Akşam yemeğimizi yemek için bir kafeye girdik. Görevli, menüleri getirip bıraktı. Aç olduğumuz için hemen sayfaları çevirmeye başladık. Atıştırmalıklar, kahvaltılıklar, makarnalar, salatalar, beyaz etler, kırmızı etler, pizzalar, vejetaryen yiyecekler, tatlılar, sıcak içecekler, soğuk içecekler, alkollü içecekler… Of yeter! 4-5 dakika sonra kafamı kaldırıp bir nefes aldım. Arkadaşım gülerek “tam senlik bir menü hazırlamışlar” dedi. Beni iyi tanıyor; çok fazla seçenek var ve ben bu kadar seçenek sunulduğunda genelde karar veremem. Sadece yiyeceklerde değil, her konuda böyleyim. Sabahın kör vaktinde gardırobun önünde dikilip boş boş bakarım. Ya da ayakkabı almaya gideceksem fakat aklımda net bir şey yoksa 1 (bir) ay ayakkabı satan yerleri gezerim. Deneyimle sabit ki ölüm kalım gibi çok ciddi meselelerde, acil durumlarda 9 kaplan gücündeyim fakat böylesi çoktan seçmeli durumlarda “bir kal gelir”.

Bunun üstesinden nasıl geleceğimi kendi kendime düşünürken şöyle bir yol bulmuştum:

Önceden karar vermek

Sabah ne giyeceğimi uyumadan önce belirlerim. Yaklaşık 30 saniye sürer. Sonra sabah hiç vakit kaybetmeden giyinip çıkarım.

Günlük alışverişleri yapmadan önce liste hazırlarım. Evdeki eksikleri belirleyip listelemek 4-5 dakika sürer. Markete gittiğimde rafları izlemem, sadece fiyatları ve bazen ürün özelliklerini inceler kısa sürede alışverişimi tamamlarım.

Ayakkabı, takım, saat, araba veya gemi gibi daha büyük harcamalarda ise o konu hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenirim. Ayakkabı örneğinden gidelim. Ayakkabı modellerine bakmadan önce hangi tarz ve hangi malzemelerden yapılan ayakkabılar daha sağlıklıdır, hangisi hangi mevsimde giyilir, hangileri hangi kıyafetlerle uyumludur; ne varsa okur, izlerim. Böylesi bir yöntem sadece o anki sorunu çözmek için değil, aynı zamanda genel kültürü arttırma uğraşı olduğu için böyle yapmak hoşuma da gider. En sonunda Internet’ten hızlıca ayakkabı modellerini tararım. Sonra kısa sürede gidip alırım ki ayaklarıma kara sular inmesin.

İyi bir yazar olsaydım şimdiye çoktan konuya girmem lazımdı fakat iyi yazmadığım için uzattım da uzattım. Diye düşünen olabilir. Fakat aslında konuyu bitirdim, sonrasını yazmama pek gerek yok ya, yine de yazayım.

Bu karar vermeme durumu hayatımı kötü şekilde etkilediği için bu konuları da okuyordum. Derken gördüm ki, tek anormal ben değilmişim. Hatta hiç anormal değilmişim: Seçenek miktarı ne kadar artarsa insanlar o kadar çok zorlanıyorlarmış. Hatta Tesco (bizdeki Kipa’nın da sahibi) marketleri de zamanında bu konudan mustaripmiş. Rakipleri 2000-3000 ürün satarken kendileri 90 bin ürün satıyorlarmış. Ketçap mı lazım? Arkadaşlarda 28 çeşit varmış. Oda kokusu mu? 224 çeşit varmış. Sonra bakmışlar ki insanlar seçemiyor, sepet değerleri hep düşük, 90 bin ürünün 30 bin’ini bir anda kaldırmışlar. Seçenekler azalınca insanlar daha rahat alışveriş yapmışlar. İşte bunlar hep kapitalizmin hileleri, bilin isterim.

Seçenek, bildiğiniz gibi, seçme hakkı sunuyor. Bu da demokrasi, özgürlük ve kişisel sorumluluk gibi faydalarla beraber geliyor. Fakat seçeneğin miktarı arttıkça negatif etkiler ortaya çıkıyor. Bu işin kitabını yazan Amerikalı psikolog Barry Schwartz bu duruma “Seçenek Paradoksu” diyor. The Paradox of Choice – Why More is Less (Seçenek Paradoksu – Neden Fazla Azdır) adlı kitabında bir konuda seçenek ne kadar fazlaysa, seçmenin fırsat maliyetinin o kadar arttığını anlatıyor. “Fırsat maliyeti” ekonomi disiplininden gelen bir sözcük. Cümle içerisinde kullanacak olursak, bu yazıyı okumak yerine Instagram’da resim bakabilir, oyun oynayabilir veya başka bir şey yapabilirsiniz. Bu yazıyı okumayı seçtiğinizde bunun fırsat maliyeti diğer şeyleri yapmamak oluyor. Bu seçim için başka şeylerden feragat ediyorsunuz.

