Bazen olur. Dağlar kadar yazasın gelir. Nefes alacak zamanın olmaz; yazamazsın.

Bugün o günlerden biri.

Yarı hasta, yarı tok, pür uykusuz; bir yolculuk, 2 program çekimi, 2 toplantı ve 1 saat sonra 250 kişiye konuşmaca. Sonrasında 3-4 saat kadar ayakta durmaca. Arkasına bir miktar uyku ve İstanbul’a dönüş.  Resimden görüldüğü gibi bu yazıyı da otel odasından yazıyorum.

Bu arada en ufak bir söylenme, dertlenme, hayıflanma, üzüntü içerisinde değilim. Yaptığım şeylerin hepsini severek yapıyorum.

Yazının buradan sonrasını yazıp yazıp sildim. Her biri farklı yerlere gidip farklı şeyler anlatan yazılardı. Ama içimde özellikle söylemek istediğim bir şey de var, akşamki konuşmadan biraz bir şeyler sızdırmış olayım da istiyorum:

Sıfatlar çok güzel.

“Girişimci”, “genel müdür”, “yönetici” “iş sahibi”, vb. bazen insanın ayaklarının yerden kesilmesine sebep olabilecek kadar güçlü kelimeler. Ne ki, bence kendimizi tanımlayabildiğimiz en doğru kelimeler “bir parça hayat” ve “devam eden bir iş/süreç” olduğumuz. Kalan hemen hepsi bugün var, yarın yok. Ayrıca yarın olsalar ne yazar? Önemi yok.

İnsan, yaptığı şeyi yarı baygınken bile yüzü gülerek yapabiliyorsa kalanına gerek yok.

Bugün bir ağabeyim “Başarısızlık nedir? 5 kelimeye sığdır bakalım!” dedi. Şöyle cevap verebildim:

Hayatın sonunda yapmadıklarından pişman olmak.

Hayatının ne kadar kaldığını bana nasıl garanti edebilirsin bilemiyorum. Fakat sevmediğin şeyleri yapmaya devam edersen sonunda “başarısız” olacağını düşünüyorum.

Ama sıfatlar çok güzel…

İnsanlar bir ömür kapılıp gidiyor.

Peki, sen hayatının sonunda neredesin?