Hiçbir ücret ödemeden, haftanın her günü tiyatro izliyorum.

Bazısının sahne performansı çok iyi. Öyle bir oynuyor ki; ağzın açık izliyorsun. Bazısı o kadar iyi değil, rol olduğunu çabuk fark ediyorsun. Bazı oyunlarda kıyafetler, dekor, genel hava o kadar etkili ki; insan rol olduğunu unutuyor. Bazılarınki o kadar kötü ki; anında göze batıyor. Oyunlarda envaiçeşit kıyafet seçimi var: Kimi takım elbiseli, kimi şalvarlı, kimi sarıklı, kimi önlüklü, kimi bıyıklı, kimi sakallı, kimi sinekkaydı, kimi topuz, kimininse saçları ahenkle raks ediyor.

Her gün izleyince çok fazla oyun, çok fazla oyuncu görüyorsun.

İzlediğim oyuncuların birkaç ortak özelliği var:

Pek çoğu bağırgan, yargılayıcı ve eleştirel.

Hepsi neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlatıyor: Nasıl davranmak, nasıl beslenmek, neye inanmak, neyi sevmek, nasıl sevmek, nasıl spor yapmak, nasıl iş kurmak, nasıl giyinmek, nasıl yaşamak gerekir bir bir öğreniyorsun.

Fakat bir süre sonra ilgin, oyuncuların söylediklerinden çok yaptıklarına kayıyor. Bir fark ediyorsun ki hiç de anlattıkları gibi davranmıyor, beslenmiyor, inanmıyor, sevmiyor, spor yapmıyor, iş kurmuyor, giyinmiyorlar!

Hiç de anlattıkları gibi yaşamıyorlar?!?

İşte o zaman aptal bir sırıtmayla “ee hocanın dediğini yapıp, yaptığını yapmayacaksın” diyorlar. Yüzsüzlükleri yetmezmiş gibi bir de yine benim ne yapmam gerektiğini dikte ediyorlar.

İyi de, madem o kadar iyi bir şey, sen neden yapmıyorsun?” diye soracak oluyorum, sonra susup oyunu izlemeye devam ediyorum. Fakat böylelerini gördükçe canım sıkılıyor. Heyhat, bu tiyatrolar her gün her yerde oynanıyor ve dolayısıyla böyle çok fazla insan görüyorum.

Yine geçen gün böylesi birine denk geldikten sonra dayıma yakınırken bu konunun üzerinde konuştuk da fark ettim. Ben böylelerinden “bildiğin” tiksiniyormuşum. Çünkü bu bir ikiyüzlülük.

Çünkü:

İkiyüzlü: sıfat Özü sözü bir olmayan, riyakâr, mürai

İkiyüzlülük: isim İnandığı, düşündüğü gibi davranmama, özü sözü bir olmama, riya, riyakârlık, mürailik

Kaynak: Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük

Sonra koşup aynaya baktım ben de mi ikiyüzlüyüm diye. Örneğin Facebook sayfasında “girişimci” yazıyor. Girişimci miyim diye düşündüm. Aklıma ne iş yaptığım sorulduğunda cevap veremediğim geldi. Çünkü ben artık bir reklamcı değilim. (şimdilik) Blog yazıyorum ama tek yaptığım şey bu değil, dolayısıyla sadece blog yazarı değilim. Aile işinin ucundan tutuyorum ama orada da bildiğim işleri yapıyorum, dolayısıyla kuyumcu değilim. Eğitim verdim ama eğitimci değilim. Zira eğitimlerde de bir “eğitimci” ya da “uzman” olmadığımı, sadece tecrübelerimden öğrenip insanlara aktardığımı söylerdim.

Facebook’ta girişimci yazıyor çünkü seçilebilecek en uygun alan o. Çünkü “girişimci” kelimesi uydurulmadan daha önce “müteşebbis” denirdi. Kelime anlamı da “teşebbüs eden” demek. “Teşebbüs etmek” de “girişmek, el atmak” anlamına geliyor. Hah, işte ben de tam olarak bunu yapıyorum! Zaten kendimi konumlandırdığım yer “acayip başarılı bir girişimci örneği” falan da değil. Sadece “deniyorum, okuyorum, öğreniyorum ve aktarıyorum.” şeklinde. Hatta blogta bir yerde uzun süre “her şeyi bilmiyorum, sadece bildiklerimi anlatıyor ve öğreniyorum” yazıyordu. Bir de zaten burada ışığın altında söylediklerimi dönüp karanlıkta da uyguluyorum. Hepsini başarmış değilim ama istinasız her gün çabalıyorum.

Oh, derin bir nefes alıp rahatladım. Demek ben ikiyüzlü değilmişim, bir sevindim. Fakat çok uzun sürmedi. Televizyonda yine bir “uzman” çıkıp neyi nasıl yapmamız gerektiğini anlatmaya başlayınca tadım kaçtı. Lafını bitirmesini beklemeyip televizyonu kapattım. Artık bozulduysa da 20’li yaşlarının başında olan bir kişisel gelişim uzmanından yardım alsın.

Ne bileyim?

Kaynakça ve notlar:

1. Fotoğraflar 1

2. İkiyüzlü, Türk Dil Kurumu

3. İkiyüzlülük, Türk Dil Kurumu

4. “Teşebbüs etmek”, Türk Dil Kurumu