Bu yazıyı yazmama sebep olan örneklerle devam edelim:

Her ay elimize belirli bir para = kaynak geçiyor. Bu kaynakla 1-2 kere giyip kullanmayacağımız süslü kıyafetler alabiliriz. Bunun fırsat maliyeti, o parayı biriktirip yatırım yapmak, tatile çıkmak ya da bambaşka bir şey olabilir.

Her gün hesabımıza 86.400 saniyelik kredi yatırılıyor. Bu da bir kaynak. Bu kaynağı öyle bir değerlendirebilirsiniz ki gelecek hafta Pazartesi günkü siz buna teşekkür edebilir. Ya da gelecek ay, yıl veya 10 yıl sonraki siz buna pişman olabilir. Bunları söylerken “hiç eğlenme, hep çalış” demiyorum. İster hep oynayıp eğlenin, isterseniz hep çalışın; sürekli olarak birini yapmanın sağlıksız olduğunu gösteren araştırma üstüne araştırma var. Bu nedenle demem o ki; gelecek hafta, ay, yıl veya daha sonra neler yapmak istiyorsanız zamanınızı ona uygun olarak geçirin diyorum.

Internet’te bulunan zevcelik web siteleri veya mobil uygulamaları (25 yaşındaki okuyucularımız için “online dating”) nedeniyle o kadar çok fırsat var ki; maşallah elimizi sallasak ellisi, biri olmazsa diğeri olur algısı yerleşiyor. Öyle ki, komedyen Aziz Ansari bunu fark edip bir kitabında yazmış; Kadınlar zevcelik uygulaması olan Tinder’ı kullanıp birileriyle buluşuyorlarmış. Buluşmadan sonra tekrar uygulamaya girip “acaba daha iyisi var mıdır?” diye profillere bakıyorlarmış. (Kitabı okumadım ama kalıbımı basarım erkekler de en az kadınlar kadar yapıyordur. Bunlar zaten hep yurt dışında olan şeyler. Bizde kimse böyle şeyler kullanmıyordur.)

Konumuza dönecek olursak; seçeneğin çok fazla olmasının pek çok negatif etkisi var. Çünkü ne kadar seçeneğiniz varsa, vazgeçtiğiniz şeylerin sayısı da o kadar artıyor. Bu da insanda “bir kal gelme”, atalet, eylemsizlik, depresyon, karar yorgunluğu ve pişmanlık yaratıyor. Bunlar da mutsuzluğa sebep oluyor. Kitabın yazarı Barry Beyciğim diyor ki “mutluluğun kaynağı beklentiyi düşük tutmakta“. 15 bin yıllık konuları bilim böyle sonradan bilince tarifsiz kederlere gark oluyorum. Sufizm, Budizm veya daha eski öğretilerde “bunların hepsi yazıyor” zaten. Fakat bilimsel metodolojiyle ilerlemek isteyenler için bir yandan konunun Wikipedia sayfasından çeviriyor, diğer yandan kendi yorumlarımı ekliyorum. Bu arada bildiğiniz gibi Wikipedia sitesine Türkiye’den giriş engellendi. O yüzden yurt dışındaki bir arkadaşım bakıp bana söyledi, öyle şey yapabildik. Elbette Wikipedia sayfasının link’ini verip sizi böyle kötücül sitelere yönlendirecek de değilim.

Barry Schwartz’a göre doğru tüketim tercihlerinin hemen hepsi aşağıdaki adımları içeriyor. Ne ki, bu sadece tüketim için değil, aynı zamanda hayatınızla ilgili kararları için de geçerli.

1. Hedeflerinizi belirleyin.Gerçekten ne istiyorum?” sorusu hayat kurtarır. Bir ürünü almak, bir işe girmek, bir şehirden taşınmak ve benzerleri gibi; hangi konuda ne istiyorsak bunu neden istediğimizi bilmemiz gerekiyor. Birilerinden duyduk ve mantıklı geldi diye mi? Yoksa şu anki durumdan bunaldık diye mi?

2. Her hedefin önemini belirleyin. Bu hedeflerin her biri sizin için neden önemli? “Gezmeyi seviyorum!” Neden? Çevrenizdeki herkes geziyor ve siz gezmediğiniz için yadırgıyorlar diye mi? Sohbete katılamıyorsunuz diye mi? Yoksa gözlemlemek, öğrenmek, bilmek için mi? Yoksa çözemediğimiz sorunları bir süre düşünmek yerine aklımızı yeni şeylerle meşgul etmek için mi? Neden seviyorsun? Bu senin için neden bu kadar önemli? “Kariyer yapacağım.” Neden? İnsanlar saygı duysun diye mi yoksa belirli bir yaşta oraya gelip gelemeyeceğini görmek için mi? O mevkiyi parası için mi, gücü için mi yoksa başkalarının hayatını daha kolaylaştırmak için mi istiyorsun?

Tam olarak neden bunları istiyoruz, bunu belirmemiz gerekiyor.

