Bildiğiniz gibi insanın temel bileşenleri var. Bunların en göz önünde olanları beden, zihin ve duygular. Bilim henüz bilemediği için göz önünde olmadığı kabul edilen birkaç bir şey daha var. Ölçemediği şeyi doğru kabul etmeyen ekolden geliyorsanız son cümlemden irite olmuş olabilirsiniz. Olmayın. Çünkü ne bugünün konusu o, ne de ben o konulardan konuşacak yetkinliğe sahibim. Bugün bildiğimiz yerden konuşalım.

Karakter dediğimiz şey zihin ve duyguların birleşimi sonucu ortaya çıkan bir mefhum. Bizim gibi düşünüp, bizim gibi hisseden insanlara “çok karakterli insan”, bizim gibi olmayan ve/veya kararlarında tutarsızlık olanlara “karaktersiz” diyoruz.

Ben de bugün benim ve benim gibi düşünen insanların bakış açısıyla karakter geliştiricilerden bahsedeceğim. Örneklerden sonra konuya geçelim.

Garsona veya genel olarak hizmet aldığı insanlara kötü davranmak; birini kendinden daha düşük veya yüksek pozisyonda görmek ve “aşağıdakileri” hor görüp, “yukarıdakilere” biat etmek; arkasından konuşmak; dalga geçmek; söylenmek; eleştirmek; olumsuz bir bakış açısına sahip olmak; umutsuz olmak; sürekli espri yapma ihtiyacı içerisinde olmak; peşin hükümlü olmak; sızlanmak; çok ve yersiz konuşmak; sağlığına, yediğine ve düşündüğüne gerekli özeni göstermemek; kendisine altı doldurulabilir bir saygı duymamak; kendisini geliştirmemek; başkası gücenmesin, üzülmesin diye kendinden ödün vermek; gerektiği zaman fikrini söylememek; dinlememek; çarpıtmak; üste çıkmaya çalışmak; ilham kaynaklı olarak bir şeyin yapılabileceğini göstermek için değil, ego kaynaklı olarak başkasına bir şeyi ispat etmek; hepimizin bir olduğu bilinciyle bütünün hayrını gözeterek değil, “tanrı kompleksi”yle yardım etmek; kendisini göstermeye çalışmak; küfür etmek; yalan söylemek; bilgi ve emek dahil olmak üzere hırsızlık yapmak; dolandırmak; elinin ucuyla iş yapmak; mükemmeliyetçi olmak; aşırı özen, saygı, minnet, kibarlık, güler yüz göstermek; sorumluluk sahibi olmamak; manipüle etmek ve kendisine o anlık veya uzun vadede iyi geleceği için başkasına bilerek zarar vermek bence iyi değil.

Ben bir birey olarak bunların hemen hiçbirinde istediğim yerde değilim.

Ne ki, zaman geçtikçe, deneyerek ve sindirerek öğrendikçe veya bu konularda okuyup düşündükçe bazı şeylerin bu hastalıklara iyi geldiğini görüyorum. Bugün en pratik 6 tane karakter geliştiriciden bahsedeceğim.

1. Doğa/Hayat

Dünyanın en sert öğretmeni sanırım bu.

Herhangi bir ideolojiden bahsedebilmen için önce karnının doyması gerekiyor. Yemeği 10 dakika geç gelince sinirlenenleri, yemek aşırı tuzlu/baharatlıysa garsona tirat atanları ve tuttuğu oruca dayanamayıp başkasının hayatını mahvedenleri de hatırlayarak; 3 gün bir şey yemeyelim, bakalım “1. Dünya Problemleri”nin kaçından bahsedebiliyoruz.

İşlerinin yetişmesi mi gerekiyor? Çok sıkıştığında sadece 3-4 dakika çişini tutmayı dene ne, ne kadar acil görüyorsun.

Hayat çok mu zor? Bir gün sabah yeni uyandığında soğuk duş al. Bunu yaparken ısınmaya paran olmadığı için her gün bunu tekrar etmek zorunda olduğunu hayal et; hayatta pek bir zorluk kalmıyor.

Sevgilin seni terk mi etti? Telefonun kronometresini açıp bir elinle ağzını ve burnunu kapa. Bak aslında ne kadar önemsizmiş bunlar.

Doğa/hayat insana perspektif kazandırıp, her şeyi yerli yerine oturtuyor. Allah gördüğünden geriye koysun, çok şey öğretiyor.

