Astrologlar bu kıyağımı unutmasın! Web sitesi trafiklerinden çalmamak için bilerek “Merkür Retrosu” demedim. Çukurovasızların genellikle bilmediği gibi “anarya” geri, “anarya yapmak” geri gitmek demek. Şimdi, koskoca gezegenin geri vites yapacak hali yok tabii fakat yörüngelerimizdeki farklar sebebiyle, yılın bazı dönemlerde gezegenler Dünya’dan bakıldığında geriye gidiyormuş gibi görünür. Astrolojide buna “retrograde” veya kısaca “retro” deniyor.

Aa! Sen böyle şeylere inanıyor musun?!?” diye mail gelmeden önce hemen açıklayayım. Benim bu konuda çok sade bir görüşürüm var: Küçücük ay, dev gibi okyanusları etkiliyor. Belki ben doğduğumda el kadarken, devasa Jüpiter’in bir etkisi vardır ve bunu henüz ölçemiyor olabiliriz. Bu yüzden ne inanıyorum, ne de kibirli kibirli “olmaz öyle şey” diyorum. Farklı konularda okumalar yaptığım gibi bu konuyu da arada bir okuyorum.

Astrologlar etkileri olduğunu söylüyorlar. Mistikler, yogiler ve şamanlarsa “elbette var fakat hayatın bu göksel hareketlere göre olmak zorunda değil, vücudunun, zihninin; genel olarak bütün enerjilerinin kontrolünü eline al ve böyle şeylerden etkilenme” diyorlar. “Ne enerjisi arkadaşım? TEDAŞ mısın mübarek?” diyenleri de Nikolai Tesla’nın da dahil olduğu dünyanın önemli bilim insanlarının “madde dediğin şey aslında katı bir şey değil, enerjidir. Her şey enerjidir ve bu enerjiler belirli frekanslarda titreşirler” gibi düşünceleriyle baş başa bırakıp konuya geçiyorum.

Astrologlar diyor ki; bu ayın 24’üne kadar olan bu dönem yeni bir şeylere başlamak için uygun bir zaman değil. Hele bir otur, soluklan yeğenim, şöyle bir kendine, çevrene, hayallerine, isteklerine, hedeflerine bak. Bir değerlendir. Yeni şeylere başlama. Eskiden başladığın ama tamamlamadığın şeyleri tamamla.

Ben bu kısmında uzman değilim fakat tecrübeyle öğrendim ki; ne zaman neler yapmak istediğimi düşünür, belirler ve bunları bir yere not eder ve sıkça kontrol edersem, o isteğime ulaşabiliyorum. Bunu yapmazsam ya o isteği unutuyorum, ya da başka öncelikler oluyor ve bir türlü ona sıra gelmiyor.

Bu bloğu yazmak, eğitim vermek, kilo vermek, sigarayı bırakmak (içmediğim dönemde) hep böylesi süreçlerin sonucunda başarabildiğim şeylerdi. Örneğin geçtiğimiz sene 107 kilolara çıkmıştım. Eylül’ün başında %25 yağ oranıyla 96 kiloydum. Hastalıktı vesaireydi derken Eylül – Kasım sonuna kadar toplasan 1 ay eder etmez spor yaptım. Fakat sonra, her sabah uyandığımda spor yapma konusunu ve hedeflediğim kiloyu ajandama yazmaya başladım. 1.5 hafta hemen her gün düzenli olarak yüzdüm. Şimdi %21 yağ oranında 88 kiloyum. Dolayısıyla geçen seneye göre 19 kilo daha zayıfım. Ne ki, istediğim yer burası değil. Ocak ortasına kadar %17 yağ oranına düşmek istiyorum. Bunu neden istiyorum? Çünkü sağlıklı olmayı önemsiyorum. Çünkü her bir kilo fazlası -yanlış hatırlamıyorsam- dizlere 4 kilo olarak biniyor ve ben yeterince uzun bir süredir hamallık yapıyorum, artık yapasım yok. Çünkü “sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur“.  Neden %17? Çünkü bu yapılabilir bir şey. Bu arada karnında baklava-seven arkadaşlarımız için söylemiş olayım; six-pack, nam-ı diğer 6 adet baklava kası, %8-%13 arasındaki yağ oranında olur -ki bu çok kolay bir şey olmadığı gibi ne kadar gerekli emin değilim. Sonuçta ben profesyonel sporcu değilim, manken değilim, güzellik veya fitness yarışmalarına da katılmıyorum. Sizi bilmem 🙂

2018 için bir başka hedef -sigarayı bırakmak değil- sigaradan tamamen kurtulmuş olmak. Ne söylediğimizi duymak ve ne düşündüğümüzü fark etmek davranışlarımızı tamamen etkiliyor. Yanlış hatırlamıyorsam bu konuda da bilimsel çalışmalar vardı. Bu yüzden sigaradan kurtulmak diyorum. Sigara, kurtulunması gereken iğrenç bir şey. Hemen araya gireyim; hayır, sigarayı sevmiyorsun. Beyninde kontrol edemediğin bir bölümün onu istiyor. Çünkü sen her sigara içtiğinde, beynin ödül mekanizması, mutluluk hormonlarından biri olan dopamin salgılıyor. Neden? Çünkü sigaranın içindeki envaiçeşit şey bunun olmasını sağlıyor. Sistem de “hmm, demek bu iyi bir şeymiş” diye algılayıp, vücudundaki nikotin çekilmesinin ardından yeniden nikotin talep ediyor. Sen her sigara içtiğinde, beyninde dopamin yolları oluşuyor. Yemekten sonra, kahveyle, muhabbet ederken, spordan sonra, vb. sigara içtiğinde o yollar oluşuyor ve sen yaptıkça güçleniyorlar. Bu yüzden bu aktiviteleri ne zaman yapsan akabinde canın sigara çekmeye başlıyor. Bu aktiviteleri yaptıktan sonra sigara içmezsen yollar yavaş yavaş yok oluyor ve uzun bir süre sonra siliniyorlar.

