1968. Dünyayı her anlamda sarsan, zor bir yıldı. Bir yanda Vietnam Savaşı devam ediyor, diğer yanda Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Macaristan ve Polonya hep birlikte Çekya’yı işgal ediyor ve İsrail ile Lübnan birbirlerine misilleme yapıyorlardı. Üstelik “68 olayları” ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada bütün hızıyla yüzlerce cansız beden, binlerce tutuklu ve yitip giden çok daha fazla hayatı arkasında bırakıyordu. Martin Luther King Jr. ve Robert F. Kennedy öldürülmüştü. 11.000 kişinin yaşamını yitirdiği İran depremi de dahil olmak üzere dünyanın pek çok yerinde doğa olayları ve kazalar yüzünden binlerce insan ölüyordu. CIA’in kurulduğu ve Nixon’ın başa geçtiği yıl olan 1968; kabus gibi ve haklı olarak kötü hatırlanan bir yıl oldu.

Kötü anılar sebebiyle gözden kaçmış olsa da o yıl aynı zamanda büyüklü küçüklü olumlu gelişmelere de ev sahipliği yapmıştı. Örneğin Türkiye’nin ilk televizyonu olan TRT yayına başlamıştı ve Hollanda ilk renkli televizyonuna kavuşmuştu fakat daha önemlisi, çok daha önemlisi, sonraki yıllarda insanlara ilham verecek olan 3 farklı olay yaşanmıştı.

James “Jim” Ray Hines hızlı koşmasıyla bilinen bir atletizm sporcusuydu. Amerikan futboluna da gönül verdiği için o takımla da idmanlara çıkıyordu. Fakat o kadar yetersizdi ki arkadaşları ona “opps” ya da Türkçe’ye çevrilebileceğimiz şekliyle “tüh” diye bir lakap takmışlardı. Futbol istediği gibi gitmese de Jim Hines 1968 Meksika Olimpiyatları’nda 100 metreyi 10 saniyenin altında koşan ilk insan olarak tarihe geçti. Bu, insan bedeninin kapasitesinin ve yeterliliğinin sınırlarını zorlayan bir gelişmeydi. Hines, “insanoğlu 10 saniyenin altında koşamaz” yargısını çürütmüştü. Tıpkı bunu başaran ilk beyaz olarak tarihe geçen 1990 doğumlu Christophe Lemaitre’nin bugünlerde insanlara ilham verdiği gibi Jim Hines da kendisinden sonraki sporculara ilham verdi.

Bu gelişmelerin yaşandığı günlerde, o koşu pistinin hemen yakınlarında başka bir olay daha yaşandı. Dick Fosbury adındaki bir genç yüksek atlama kulvarında yarışıyordu. Önceki yıllarda futbolcu olmak istemişti fakat takıma alınmamıştı. Üstelik, uzun boyuna rağmen basketbol takımına da girememişti. Şansını yüksek atlamada denemek istemişti fakat onda da pek bir başarı elde edememişti. Bir gün bir atlama denemesi sırasında istemsizce ters dönüp sırtüstü atlayınca başarılı olduğu için bu şekilde atlamaya devam etti ve 1968 olimpiyatlarına katılabilecek kadar kendisini geliştirdi. Yarışma günü sıra ona gelmişti. Koşmaya başladı, yükseldi, ters döndü ve barın üzerinden sırtüstü uzanmış gibi geçerek mindere düştü. Hakem “geçerli” işareti vermesine rağmen stadyumdan çıt çıkmadı. Seyirciler hayatlarında ilk defa böyle bir şey görüyorlardı. Fakat bir süre sonra kıyamet koptu. Kendilerine gelen seyirciler çılgınca tezahürat yapmaya başladılar. Gözlerinin önünde bir adam ezber bozan, yaratıcı bir şey yapmıştı. “Bunun kuralı budur, başka türlü de olmaz” denilen bir şeyi alt üst ettiği için oradaki insanlara ilham vermişti. O kadar ki koşucular bile yanına kadar gelip kendisini tebrik ettiler. Dick Fosbury, o gün, sonraki yıllarda”Fosbury flop” diye anılacak olan o teknikle atlayarak altın madalya kazandı. 1968 yılından beri bu spor dalında yarışan yarışmacıların hemen hepsi “Fosbury flop” ya da dilimize geçmiş şekliyle “ters uçuş” tekniğiyle atlamaktadır.

Dünyaya kan kusturan 1968 biterken meydana gelen bir başka olaysa Amerika Birleşik Devletlerinde yaşandı. Aralık 1968’de Apollo 8’in mürettebatı “Dünya’nın yörüngesinden çıkan”, “Ay’a ulaşan”, “Ayın yörüngesine giren” ve “Dünya’ya güvenli bir şekilde dönen” ilk insanlar olarak tarihe geçtiler. Bugünün Internet dünyasında bile cahiliye devrini yaşayan pek çok insan olduğunu düşünürsek bundan 50 yıl önce Ay’a gitmenin mümkün olmadığını düşünen ve bu uğurda çabalayanlarla dalga geçen insan sayısını tahmin edersiniz. Apollo 8 ekibi bu görevlerinde başarılı olarak bu ezberi bozdular. İnsanlara ilham verdiler. Aldıkları milyonlarca tebrik mesajından birisi şöyleydi: “Tebrikler Apollo 8, 1968’i kurtardınız.” Bu ilhamın tetiklediği teknolojik gelişmeler öyle bir hale geldi ki bilim insanları bugün Mars’ta hayat kurmak için çalışıyorlar. Ve eğer her şey planlandığı gibi giderse bu hayal de bundan 10 sene sonra gerçekleşmiş olacak.

