Acta non verba.

Facta non verba.

Bizim atasözlerini veya diğer milletlerin atasözlerini incelediğinizde karşınıza hep aynı şey çıkıyor: Mümkün olan en az kelimeyle vermek istediği mesajı veren bilgelik dolu sözler… Örneğin yukarıdaki iki cümle de Roma Devleti zamanında söylenmiş sözler. İlkinin anlamı “laf değil, eylem”, ikincisinin anlamı “laf değil, iş”. Bizde benzer anlamda ve benim aklıma gelen 4 karşılığı var:

Laf değil, icraat.

Az laf, çok iş.

Lafla peynir gemisi yürümez.

Ve Ziya Paşa’ya ait olan “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Şahsın görünür rutbe-i aklın eserinde.” Veya Türkçesiyle “kişinin aynası işidir, lafa bakılmaz. Bir kişinin aklının seviyesi yaptığı işte görünür.”

Birkaç gündür bu laflar aklımda dönüyor. Sebeplerinden biri, geçtiğimiz günlerde liseden en yakın üç arkadaşımın ikisiyle güzel bir akşam yemeği yeyip saatlerce sohbet etmemizdi. Sohbet sırasında ara ara sessiz kalıp düşündüm. Başladıkları noktaları hatırladım, şimdi nerelere geldiklerini düşündüm. Çok mesafe katetmişlerdi. Büyük ihtimalle bundan çok daha fazlasını katedeceklerini fark ettim. Hoşuma gitti, sevindim. Sonra aklıma şu soru takıldı: Neden? Neden bazıları bu kadar yol gidememişti? Neden bu iki arkadaşım bu kadar başarılı olmuştu? Bu konuda bir iki soru sordum, sohbet bir süre o taraflardan devam etti. Konu ilerledikçe sürekli karşılaştığım iki gerçek bir kere daha kendisini gösterdi.

Birincisi, aynı şartlar her insanı aynı derecede şekillendirmiyor. Benzer durumlar yaşayan insanların hepsi bu durumlara aynı şekilde karşılık vermiyor. Örneğin aynı haksızlığa uğrayan insanlardan birisi savaşıyor, diğeri sessizce kabulleniyor, beriki sadece söyleniyor fakat aksiyona geçmiyor. Bunun çeşitli sebepleri var. Büyütülme şekli, büyürken içinde bulunulan çevre, genetik yatkınlıklar, iştah, hayata karşı pozitif veya negatif tutum bu sebepler arasında gösterilebilir. Fakat yaşım ilerledikçe sebepleri daha az önemser oluyorum. Nedenine birazdan değineceğim çünkü bu durumun ikinci gerçekle ilgisi var.

Bir insanın başarılı olup olmadığını belirleyen ikinci kriter, o insanın aksiyona geçip geçmemesi. Başarıdan kastım çok net: Mutlu bir hayat yaşayabiliyor musun? Yaşıyorsan başarılısın. Yaşamıyorsan başarısızsın. “İyi de efendim, her şey insanın elinde değil ki? Hayat bu, her şey olur.” Vallahi doğru, her şey olur. Fakat bu her şeyler olurken sen zamanının çoğunda halinden memnun musun? “Nasıl olalım?” Olan nasıl oluyor?

Bir de bu memnuniyet meselesinde madalyonun öteki yüzü var. O da; memnunsan daha iyisine ulaşmak ister misin? Bal gibi isteyebilirsin. Çünkü bu bir iştah meselesi ve iştahla doyumsuzluk arasında küçük fakat önemli farklar var. O farklara bu yazıda girip konuyu dağıtmayalım, kaldığımız yerden devam edelim: Sen bugün halinden memnun musun? Memnunsan ve daha iyisi istiyorsan, bunun için harekete geçiyor musun? Memnun değilsen bunun için bir şeyler yapıyor musun? Aksiyon alıyor musun? Aksiyon almıyorsan tecrübeyle sabit; durum daha iyi yönde değişmiyor. Bir iki bir şeyler yaptın, sonra durdun; durum yine değişmiyor. Neden? Çünkü en durağan hal ölüm, dolayısıyla durmak bir yerde ölüm demek. O halde sürekli olarak bir şeyler yapmak gerekiyor.

Peki neden aksiyona geçemez insan? Az evvel sıraladığım sebepleri var. Ve az önce de söylediğim gibi sebepleri pek önemli değil. Çünkü sebepler sonucu değiştirmiyor.

Kilo vericem ben.” Tamam. Yemekleri azalt, düzenli ye. “Ya iyi diyorsun da yemek yemeyi seviyorum!” Biz de seviyoruz fakat dikkat ediyoruz. Spor yap o zaman? “Zamanımın yok, çok çalışıyorum.” Vallahi biz de çok çalışıyoruz ama her gün spor yapmaya gayret ediyoruz. “Ya spor yapsam da fark etmiyor, kemiklerim iri benim.” Bir bilsen o spor salonunda ne insanlar var… Kemikleri kemik değil adeta bir meşe, adeta bir söğüt fakat gayet de fitler.

Veya başka bir örnek:

İş kurucam. Para kazanıcam.” 5 yıl geçmiş hala kurmamış… Ya da “ben aslında çok iyi insanım. Seni çok seviyorum. Çok değer veriyorum sana.” Bir ömür geçmiş bir kere ilgi göstermemiş, derdini dinlememiş, yanında olmamış…

Sorsan hepsinin sebepleri var. Fakat sonuç değişmiyor. Çünkü laf değil, iş. Aksiyon, hareket. Bizim atalar yine çok biliyor, harekette bereket var. Hem hareketsizlik ölüm. En durağan hal ölüm.

Mesele harekete geçmek.

Sen ölme.
Bir şeyler yap.