Hayatta ne yaparsa yapsın, insanın kendisini geliştirmesi gerektiğini ve bunun sonu olmadığını düşünüyorum. Tabiatıyla, zamanımın büyük bir kısmında bu konudaki içerikleri tüketiyorum. Bir konu var ki tekrar tekrar karşıma çıkıyor. Bu konu, minnet konusu. Eski bir kelime olduğu için bugün anlatması ve anlaşılması pek kolay değil. Kelime, “birinden gördüğü iyiliğe karşı kendini borçlu saymak, gönül borcu olmak” anlamına geliyor.

Bir yandan, bireylere minnet etmeye gerek olmayacak şekilde yaşamayı, çok yakın olmadığım insanlardan ve hatta mümkünse hiçbir insandan bir iyilik istememeyi; diğer yandan adına ne diyorsanız: Allah, Tanrı, evren, daha yüksek bilinç, Yaratıcı veya hayata minnet duymanın önemli olduğunu düşünüyorum. Anlatayım.

Yoklukla terbiye edilmek başka bir şeye benzemez.

Hayatınızın bir döneminde cebinizde, hesabınızda, kartınızda paranızın olmadığı; evinizde yiyecek yemeğinizin suyunuzun kalmadığı; kış günü parasını ödeyemediğiniz için kesilen elektriğiniz veya doğalgazınız sebebiyle evde iki paltoyla oturduğunuz günler olmuşsa ve kafanızı dik tutmaya çalıştığınız halde gözünüzün görebildiği uzaklıkta hiçbir umut göremediğiniz günleriniz olmuşsa ne demek istediğimi bilirsiniz.

Eğer bunları yaşamış bir insansanız, bunun için kurban psikolojisine girmeyin. Bilakis, sevinin. Zira ben sizin için yürekten seviniyorum. Yoklukla terbiye edilmiş olmak; var olan için kendinize, çevrenize ve hayata teşekkür etme refleksini geliştirir. Henüz refleks olmamışsa zor günleri hatırlamanız faydalı olacaktır.

Einstein’ın güzel bir lafı var: “Vermemiz gereken en önemli karar yaşadığımız evrenin dostane mi yoksa düşmanca mı olduğudur” diyor. Çevrede pek çok olumsuzluk olduğunun ben de farkındayım. Fakat görmek istedikten sonra pek çok iyilik ve güzellik de var. Bilimsel veri şunu söylüyor: Bugün, 100 yıl öncesine göre daha az savaş, daha az açlık, daha az bebek ölümleri, daha az işkence, daha az hastalık, daha çok çeşit, daha çok bolluk, daha yüksek kazanç ve daha fazla imkanlar var. Bu konuda basılmış kitaplar var, kolay Google aramalarıyla bulabilirsiniz.

Bazıları bu konulara girmemden hoşlanmamış olabilir. Fakat ben bu blogu okuyan insanların kendilerini geliştirmelerini önemsiyorum. Ve gerek araştırarak, gerekse deneyimlerimden öğrendiklerimi yazmayı bir görev addediyorum. Bu yüzden konu hoşunuza gitmiyorsa bunu anlarım. Fakat ister belirli bir inanç sistemini takip edin, ister hayatı meditasyonla geçmiş insanları dinleyin; isterseniz tarihe iz bırakan insanları inceleyin veya ister bilimsel içeriklerden hoşlanın (mikrobiyolojideki son gelişmeler bütün yaratılışın tek bir atadan geldiği savını destekleyecek şekilde ilerliyor, yine bkz. Google), isterseniz de kendiniz meditasyon yapın; hep aynı yere ulaşıyorsunuz.

Eğer minnetsiz bir insansanız hayat sizin için çok kolay olmayacak. Eğer minnet sahibiyseniz hem bazı şeyleri daha kolay atlatabilirsiniz, hem de yerine daha iyisini koymanız daha rahat olacaktır. Daha önce yazmıştım, beyinde RAS kısaltmasıyla anılan iki bölge var. Bunlardan bir tanesi bakış açınız doğrultusunda önem verdiğiniz konuları gözünüzün önüne getirmekle yükümlü. İyi şeyleri, bolluğu, bereketi arayın; iyi şeyler, bolluk ve bereket gözünüzün önüne gelsin. Ülkenin, insanların ve genel olarak dünyanın ne kadar kötü olduğunu dile getirin; hep onlar karşınıza gelsin.

Minnet duyma alışkanlığını geliştirmenizi öneririm. Bunun için belirli egzersizler var. Örneğin her sabah uyandığınızda veya her akşam yatmadan önce minnettar olduğunuz 3 şeyi yazdığınız bir defter tutabilirsiniz. Buradaki amaç her seferinde yeni bir şey bulmak. Bir yerden sonra aslında hayatın o kadar da kötü olmadığını göreceksiniz.

Eğer bunu yapmak istemiyorsanız elinizle, burnunuzu ve ağzınızı 45/60 saniye boyunca kapatıp nefesinizi kesin. Sağlıksal bir sorun yaşarsanız sorumluluk kabul etmem. Fakat problem olarak gördüğünüz pek çok şeyin aslında problem olmadığını anında fark edeceksiniz.

Bir yandan minneti, diğer yandan da istediğiniz şeyi gözünüzde canlandırma egzersizini alışkanlık haline getirdiğinizde karşınıza hiç ummadığınız kapılar açılacaktır. “Bilimsel veri görmezse ölecek” hastalığına yakalanmış birileri varsa Dr. Joe Dispenza’nın laboratuvar ortamında yaptığı bilimsel testleri ve Moran Cerf’in çalışmalarını tavsiye ederim.

Bugün akşam yemeğinizi servis ettikten sonra 2 dakika durun ve bir teşekkür edin. Böyle bir insan olduğunuz için kendinize, sizi yetiştiren insanlara, sağlıklı olmanıza, çevrenizdekilerin sağlığının yerinde olmasına ve eğer inançlı birisiyseniz de inancınıza uygun şekilde teşekkür edin.

Yemeğiniz daha lezzetli olacaktır.

Afiyet olsun.