3. Seçeneklerinizi sıralayın. Bunu Wikipedia’daki gibi anlatalım: Sevdiğiniz bir sanatçının bir akşam bir yerde konseri var. Kimisi buna bir müzik ziyafeti için gider, kimisi o alandaki enerjiyi hissetmek için gider, kimisi de potansiyel sevgili bulmaya gider. Bir başkası da Cuma akşamını değerlendirmek için iyi bir fırsat olarak görür, onun için gider. Bu faktörleri belirleyen şey kişinin içinde bulunduğu psikolojik gerçeklerdir. Biz de seçeneklerimizi sıralarken belirli psikolojik gerçeklerimize göre bunları sıralıyoruz. Her bir seçimin arkasında yatan belirli psikolojik ihtiyaçlar var. Seçeneklerimizi sıralarken bunun bilincinde olursak daha iyi seçimler yapabiliriz.

4. Hangi seçeneklerin hedefinize uygun olacağını belirleyin. Rejim yapmak istiyorum. Önümde yemek siparişi vereceğim web sitesi açık. Sağlıklı şeyler de yiyebilirim, her türlü fast-food veya tatlıyı da “gömebilirim”. Dayanamayıp muzır şeyler yiyorum. Bunun sebeplerinden birisi “kısa süreli hedonizm” denilen bir konu. Kısa süreli tatmin için uzun vadede çok daha iyi getirisi olacak bir şeyi çöpe atıyoruz.

Önümüzde pek çok seçenek var. Hangisi hedeflerimizle uyuşuyor bilirsek ona göre daha akıllıca seçimler yapabiliriz.

5. En iyi seçeneği seçin. Mevcut durumdaki en iyi seçenek, her zaman en iyi seçenek olmayabilir. Diyelim ki A seçeneğini yapması çok kolay ve hedeflerinizle de örtüşüyor. Fakat fark ettiniz ki hedeflerinizi en çok örtüşen seçenek B imiş. Ne ki, yapması A’dan daha zor. Hangisini seçerdiniz? Düşüncelerini böylesi yöntemlerle sistemli bir hale sokmayan insanlar -Bkz. 30 küsür sene boyunca ben- A şıkkını seçerler. Çünkü çok kolay, elinin ucuyla yapsan olur ve işe de yarıyor. Ama genel yararı çok da fazla değil. Siz hangisini seçerdiniz?

6. Gerekiyorsa hedeflerinizi değiştirin. Seçeneklerden birini seçip uyguladıktan sonra aldığımız sonuçlara bakalım. Bu sonuçlara göre hedeflerimizi, hedeflere atfettiğimiz değerleri ve yeni fırsatları değerlendirelim. Bu sayede daimi mutluluk için yeni adımlar atabiliriz. Bu değerlendirmeler sırasında şöyle bir şeyi gözden kaçırmamak lazım: Bir şeyi seçtik ve uyguladık. Baktık ki çok zor geldi. İnsanlar o anda hedeflerini değiştirip daha kolay şeylere yöneliyorlar. Bir şeyin zor gelmesi demek, onu yapmak için yeterli fiziki, zihni, ruhsal veya duygusal güce sahip olmamak demektir. Hedefinizi değiştirmek yerine bu konularda güçlenmeyi de seçenekleriniz arasına ekleyebilirsiniz.

Barry Schwartz diyor ki, bu 6 adımlık yöntemi iki şekilde uygulayabilirsiniz. Bunlardan birine “en iyisini isteyenler” (maximizer), diğerine “yeteri kadarını, minimum gereksinimleri karşılamakla yetinenler” (satisficer) adını veriyor. En iyisini isteyenlerin, mükemmeliyetçiler gibi olduğunu söylüyor. Bu insanlar bir satın alma davranışından önce bütün opsiyonları değerlendirip, ona göre en iyi kararı vermeye çalışan kişiler. Fakat bu psikolojik olarak çok yorucu bir şey olduğu kadar büyük bir zaman kaybı. Üstelik, seçenek sayısı ne kadar artarsa zihinsel olarak harcadığınız enerji o kadar artıyor. Bunun yerine izlenebilecek yol ise “yetingen” olmak. Bu her ne kadar bir İsveçli futbolcu ismini çağrıştırsa da “kanaatkar” kelimesinin Türkçesi. Barry Bey’e göre yeteri kadarıyla mutlu olan insanların da belirli bir kriteri ve standardı var. Bu arkadaşlar “acaba daha iyisi olabilir mi?” diye dövünmüyorlar. Doktor Schwartz bu yöntemin en iyi yöntem olduğunu söylüyor.

Sözün özü, bir insanın bir konuda ne kadar çok seçeneği varsa, o konuda ilerlemesi de mutlu olabilmesi de pek mümkün değil. Bu yüzden seçeneklerinizi azaltmanızı öneririm. Bunun, bugün anlattıklarımın dışında pek çok yöntemi var. Hangisini kullandığınız önemli değil, birini seçip başladığınızda göreceksiniz ki pek çok konu o kadar önemli değil. Pek çok soru veya kaygı kendiliğinden uçup gitmiş, hafiflemişsiniz.

O gün restoranda 5 dakika düşündükten sonra bir şeyler sipariş ettim. Tadını da pek beğenmedim ama o gün, bir menünün içinde kaybolduğum son gün oldu.