaşabilme imkanları çok kısıtlı. Öğrenme eylemi aile görgüsü ve ailede anlatılan hikayelerle, kitaplarla, gazetelerle, dergilerle ve radyoyla yapılıyor. İçinde yaşadığınız toplum kolektivist bir yapıda: Mahalle kültüründe herkes birbirini tanıyor, pek çok şey beraber yapılıyor. Dolayısıyla kendi kültürünüzle, törenizle, gelenek ve göreneklerinizle iç içesiniz. Bu iç içeliğe sürekli mazur kalmaktan bu bir alışkanlık haline geliyor. Bunu benimsiyor, seviyorsunuz.

Şimdiyse teknoloji çağındayız. Dünya sadece mahallemiz, haber ajansı sayesinde belirli vakitlerde bilgi edindiğimiz ülkemiz veya arada bir haberini duyduğumuz yabancı ülkelerden ibaret değil. Internet alt yapısı, sosyal medya ve cep telefonları gibi sınırları ortadan kaldıran teknolojiler var. 1980’lerde başlayan Bilgi Çağı var. 10.000 kilometre ötede rüzgar esse bugün oturduğumuz yerden haberimiz oluyor. Çok fazla bilgi var. Bilgiye ulaşmak için değil, bilgiyi süzmek için çaba harcıyoruz. Eskinin “yeni teknolojisiyle” 18 saat süren otobüs yolculuğunun yerine bugün 1.5 saatte o mesafeyi kat ediyoruz. Eskiden insanlar sevdiklerinin sesini duymak için santraldeki telefon sırasına yazılırlar, saatlerce sana sıra gelmesini beklerlerdi. Şimdi aradığın kişi telefonu 3 saniye geç açınca hafiften geriliyorsun.

Teknoloji sayesinde artık hayat daha kolay. Fakat bu, yanında bir bedelle geliyor. Sınırlar yok; ülke ve birey olarak dünyaya daha çok ayak uydurmalısın. Hem bu yüzden, hem de nüfustaki artış yüzünden rekabet eskiye göre daha yüksek. Bu yüzden bu kolay hayatta yer edinebilmek için daha çok çaba sarf etmen gerekiyor.

Bu da seni çok yoruyor.

Eskiden bayramda el öpmeye giderdin, şimdi o kadar dolmuş ve streslisin ki her fırsatta aileni görmeyi istesen bile yalnız kalma, denize gitme, tatil yapma ihtiyacı hissediyorsun. “Lütfen insan sesi veya teknoloji olmasın. Sadece ağaçlar, kuşlar, deniz ve ben.” Eskiden “bayram tıraşı” olurdun. Adına “bayramlık elbise” denilen sadece bayramlarda özene bezene giydiğin şık bir elbise vardı. Şimdi işe giderken her gün tıraş olup, tiril tiril giyindiğin için artık bayramda bunları yapmak istemiyorsun.

Eskiden pek çok şey “görev”di. Şimdi insanlar kendilerine yüklenen görevlerden bıkmış durumda. Artık sadece “istek” var. Öyle ki, bazılarına bayram tebriği için aramak ya da mesaj çekmek bile zul geliyor, bunu istemiyorlar. Daha ötesini söyleyeyim: Bugünün gençleri, kendileri istediği zamanlar dışında aranmaktan rahatsız olmaya başladılar. O an işi var, o an düşünüyor, o an sevdiği bir şey yapıyor. O an seninle konuşmak istemiyor. Sen mesaj çek, o istediği zaman seni arasın istiyor. Dizileri veya filmleri yayınlandığı an değil, kendi istediği zaman izlemek istiyor. Çok kritik bir durum yoksa haberleri bile kendi istediği zaman duymayı tercih ediyor. Çünkü o her şeyi bir arada yapan kolektivist yapı yerini giderek bireyselciliğe bırakıyor: Artık o an, onun kendi anı. Sen izlediği şeyi kesip reklam vererek, okuduğu bir yazıda yüzüne bir kutu açıp mail’ını isteyerek ya da onu telefonla arayarak o anını bozuyorsun. O an bunu istemiyor. Artık görev yok, istek var.

Çünkü yaşınız kaç olursa olsun; sizden önce hayat zordu. Münferit olayları bir kenara bırakacak olursak; sizin gençliğiniz, anne ve babanızın gençliğine göre daha kolay geçti. Bu yüzden her nesil kendisinden sonraki nesilden daha dayanıklı, daha güçlü. Dolayısıyla her nesil, kendisinden önceki nesilden daha genç gibi yaşıyor. Benim babam benim yaşımdayken benden daha olgundu. Onun babası da bu yaştayken babamdan olgundu. Dedemin babası da bu yaştayken dedemden olgundu. Çünkü olgunluk, zorlukla mücadele ettikçe insanın üzerine oturan bir şey. Kendisinin daha olgun olduğunu bildiği için; her nesil, kendi neslinden sonraki insanların bozulduğunu söylüyor. Her yeni nesil daha çocukça geliyor. Fakat aslında bu iyi bir şey. Ortalama ömür süresi giderek uzuyor. Ortalama ömrün 34 yıl olduğu zamanlarda elbette erkenden olgunlaşman gerekiyordu. Şimdi 80 yıllardayız. Genç olacak, istekleri yapacak çok uzun yıllar var. Şimdi 30’larında artık hayatını düzene sokmuş olman bekleniyor. İleride bu beklenti 40’lı, 50’li yaşlara çıkacak.

Fakat bugün böyle.

Yazının başında “bunun muvacehesinde düşünüp, yazdım” demiştim. Muvacehesinde “bir durum karşısında” anlamına gelen bir kelime. O zamanlar böyle ağızda dağılan kelimeler kullanılıyordu. Bugün kullanılmıyor. Böylesi durumlarda insan bazen eski kelimelere, eski yaşamlara, eski anılara özlem duyuyor. Belki bazen “ah nerede o eski bayramlar” diye düşünüyor. Fakat özlenen bayramlar değil, o eski anlardaki daha masum mutluluklar; daha yalansız, daha riyasız, olduğu gibi gelen, geldiği gibi olan yaşamlar.

Yeni bayramlarda veya yeni zamanlarda bir sıkıntı yok. Hayat, olması gerektiği şekilde akıyor. Bugünün zamanının ruhunda “görev” yok, “istek” var. İçimizden geliyorsa bayramlıklarımızı giyelim, içimizden geliyorsa tatile gidelim.

İçimiz iyi olsun da, bayramlar iyi olur.
O zaman siz iyi olun, iyi bayramlar olsun.