2. Büyütülme Şekli

Savaşçı örneği güzel bir örnek. Spartalıların tarihin gördüğü en iyi savaşçıları olmalarının en önemli sebebinin çocukluklarından itibaren aldıkları eğitim oldukları söylenir. Hoş, buna eğitim mi dersin zulüm mü bilmem ama bu konuda işe yaramış görünüyor.

Bir toplu taşıma aracında feryat figan bağıran küçük bir çocuk varsa, genelde bunun sorumlusu doğduğundan bu yana en yakın çevresinde bulunan insanlar oluyor. Büyürken istediğini bağırarak, ağlayarak, başkasını zorda bırakarak, zorla elde etmeye ayarlanmış insan yavrusunun büyüdükten sonra böyle davranmayacağını bize düşündüren nedir bilmiyorum.

Bir de şu 8.cilik madalyaları meselesi var. Son sıradakine madalya verdiğinde çok büyük üç soruna yol açıyorsun:

1. Çalışıp, uğraşıp, didinip birinci, ikinci, üçüncü olan kişinin bütün emeğini, zamanını, özverisini yok ediyorsun. Kendine, sürece, sisteme güvenini kırıyorsun.

2. Hiçbir başarı gösterememiş olanlarda gereksiz bir özgüven yaratıyorsun. Çalışıp hak ettiği için değil, çalışmadan elde ettiği için tebrik ediliyor. O da bunun farkında, hatta bunu marifet sayıyor: “Haha! Çalışmadan bir başarı gösterdim, bir de çalışsam neler olur!” Sorun şu ki o gün çalışmadığı için, sonraki sefer de çalışmıyor. Bir sonraki sefer de çalışmıyor ve bu bir alışkanlığa dönüyor. Gerçek hayat bu tür şeyleri kaldırmadığı için; hayata atılınca mutsuz oluyor. E hani ben her şeyi, hem de çalışmadan, yapabilirdim? Gelsin sana bunalım, gitsin sana “insanlık tarihinin depresyon kaynaklı intihar oranı en yüksek olan nesli: Z kuşağı.”

3. Birinciyle sonuncuya aynı ödülü vererek sadece bu kitleyi etkilemiş olmuyorsun, aynı zamanda onları izleyen kitleye de şunu düşündürtüyorsun: “Arkadaş iyi ki yerimizden kıpırdamamışız, baksana ne yapsak aynı sonuç olacaktı. Yorulduğumuza değmez.

Bu arada, burada kabahat bu ödülleri, notları, pekiyileri veren öğretmenlerde değil. Öğretmen bunu yapmazsa aile okula gidiyor. Okul basan aile mi olur? Oluyor. Hele ki özel okulsa, yöneticisi müşteri kaybedemez. CEO o adam. Dönüp öğretmene baskı yapıyor: O şeker herkese verilecek.

Bu yüzden kabahatin bir kısım ailelerde. Üzgünüm. Bu konuda Simon Sinek’in ve Sir Ken Richardson’ın güzel içerikleri var, tavsiye ederim.

Büyütülme şekli temel bir karakter geliştirici. “O halde çocuklarımıza eski zaman savaşçıları gibi eziyet edelim.” Öyle mi? Değil. Sadece davranışlarımızın sonuçlarını önceden görmeye çalışmak daha akılcı bir yaklaşım.

Bu arada lütfen “evladım kitap oku”, “çocuğum telefonu bir kenara bırak artık içine düştün”, “yavrum bağırıp çağırma” demeyi bir bırakalım. İnsan psikolojisi 101: İnsan canlısı, rol modeli aldığı insanların davranışlarını kopyalar. Rol de, model de biziz. Biz yapmayı bırakalım, onlar da bir süre sonra yapmazlar.

3. Farkındalık

Diyelim ki içimizde minnak bir petunyayız. Aslında şu hayattaki dertlerimizin bütün sorumlusu büyütülme şeklimiz. Diye düşünüyoruz. Hadi doğrudur, diyelim. Fakat sen artık kaç yaşına gelmiş insansın? Bunu değiştirmen gerekiyor. “E değiştirmek çok zor.” E zor, doğru. O zaman artık kaç yıl hayatın kaldıysa böyle yaşa. Ağaç gibi tepkisiz diyeceğim, son araştırmalar onların da gayet tepkili olduğunu söylüyor. Duvar gibi mi desem? Yahu sen insansın! 400 trilyonda 1 ihtimalle insan canlısı olabildiğin söyleniyor. Sırf bunun için miydi o kadar çaba? Bak; sokak, mahalle, şehir, ülke, kıta, dünya demiyorum: Bu alem sen öğrenesin diye var, konuşturma beni o konulardan:) Neymiş büyürken bilmem kim ona böyle davranmış. Ondan böyle olmuş.

