Bugün Dolar 7’yi geçti. Neyin mutlusundan bahsediyorsun? Hem de bir de pazartesi sendromunu dibine kadar yaşarken…

Anlatayım.

Önce her zamanki gibi durum tespiti. The Spectator Index’in verilerine göre geçen seneden bu yana Amerikan Dolar’ı karşısındaki değerlemeler:

  • Venezuela: -%2.000.000
  • Sudan: – %168
  • Türkiye: – %67
  • Arjantin: – %65
  • Angola: -%57
  • İran: – %30
  • Brezilya: – %21
  • Etiyopya: -%18
  • Pakistan: – %17
  • Rusya: – %13
  • İsveç: – %12
  • Tunus: – %11
  • Nikaragua: – %8
  • Endonezya: – %8
  • Myanmar: – %8
  • Haiti: – %8
  • Hindistan: – %7

Kimisi buna bakınca “arkadaş Etiyopya, Nikaragua nedir? Onlar nerede biz neredeyiz?” derken, kimisi de “aa bak İsveç ve Rusya da düşüşte” diyebilir. Ben şuraya bakıyorum: Türkiye -%67 oranında değer kaybetti. Türk Lirası eriyor. Biz eriyoruz.

Durum kötü. Aslında zaten kötüydü. 2014-2018 arası kriz yokken Türkiye’de 450 binden fazla iş yeri kapandı. Daha fazlası kuruldu. Fakat kurulan işlerin %90’dan fazlası 5 yıl sonra yok oluyor. Yani bir devamlılık yok. Birileri bir hevesle başlıyor fakat sonu iyi olmuyor. Yarım milyona yakın iş yeri kapanıyorsa, bu insanların yanında çalışanlar ve hepsinin ailesi derken milyonları bulduk. İlk halkanın milyonlarla ölçüldüğü bir dalgalanmada ikincil ve sonraki etkiler katlarıyla olacaktır. Pek çok insan farkında değil ama bu gerçek bir felaket.

Bir de üzerine şimdi kriz var. Rüzgarda savrulan yapraklar gibi bir kaos havası geldi, geliyor. Hem kötü, hem de iyi haber: Bu daha bir başlangıç. Kötü haber çünkü beter olacak. İyi haber çünkü “günün en karanlık anı şafak anının bir öncesidir.” Nazım’ın söylediği gibi “İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar. Güneşli günler göreceğiz.

Peki, o güzel, güneşli günleri nasıl göreceğiz. Elbette sadece inanmakla, “olumlu düşünmekle” olmayacak. Gereğini de yapmak lazım.

İşte tam olarak bu yüzden sosyal medyada 7 hafta önce başladığım “Mutlu Pazartesi” serisine devam ediyorum. Benimkisi “Titanik batarken insanları sakinleştirmek için müzik yapmaya devam eden müzisyenler”in çabası değil. Ona da ihtiyaç var fakat ben o değilim. Benimkisi tamamen mekaniksel, mantıksal bir eylem.

İnsan beyninde Reticular Activation System (RAS) adı verilen bir filtre bulunur. (Konuya ilgi duyanlar “Reticular ACTIVATING System” adında bir RAS’la daha karşılaşacaklar. Bahsettiğim o değil fakat bu ikisi birbiriyle ilişkilidir.) Reticular Activation System, 24 saat boyunca beyne giden milyarlarca verinin bizi boğmaması için neyin öncelikli olduğunu belirler. Bir konuya dikkatinizi verdiğiniz zaman, filtre, önemli olanları dikkatinize sunar, diğerlerini deyim yerindeyse süzgeçten geçirmez.

Sürekli olarak ilgilendiğimiz konular, televizyonda takip ettiğiniz programlar, sosyal medyada takip ettiğimiz hesaplar, içten içe söylediğimiz şeyler, kalıplaşmış düşüncelerimiz ve konuşurken söylediklerimiz RAS’a sinyal gönderir ve filtre buna göre çalışmaya devam eder. “Ne düşündüğüne, ne söylediğine dikkat et” demelerinin sebebi aslında budur. Yine “insan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalaması kadardır” sözünün de bu durumla ilgisi var. Çünkü sistem; ortam sıcaklığı ve ışık miktarı gibi veri de dahil olmak üzere size bulunduğunuz koşulda en “işe yarar” veriyi vermek için çalışır.

Dolayısıyla eğer odaklandığımız şey kriz olduğu, ülkenin ne durumda olduğu, “başımızdakiler”, “patronlar,” “çalışanlar” ya da özetle; kendimizden başka herhangi bir şeyse; RAS o girdileri dikkatimize sunar. Yok odaklandığımız konular kendi beden ve akıl sağlığımızla, ilişkilerimizle ve işimizle ilgili konularsa da buna göre bilgi alırız.

Bu yüzden her koşulda sorunlara değil, çözüm üretmeye yarayan konulara odaklanmak daha verimlidir. “Nasıl yapabilirim?” sorusu hayat kurtarır.

  • Ben krizden nasıl etkilenmeyebilirim?
  • Ne yaparsam en hafif zararla atlatabilirim?
  • Nasıl satışlarımı arttırabilirim?
  • Her şey bu kadar kötü giderken nasıl moralimi bozmayabilirim?

Özellikle bu sonuncu sorunun cevabı çok basit:

1. Spor yap, iyi beslen, iyi uyu.

2. Kendini mümkün olduğunca az maruz bırakarak; olaylardan haberdar ol.

3. Sürekli söylenen, mızmızlanan, eleştiren insanlardan uzaklaş.

4. Yapmayacaksınız ama yine de söyleyeyim 🙂 Meditasyon yap, iyidir.

Nihayetinde şunu da söylemekte yarar var.

Benim görevim devletler nezdinde ne olduğu değil, bir birey olarak neler yaptığımdır. Bazı şeylerin istediğim gibi gitmediği doğrudur. Fakat tarihteki hiçbir devlet, insanlar oturdukları yerden bir şeyleri eleştirdiği için iyi bir yere gelmemiştir. Tarihteki hiçbir toplum bir kesim diğer kesimleri küçümsediği, aşağıladığı ve her olaya bir espri, bir sululuk, bir komiklik kattığı için rahata ulaşmamıştır. Gülmenin, eğlenmenin, yolda durup çiçekleri koklamanın bir zamanı elbette vardır. Ne ki, bu zaman o zaman değildir. Aynı şekilde bu zaman, kolaya kaçıp eleştirmenin veya gerçekleri olduğundan iyi veya kötü görmenin değil, gerçekleri olduğu gibi kabul edip üretmenin, çalışmanın zamanıdır.

Bizlerin, sosyal medyada veya herhangi bir başka ortamda zamanını boşa harcama lüksü yoktur. Bunun yerine kendimize bir şeyler katıp işimize bakmamız gerekmektedir. Aksi halde, sosyal olarak, başkalarının medyasına konu olacağımız, başkalarının kendilerine bir şeyler katması için malzeme olacağımız aşikardır. Bu durumu küçümseyebilir, bu durumla dalga geçebilir, başkasını suçlayabilir, nötr olabilir veya kalkıp bir şeyler yapabilirsiniz.

Ne yaptığınız benimle veya başkasıyla ilgili değil, kendi karakterinizle ilgili bir durumdur.

İnanmanızı ve gereğini yapmanızı dilerim. Ancak o zaman güzel günler göreceğiz.

Mutlu pazartesiler.

Mutlu pazartesi serisini Linkedin, Facebook, Twitter ve Instagram‘dan takip edebilirsiniz.