Google aramalarına baktığımda Türkiye’de pazarlama konusunu en çok merak edenlerin öğrenciler olduğunu görüyorum. Eğer siz de bu yazıya bu amaçla geldiyseniz size kötü bir haberim var; bu yazı kitaplarda anlatılan bir tanım içermiyor. Sadece hem alaylı hem de okullu bir reklam ve pazarlama insanı olarak işin mutfağından pazarlamayı nasıl gördüğümü anlatacağım.

Pazarlamanın pek çok tanımı var. Öyle ki hangi kitabı, hangi kaynağı tarasanız farklı bir anlamla karşılaşıyorsunuz. Vikipedia ve Wikipedia incelediğinizde bu durum daha net görülüyor.

Aynı web sitesinin farklı dillerinde bile çok farklı anlamlar karşımıza çıkıyorsa, birbiriyle hiçbir ilgisi olmayan mecralarda yapılan pazarlama tanımlarının birbirinden ne derece farklı olduğunu tahmin edersiniz. Bir de bütün bu tanımları okuduktan sonra bunları doğru ve yanlış olarak sınıflandırmak akademik bir iştahla yapılıyor çünkü sahada uygulama yapanların “Acaba pazarlama neydi? Dur onu ben bir düşüneyim de bugünkü işimi ona göre yapayım.” gibi bir düşünce şekline sahip değiller. “İşte hep bu yüzden bu hallere geldik” serzenişlerini bir kenara bırakıp bir reklam ve pazarlama insanı gözüyle benim aklımdaki pazarlama tanımına ve uygulanırken akılda tutulması gereken pazarlama ilkelerine geçelim isterim.

Pazarlama Nedir?

Pazarlama, iş dünyasının her alanında karşımıza çıkan bir disiplin:

  • Satış yapabilmek için bir değer yaratmanız gerekir. Değeri müşteriye göre yaratırsınız. Müşteri analizi de bir pazarlama konusudur.
  • Bir ürün ya da hizmet tasarlayacaksanız, ya da kod yazıp uygulama geliştirecekseniz; bunu neden, kime, nerede, nasıl yaptığınızı bilmeniz gerekir. Bunlar da direkt olarak pazarlama konusudur.
  • Çeşitli satış disiplinleriyle müşteriye ürünü sattıktan sonraki satış destek ve memnuniyet çalışmalarını müşterinin kara kaşı kara gözü için değil; bizden memnun kaldığından, ileride tekrar müşterimiz olma olasılığından ve bizi tavsiye etme ihtimalinden yaparız. Bunlar da direkt olarak pazarlama konusudur.
  • İşinizi devam ettirmek için ofis mi seçiyorsunuz? Ofis lokasyonun nerede olması gerektiğine kafa yorduğunuz o an pazarlama hakkında düşünmeye başlarsınız.
  • Koskoca iş sahibi insansın. Şu kılığına, kıyafetine, tarzına, tavrına, üstüne başına, arabana, vb. bak! Hiç yakışıyor mu senin gibi birine?” laflarını duyduğunuzda rahatsız mı oluyorsunuz? (Henüz duymadıysanız ya zaten bunu doğru yapıyorsunuzdur ya da er ya da geç duyacaksınız, bana güvenin.) O zaman yine bir pazarlama konusuna hoş geldiniz.

İnsanlar kendi yaptıkları işleri ballandırarak anlatmayı severler. Bu yüzden benim de pazarlamayı yücelttiğim düşünülebilir fakat aslında sadece bir gerçeği ifade ediyorum çünkü pazarlama disiplini gerçek hayatın ta kendisi. Böyle algılanmıyor olmasının sebebi pazarlama insanları bunu karmaşık kelimelerle anlatmayı sevmeleri. Yoksa pazarlama, tıpkı anne babasının (hedef kitle), ilgisi için olmadık şeyler yapan (pazarlama stratejisi) bebekler (marka) yaptığını taklit etme uğraşı.

Pazarlamanın ne olduğunu iş dünyasından örneklerle anlatacak olsaydım şöyle derdim: İşlerin ciddiye alınıp, kafada “oğlum var yaa!! bunu yapsak kesin köşeyi döneriz!” veya “ben sana diyim, bu fikir kesin çok tutar” ampulü yandığı o andan bir sonraki basamağa geçildiği an yapılması gereken araştırmalarla başlayan ve müşterilerinizin sizi çevrelerine tavsiye ettiği ana kadar devam eden sürece pazarlama denir.

pazarlama nedir ilkeleri

Pazarlama İlkeleri Nelerdir?

Burada da yine klasik “pazarlama ilkeleri“nden bahsetmeyeceğim. O konu da benim değil, akademisyenlerin uzmanlık alanı.

Pazarlama ilkeleri pazarlama kelimesinin içinde gizlidir.