Bırak bunları artık. Durumdan memnun değilsen, memnun olacağın durumlar yarat.

Farkında olmakta fayda var.

Şimdi farkındalık konusunu biraz eşeleyelim.

Yoga yaptım, meditasyon yaptım, çok kitap okudum, çok ibadet ediyorum; çok bilenle konuştum, çok gezdim; hep öğrendim ben doğrusunu. Aydınlandım. Farkındalığım arttı. Fakat şunları şöyle yapanlarla bunları böyle yapanlar geri zekalı, odun, öküz.

🙂

Karşımızda gördüğümüz bir şeyi karşımızda görmeyiz. Katı halde bulunan madde ışığı durdurur. Gözümüzdeki mercek bunu algılar. (Buraya kadar fizik 101) Yakalanan görüntüyü sinirler beyine iletir (Biyoloji 101) Beyin, daha önce topladığı bilgiye dayanarak bunu yorumlar, anlamlandırır. (Psikoloji) Bir yandan bilinçaltında depolanmış bilgilerden yardım alır. (Yaşasın Carl Jung) Bu bilgilerin ışığında bir düşünce (nöroloji) veya duygu üretilir. (Kimya)

Benzer süreçler diğer duyu organlarıyla algılanan uyartılar için de geçerlidir. Deneyimlediğimiz şeyler insanın içindedir. İçeride deneyimlenirler. İnsan, kendisinin dışında olan bir şeyi deneyimlemeye muktedir bir varlık değildir. Aynı ses tonu bazı insanlara müzik, diğerlerine eziyet gelir. Hatta bir ilişkinin başında sevgilinin sesi sana dünyanın en güzel sesi gibi geliyorken, pek çok kavga kıyamet sonrasında sesini duymak istemezsin. İlişki bittikten sonra da sesine özel bir anlam biçmezsin. Kişi aynı kişi, ses aynı ses, yüz aynı yüzdür. Fakat atfedilen duygu ve düşünce değişir.

Buradan hareketle, dünyadaki bütün olayların nasıl olduğunu biz kendi içimizde deneyimleriz. Dolayısıyla bu olaylara anlamlar atfederiz. Örneğin pek çok insana göre, Amerika’nın yeni başkanı dünyanın başına gelen en kötü şeylerden biri. Benim içinse iyi bir şey. Bu arkadaş gittikten sonrası, daha öncesine göre daha aydınlık. Mesela plastik pek çok çevreciye göre çok kötü bir şey. Vallahi bence çok iyi bir şey. Plastik demek daha fazla ağaç kesmeyeceksin, doğayı mahvetmeyeceksin, aynı malzemeyi tekrar, tekrar ve tekrar kullanabileceksin demek. Sorun plastikte değil. Sorun onu kullanmayı bilmeyen insanda. Hayvan sahibi olmak pek çok insana göre harika bir şey. Vallahi ben kendimi öyle sahip falan hissetmiyorum. O güzeller güzeli köpekleri eve kapatmak bana doğru gelmediği gibi ben isteyince havlasın, ben isteyince benim istediğim yere tuvaletini yapsın gibi şeyler bana anormal geliyor. İleride bu düşüncelerim belki değişir. Fakat şimdi böyle.

Konuya dönecek olursam; neyi ne kadar öğrenmiş olursan ol birilerini küçümsüyorsan burada bir sorun var.

Farkında olmakta fayda var. Farkında oldukça karakterin gelişiyor. Kimseyi küçük veya büyük görmemeyi öğreniyorsun. Herkes seninle denk. Sen denkler arasında daha üstte değilsin. Herkesle aynı yerdesin.