İki Ders

1968’den alınacak pek çok ders var. Fakat ben bu yazıyı özellikle iki tanesi için yazdım.

İlki çevrenizin, ülkenin veya dünyanın hali istemediğiniz gibiyse 1968’i hatırlayın. İnsanlar bugünden beş beter olan 1968’in dünyasında yaşarken rekorlar kırdılar, tabular yıktılar ve dünyayı değiştirdiler. Kimi zorla, kimi güzellikle. Fakat onlar bu durumda bu kadar çok şey yaptılarsa siz de istediğiniz gibi bir hayata elbette kavuşabilirsiniz.

Diğer dersse şu: İstediğiniz şekilde yaşamakla olağanüstü şeyler yapmak arasında kocaman bir fark vardır. Belki ikisinin ortak noktası olarak kim olduğunu bilmek, bir hedef belirlemek ve çok çalışmayı koyabiliriz. Fakat bunların hepsini çok doğru yapsanız bile bir rekor kıramayabilir veya dünyayı değiştiremeyebilirsiniz. Zaten bunları yapmak zorunda da değilseniz. Böyle yapmanız söyleniyor, hissettiriliyor ya da böyle düşünmeniz sağlanıyor olabilir. Eğer bunu çevrenizden duyuyorsanız onun nedeni çok başka, bu yazıda ona girmeyelim. Fakat bunu kişisel gelişim sektöründen duyuyorsanız bunun net bir sebebi var. Bu, o sektörün kullandığı para kazanma yöntemlerinden biridir. Ya sizi kötü, eksik hissettirip bir şeyler satmaya çalışırlar, ya da “aslansın, kaplansın, büyüksün, yaparsın” diye gaz verip iyi hissettirmeye çalışırlar. Daha çok iyi hissetmek istiyorsanız da kendilerine para vermeniz gerekir.

Para verince söyledikleri şeylerden birini daha önce de yazmıştım: Bir şey olmak, bir şey yapmak, bir yere gelmek, bir “malı götürmek”, bir “büyük adam” olmak zorunda değilsiniz. Birilerine ispatlayacak bir şey yok. Sadece istediğiniz hayatı yaşayıp yaşamadığınız var. Neyi neden istediğinizi bilip bilmediğiniz ve isteklerinize ulaşıp ulaşamadığınız var. Her seçimin artıları ve eksileri, her seçişin vazgeçişleri, her isteği gerçekleştirmenin gereklilikleri var. Her ne yapmak istiyorsanız Kutup Yıldızı’nızı “mutluluk” olarak tayin ettikten sonra kalan pek çok şey öğrenilebilir tekniklerden oluşan mekanik süreçlerdir.

Gerçek mutluluğu bulan insan, yaptığı her şeyi kimseye zarar vermeden kendisinin hayrına ve kendisine zarar vermeden bütünün hayrına yapmaya başlar.

Gerçek mutluluğu bulamayan insan, “ilham vericem, dünyayı değiştircem, insanların hayatlarına dokuncam” diye ya sevgi kelebeği gibi uçuşur ya da bu uğurda bütün dünyaya kan kusturur.

Bu yüzden her şeyin temelinde yatan ortak soru şu:

Sizin yol nereye çıkıyor? Siz hangisinin peşindesiniz?

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1

2. “1968’de Türkiye”, Vikipedi

3. “1968”, Wikipedia.org

4. “Warsaw Pact invasion of Czechoslovakia”,  Wikipedia.org

5. “1968 Israeli raid on Lebanon”, Wikipedia.org

6. “Protests of 1968”, Wikipedia.org

7. “Jim Hines”, Wikipedia.org

8. “Jim Hines Breaks The 10 Second Barrier For 100m Gold – Mexico 1968 Olympics”, YouTube.com

9. “Christophe Lemaitre”, Wikipedia.org

10. “10-second barrier”, Wikipedia.org

11. “Dick Fosbury”, Wikipedia.org

12. “Dick Fosbury Interview – Developing The Fosbury Flop | Olympic Rewind”, YouTube.com

13. “Dick Fosbury Changes The High Jump Forever – Fosbury Flop- Mexico 1968 Olympic”, YouTube.com

14. “FLOPPIN’ HECK!”, Spikes powered by IAAF

15. “fosbury flop”, YouTube.com

16. “Apollo 8”, Wikipedia.org

17. “The Event that Saved 1968”, Pbs.org