Gelelim diğer bir hedefe: Taşınmak. Üsküdar’da oturuyor, 4. Levent Sanayi tarafında çalışıyorum. Radyo spikerleri gibi “İnönü Stadyum’unu bilmeyenler için anlatalım“: İstanbul’da yaşayan pek çok insan gibi ben de her gün kıta değiştiriyorum. Her ne kadar işe gidişim en az 1 saat olsa da -ki 1 saatlik ulaşım süresi İstanbul için normal kabul edilir- ben bundan memnun değilim ve optimize etmek istiyorum. Bu yüzden 2018 yılında, ofisime 20 dakikada ulaşabileceğim bir yere taşınmak niyetindeyim.

Bunların dışında kendi kendime koyduğum başka hedefler de var. Onlar şimdilik bana kalsın:) Ünlü aktör Denzel Washington “hayaller, hedefler olmadan, sadece hayal olarak kalırlar ve genelde hayal kırıklığına yola açarlar” diyor. Kulağa ne kadar da basit geliyor fakat Denzel ağabeyin tonlamasıyla duyuncavay arkadaş, ne kadar da doğru söyledi” diyorsunuz. Şakası bir yana, herhangi bir şey elde etmek için hedef koymak gerekiyor.

Hedeflerin ortak özellikleri var. Zamanlama bunlardan bir tanesi. “Şu tarihte bunu yapmış olacağım.

Plan yapmak ve alt hedefler belirlemek bir diğeri… “Bunu yapmak için şunları şunları yapmam lazım.

Bir diğeri istediğin şeyin nedenlerini bilmek. Öylesine isteyince sadece hayallerde kalıyor. Nedenini bulmak bilinçli bir düşünme çabası istediği için, istenilen şey daha önemli hale geliyor. Bu sayede sen plana daha sadık kalıyorsun ve o şeyi elde etme ihtimalin artıyor.

İstediğin şeyi günlük olarak kendine hatırlatmak başka bir ortak özellik. Bir şey sürekli olarak gözünün önünde olursa, o şey senin hayatının gerçeği olmaya başlıyor. Bu yüzden kişisel gelişimciler “vizyon panoları” hazırlatıyor ve her sabah uyandığında gözden geçirmeni istiyorlar. Bu yüzden başarılı insanlar, her gün, bir sonraki günün hedefini belirliyorlar.

“Point of no return” denilen fenomense bir diğeri. Türkçe meali “geri dönüşü olmayan nokta” demek. Bunu yapmanın pek çok yolu var. En kolayı hedefinizi diğer insanlarla paylaşmanız. Bu insanlar sizden hesap soracak insanlar olursa daha da iyi. Bu sayede sorumlu duruma düşüyorsunuz. Örneğin, benim de ofisimin olduğu Habita’dan bir arkadaşım geçtiğimiz günlerde yüzmeye başlayacağını söyledi. Başlamadı. Her gün tatlı tatlı hesap sorup onu mahcup ediyorum; sanırım bu hafta başlayacak. Geri dönüşü olmayan noktanın başka bir örneğini, blogu yazmaya başladığım ilk aylarda açıkladığım “blog raporları”nda bulabilirsiniz. Her ayın başında, bir önceki ayın yapılacaklar listesinin ne kadarını gerçekleştirdiğimin raporunu verir ve bir sonraki ayın hedeflerini listelerdim. Hedefleri tutturamamışsam yerin dibine girerdim. Bu sayede hedeflerimi daha doğru tayin etmeyi ve yapacağımı söylediğim şeyleri yapmak için daha çok gayret etmeyi öğrenmiştim.

Süreklilik başka bir ortak özellik. Bir kere yapınca değil, sürekli olarak yapmak gerekiyor. Hedefiniz sağlıklı dişlere kavuşmaksa bildiğiniz gibi 2 günde 30’ar dakika değil; 30 gün 2’şer dakika fırçalamak gerekiyor.

Disiplinse belki en önemlisi. Tekrar, tekrar ve tekrar tecrübe ediyorum ki bu olmadan hayatta hiçbir şey olmuyor. Tecrübeyle biliyorum ki disiplinin acısı, pişmanlığın acısından çok daha küçük bir acı. Ve hayatta ikisinden birini seçmek gerekiyor. Ben şahsen disiplini seçmenizi öneririm.

Toparlayacak olursam; bir sonraki yıl için hayalleri hedeflere dönüştürmek için iyi bir zamandayız. Hem Merkur Bey bu ara geri vites yapmış diyorlar, hem de yeni bir yıla yeni umutlarla giriyoruz. Bu fırsatı kaçırmayalım.

İsteyen, hedeflerini selam@erendiril.com adresine gönderebilir. Fakat Ocak ayının ikinci haftasında çok pis hesap sorabilir, sizi mahcup edebilirim, bilginize. Çünkü Ocak’ın 15-20’si, istatistiksel olarak insanların yeni yıl hedeflerinden en çok vazgeçtikleri zaman olarak bilinir. Zaten o dönemin yazısı da bunların hatırlatması olacak, şimdiden söylemiş olayım 🙂

Hadi, bu yıl kendimizden başka her şeyde kusur bulmak yerine sorumluluk alıp istediğimiz gibi bir hayat yaşadığımız bir yolculuğa çıkalım. Lao Tzu “Bin kilometrelik bir yolculuk tek bir adımla başlar” demiş.

Biz de artık ilk adımı atalım.