Kelimelerle oynamayı sevdiğim için maymunluğa başlıyoruz:
Pazarlama: Pazar – Azar – Zar – Ar – R

(E-posta grubuna selam ederim 🙂 Ben “görürsünüz” demiştim! 🙂 )

1. “Pazar”
Önce tanım: Pazarlama “pazar” kelimesinden geliyor. Pazar kelimesinin anlamı da bildiğiniz gibi “alışveriş yapılan yer” demek. O halde birileri ürünlerini sergiliyor, birileri de bunları alıyor. Tam olarak haftanın belirli günlerinde kurulan pazar yerleri gibi. Aynı sebze halinde bulunan benzer toptancıların sattığı maydanozu satın alan 10 farklı pazarcı, aynı pazarda o maydanozları satmaya çalışır. Ne ki, ürün o kadar aynıdır ki bizim dikkatimizi çekmek için farklı yöntemlere başvururlar: Kulağa hoş gelen ya da bilerek hoş gelmeyen şekilde ürünlerini tanıtırlar. Arada ürünlerin üstüne su sıkarlar ki canlı görünsün. Ya da biri meyveyi “3 kilo 8 TL”den verirken diğeri başka bir meyveyi “yarım kilosu 1.5″tan satar.

Şimdi bunu global olarak gözümüzün önüne getirelim. Her ne satıyorsanız dünyada çok fazla aynı ya da benzer ürün var. O halde bu global pazar yerine gelmeden önce ve geldikten sonra yaptığımız aktivitelere ve yukarıda konuştuğumuz bebek örneğinde olduğu gibi pazar yerinde müşterilerin ilgisini çekmek ve hedefe ulaşmak için yaptığınız şeylere pazarlama diyoruz.

2. “Azar”
Pazarlama bir “azarlama”, “kızma”, “tersleme”, “haddini bildirme”, “ders verme”, “adam etme”, “yontma”, “muşmula suratlılık”, “gülmeyi bilmeme”, “kötü hizmet etme” süreci değil. Bu tutumun doğru, güzel, istenen bir davranış olmadığı gerçeği bir yana; sosyal medyayla isteyen herkesin sesini bütün dünyaya duyurabildiği ve dolayısıyla insanların kendilerini ifade etme kaslarının güçlendiği şu günlerde buna ayrıca dikkat etmek gerekiyor. Pazarlamada azarlama yok. Azarlama, bir öfke, hayal kırıklığı, dolayısıyla bir duyu meselesi. Pazarlamada duygulara oynamak var fakat duygusal davranmak yok. Keza bunun tam tersi sırf satmak için söylenen yapmacık iltifatlar, pohpohlamalar da yok.

3. “Zar”
Pazarlama bir şans, tahmin, “ya tutarsa?”, “hadi oğlum düşeş!” işi değil. Yapılagelen pek çok analiz, değerlendirilen pek çok veri, ölçülen pek çok dinamik var. Bir kısmını basitleştirerek şu başlıklarda yazdım:

Satış süreci ve şans-talih faktörü arasındaki ilişkiyi okumak isterseniz de aşağıdaki yazıya göz atabilirsiniz:

veya bu konuda hazırladığım eğlenceli bir videoyu YouTube kanalımdan izleyebilirsiniz.

4. “Ar”
Ar, “utanma, utanç duyma” anlamına gelen bir kelime. Pazarlama yapan pek çok “arsız” insan bugüne kadar “hakemi aldatmaya yönelik” pek çok yönteme başvurduğu için bu disiplin haklı olarak kötü anılıyor. Fakat bir süredir kendi işini yapan bir reklam ve pazarlama insanı olarak benim bakış açımın daha çok “müşteri velinimettir” bakış açısının tanımlanmış ve geliştirilmiş versiyonu olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda da şurada yazmıştım:

5. “R”
Bu da reklam. Dünyanın en güzel köftesini de yapsanız, bunu duyurmazsanız, bu köfteyi bir siz bir de civar esnaf ve eş, dost, akraba bilir. Hedef buysa, bence reklam yapmaya gerek yok. Fakat hedefiniz büyümek, işi büyütmek, istihdam ve daha çok değer yaratmaksa reklam yapmanız gerekiyor. Çünkü maalesef 2016 yılında “biz yaparız, onlar da gelir” yöntemi artık işe yaramıyor. NASA olup uzaya adam da gönderseniz insanları kendinizden haberdar etmelisiniz -ki NASA bile çeşitli şekillerde kendisini duyuruyor.

Demek ki pazarlama işle ilgili hemen her süreçte “iş”inize yarayan bir disiplin. Bu disiplini doğru ve düzgün kullanmak, özellikle piyasaların durma noktasına geldiği şimdiki gibi zamanlarda kısa sürelerde çok büyük farklar yaratıyor. Zira iş sahiplerinin büyük bir kısmı böylesi bir virajın içine girmişken daha muhafazakar davranıp pazarlama ve reklam faaliyetlerini anında keserken, deneyimli şöförler (girişimciler) doğru noktada gaza basıp virajı avantaja çeviriyorlar. Çünkü daha önceki deneyimlerinden virajda frene basmanın sonunun tepe taklak olmak ya da savrula savrula bir yere çarpmak; dolayısıyla kontrolü kaybetmek olduğunu acı tecrübelerle öğrenmiş oluyorlar.

O halde piyasalarda hareketliliğin, dolayısıyla yoğunluğun olmadığı bu günleri kendinizi, arabanızı, yolu ve yolun nereye gittiğini değerlendirerek geçirmek hayatidir, ekmek teknenizin yola daha sağlam tutunmasını sağlamak için yapılan bir yatırımdır. Bu yatırımın meyvesi piyasaların kendine gelmesiyle toplanmaya başlanır.

Kötü hava şartlarında bile meyve verdiren faaliyetlerin bütününe de pazarlama adı verilir.

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1, 2