Bunun için iki önerim var. Birincisi her tartışmada, konuşmada, kavga kıyamette “insanlığın sende kalması”na çalışmak. Az önce ben böyle bir sınavdan kaldım mesela. Metroda biri geçerken izin istemek veya dikkat etmek yerine ben yokmuşum gibi omzu, sırtı ve çantasıyla üstümden geçmeye çalıştı. Öyle çarpıp geçmekten bahsetmiyorum, baya bildiğin Yeniçeri akıncısı gibi geçmekten bahsediyorum. Canım sıkıldı. Arkasından ters ters baktım, bir şey demedim. Sonra ileride bir yer boşaldı. Ben de yanından geçerken biraz bilerek, biraz umursamayarak o yokmuş gibi geçtim gittim. E n’oldu şimdi? Faydalı bir şey yapmadım. Kupa da vermediler. O da sarsılınca dönüp baktı, sonra bir şey demeden kafasını önüne eğdi. O anda yüzünü gördüm, derdi başından aşkın gariban bir insan. Metro başıma yıkıldı, utandım. Bu arada bu olay tam da ben bu “insanlığın sende kalması” konusunda yazacağım zaman oldu. (Evet, bazen metroda yazıyorum) Demek ki n’olmuş şimdi? Olmadı, yakışmadı. Sınıfta kaldım.

İkinci önerim:

Bir şeyi yapmayı gücün yetiyorsa,

ve yapmak senin için iyiyse,

ve fakat bir başkasını gerçekten kötü etkileyecekse,

ve bu bir “ya ben, ya o” durumu değilse:

O şeyi yapma.

Sonra farkına varıyorsun ki değmiyor. Bu konuda da yeni sınıfta kaldım.

Farkında olmakta fayda var. Farkında olmak daha yüksek bir yere tırmanmak gibi. O irtifadan daha önce görmediğin yeni şeyleri görüyorsun. Gördüklerin bazen hoşuna gitmiyor. Ama öğreniyorsun.

4. Disiplin

Bu nasıl güzel bir karakter geliştirici, anlatamam. Eskiden tiksinirdim, şimdi gün geçtikçe daha çok seviyorum.

Disiplin, yapılması gereken bir şeyi yapmayı istemesen de, o an takatin yokmuş gibi hissetsen de, hiç içinden gelmese de yapmak demek. Tam olarak “ya 1 ya da 0” durumu. “Ya ama şöyle oldu, böyle oldu.” Öyle bir şey yok. Yaptın mı, yapmadın mı? Bu kadar net, kesin. Bir yerde söylediğin saatte olmak, hiçbir zorunluluk yokken erken kalkıp güne başlamak, her yanın ağrısa da spora gitmek, hiç içinden gelmese de 10 dakika, 15 dakika, 1 saat daha çalışmak, çok canın çekse de yapay şekerli bir şey yememek, vb. gibi “ya 1, ya da 0” durumu.

Bu konuda da tecrübeyle söylüyorum; ilk günden kendinize asker disiplini uygulamayın.

Bir yerden sonra fazla geliyor, insan komple her şeyi bırakıyor. Bunun yerine yavaş ve küçük adımlarla gitmek en güzeli. “Ya bırak, ben yaparım, ne o öyle küçük şeylerle uğraşamam” bir ego cümlesi. Yapmayın, küçük başlayın. Kilo mu vereceksiniz? Çok iyi, özellikle ana öğünleri aksatmayın. Eğer düzenli olarak spor yapmıyorsanız bir tabaktan fazla yememeye özen gösterin. İnsan vücudu az yemeye kısa sürede alışıyor. Ekmek yememeye benim alışma sürem 3 gündü. Hadi sizinki 5 gün olsun ama alışırsınız. İçinizden yataktan kalkıp güne başlamak gelmiyor mu? Tamam. Bu isteksizliği yarına erteleyin. Yarın da öyle hissederseniz yarın biraz daha uyursunuz. Bugün değil. Bir gün bekleyin, bir günden bir şey olmaz. Bugün içinizden gelmiyorsa da kalkıp başlayın. Yarın da içinizden gelmiyorsa o zaman düşünün, bugün değil.

İş ve hayat tavsiyesi veren aklı başında kaç insan varsa aynı şeyi söylüyorlar: Öz disiplin her şeyin anahtarı. Ve bunu geliştirmek kolay değil ama basit. Küçük başla. Sürekli ve düzenli ol. Ara verme.

