Size birkaç itirafta bulunacağım. Ve bu oldukça kısa ve öz olacak.

Bir yazıyı yayınladıktan hemen sonra topluluğumuzla paylaşırım. Genellikle bir gün sonra da sosyal medyada yazıyı duyururum. Sonra eğer gerekmiyorsa bir daha o yazıyı okumam çünkü aklım yapmam gereken işlere ya da yazmak istediğim bir sonraki yazıya gider.

Geçen gün B planı yapmanın anlamsızlığını yazdıktan sonra da yine de böyle oldu. Bir sonraki yazının -bu yazının- konusunu düşünmeye başladım. Aklımda evirdim, çevirdim. Yazıya nasıl girersem iyi olur, anlatmak istediğim konuyu anlatmak için neyi söylemek iyidir, vb. konuları belirledim. Dün akşama kadar bugün ne yazacağımdan emindim. Uyumadan hemen önce, bugün anlatmak istediğim konuyu yeterince iyi anlatamayacağımı, boşuna yazılmış bir yazı olacağını ve size en ufak bir değer katmayacağını fark edince o yazıyı yazmaktan vazgeçtim. Bunun yerine konu başlıkları havuzumdan bir konu seçip onu yazmaya karar verdim. Yeni yazının başlığı “Neden saat 6’dan sonra saç kestirilmez?” idi. Saç örneğiyle girecek, alışveriş yaparken neden aslında istemediğimiz şeyleri aldığımızı anlatacak ve bunun iş yönetimiyle olan ilgisini anlatarak devam edecektim. En sonunda da birkaç basit yöntemle bunları nasıl önleyebileceğinizi anlatacaktım.

Bundan da vazgeçtim. Bildiğim bir konuydu ama daha fazla araştırma inceleyip öyle yazmak istedim. Bu mükemmeliyetçilik kaynaklı kısmi felç değil; sadece elinden gelenin bir fazlasını yapma isteğiydi.

Elinden gelenin fazlasını yapma isteğini düşünürken arka arkaya bir kaç şey fark ettim:

Bu ay 8 yazı sözü vermiştim. Bu 9. yazı. Tüm gün toplantım vardı ama yine de oturmuş söz verdiğimden bir fazlasını yazıyorum.

Küçükken basketbol idmanlarında istenenden daha çok esneme yapmaya, daha çok şut atmaya ve daha fazla koşmaya çalışırdım.

Yarın 30 Ağustos. Resmi tatil. Pek çok insan gibi ben de çalışıyorum. Bayramın bir kısmında da çalışıyor olacağım. Muhtemelen sonraki zamanlarda siz tatil yaparken ben yine çalışıyor olacağım.

O halde ilgi duyduğum konularda, farkında olmadan, bir fazlasını yapıyorum. Bunu yaparken öyle kibirli bir iddia içerisinde de değilim: Fazladan ne kadar çok adım atarsam atayım yarın, gelecek ay/yıl ya da 30 yıl sonra istediklerime ulaşıp ulaşamayacağım hiçbir şekilde kesin değil. Benim hakkında neyin nasıl olacağını -Atatürk’ün bir seferinde söylediği gibi- “Bunu ancak zaman tayin edecek.

Fakat siz eğer aşağıdaki gibi davranıyorsanız istediğiniz şeylere ulaşamayacağınızı ben garanti ediyorum:

  • Karar vermemek.
  • Plan yapmamak.
  • Başlamamak.
  • Kendine inanmamak.
  • Çok çalışmamak.
  • İşini duyurmamak.
  • Elalem ne der?” diye kafaya takmak.
  • En küçük zorlukta pes etmek.

Bir de bütün bunların üzerine:

  • Gerekli olandan bir fazla adımı atmamak.

Çünkü halihazırda istediğiniz yerde olan insanlar zaten bu yukarıdakileri süreçleri doğru yönetiyorlar. Siz bir fazlasını yapmazsanız bir adım daha öne çıkamıyor, fark yaratamıyorsunuz.

Bütün bunları görüp canınızı sıkmayın. Daha fazla zaman kaybetmeyin. Dün başlasanız bugün ikinci gün olurdu. Bugün başlayın. Eylül ayı bitmeden 1. ayınız, bu sene bitmeden 3. ayınız bitmiş olur.

Mutluluk, müreffeh bir hayat, maddi özgürlük, dünyayı gezmek, kilo vermek, bir şey üretmek, bir iş kurmak; her ne istiyorsanız ona kavuşun.

85 yaşına geldiğinizde aynada hiçbir istediğine ulaşamamış mutsuz bir insan görmek istemiyorsanız hemen başlayın.

Başarısız olmayın.

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1