5. Gezmek

Gezme konusu ilginç bir konu. Türkiye’nin büyük bir bölümünü gezdim fakat Kuzey Kıbrıs’ı saymazsak ben hiç yurt dışına çıkmadım. Pek öyle bir motivasyonum da yok fakat mart ayında yurt dışına ilk defa çıktıktan sonra, gezme hastalığına yakalanmışlar gibi ben de şimdi söyleyeceklerimi şiddetle savunabilirim. Bu konuda ne zaman okusam veya çok gezen kiminle konuşsam aynı şeye rastlıyorum: Gezmek insana çok şey öğretiyor ve belki de en önemlisi; bakış açısını geliştiriyor. Bizden farklı bakış açılarına sahip insanları kabul etmekte zorlanabiliyoruz. Fakat gezdiğiniz zaman öyle 1-2 değil, bütün bir kültür bir konuda senden farklı düşünüyor. Sonra başka bir yere gidiyorsun, bu sefer başka bir insan kitlesi başka bir konuda senden farklı düşünüyor. Dolayısıyla farklı bakış açılarını gözlemleme şansına sahip oluyorsun. Bir yerden sonra herkesin fikrine daha saygılı yaklaşmaya başlıyorsun. Bu da kendiliğinden karakterini geliştiriyor.

6. Başkalarına yardım etmek

Kim olursanız olun, hayatta hangi pozisyonda olursanız olun; her zaman sizden daha kötü durumlarda yaşayan birileri vardır.

İnsanın hormon aktivitesine baktığımızda, bize iyi gelen seratonin ve dopamin gibi hormonların başkalarına yardım ettiğimiz zamanlarda çok fazla salgılandığını görüyoruz. Tabiatın amacı varlığını devam ettirmek olduğu için böyle bir şey olması oldukça mantıklı. Hangi konuda kendinizi hangi basamakta görüyorsanız, her zaman daha alt basamaklarda birileri var. Uzanıp birisini yanına çekmek için -para değil- emek ve zaman ayırdığınızda bu hormonlara daha çok sahip oluyoruz. Bu durum insanın sağlığını iyileştirdiği ve ömrünü uzattığı gibi minnet duygusunu geliştiriyor. Minnet duygusu vücudunuzda olduğunda, iki duygu var ki orada barınamaz: Korku ve kızgınlık. Bunların minnetle aynı anda olması mümkün değil. Minnet ya da değerbilmek, bu negatif duyguları reklamcıların sevdiği tanımlamayla “söküp atıyor“.

Başkalarına yardım ettikçe büyüyoruz. Burada dengemizi iyi kurmazsak ilk başta söylediğim “tanrı kompleksi”ne kapılıyoruz. Hoş, almayı bilene bu da bir ders. “Ben onlar için neler neler yaptım, onlar en ufak bir değer bile bilmediler.” Olsun, sorun yok. Senin ne yaptığın senin karman, başkasının ne yaptığı başkasının karması. Karma, Sanskritçe bir kelime. Tam karşılığı “eylem, aksiyon.” Bizde “çalma kapını, çalarlar kapını”, “iyilik yap, iyilik bul” atasözlerinde anlatılan şey.

Belki hemen olmayacak fakat bir şekilde katıyla karşılığı geliyor.

Hadi sen inanma bunlara veya böyle bir şeyi gözlemlememiş ol. Yine sorun yok. İyilik yapmak, kötülük yapmaktan veya hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir. Başkası için de değil, yukarıda söylediğim gibi senin için.

Üstelik, bu durum karakterini de geliştiriyor çünkü böylesi anlarda bambaşka hayatlarla karşılaşıyor, çok şeyler öğreniyoruz. İnsan daha az söyleniyor. Daha az sızlanıyor. Daha az eleştiriyor. Daha sevecen, daha şefkatli oluyor.

Karakter, insanın düşünce yapısıyla başlayan, duygularıyla şekillenen ve alışkanlıklarıyla oturan bir şey. Öyle ki, bir süre sonra hayatın gerçeklerine dönüşüyor. Fakat yaşımız kaç olursa olsun, karakter her zaman daha iyiye gidebilir, daha güzelleştirilebilir bir bahçe.

Bu yazı dahil olmak üzere, kişisel gelişim niyetiyle ne okuyorsanız aslında okumanıza gerek yok. Bu söylediklerimi uygulamaya başlayın, yakın zamanda siz de bir kişisel gelişim kitabı yazarsınız. Fransız matematikçi Henri Poincaré zamanında “bir şeyi öğrenmek demek, onu yeniden keşfetmek demektir” demiş.

Öğrenmenin en iyi yolu deneyim.

Doğa veya hayat size zorla denetmeden, diğer maddelerde saydığım şeyleri hemen bugünden başlayarak deneyimlemeniz dileğiyle.