Gazete okumamaya ve televizyon izlememeye özen gösteriyorum. “Böylesi günlük telaşelerle ilgilenmek yerine san’at, ilim, felsefe ve fikirlerle ilgileniyoruz, ne kadar da entelektüeliz!” düşüncesine sahip değilim. Sadece mantıklı olmadığı için bunları yapmıyorum.

Her şeyden önce bu büyük bir zaman kaybı. Çünkü 1) Daha önce de yazdığım gibi ona veya buna taraf olup yanlı haber yapanlar yüzünden tarafsız habere ulaşmak için harcanan enerjiye değmiyor, çünkü 2) olaylardan haberim olsa ne olur olmasa ne olur? Değiştiremeyeceğim şeyler için bunu yapmak istemiyorum, çünkü 3) kullanılan dil ve ifade ediş şekli fazla geliyor, içim kaldırmıyor.

Ülkemizde “siyasetle ilgili yorum yapmazsa ölecek” hastalığı olduğu için, hiçbir şeyden geri kalmıyor, bir şekilde olan biteni zaten öğreniyorsunuz.

Yine de bugün bu yazıyı yazmak için haberleri şöyle bir taradım. Karşıma çıkan ilk haber, uzun zaman önce aldığım gazete okumama ve televizyon izlememe kararını destekleyecek şekildeydi. Okuyunca canım sıkıldı, bir kötü oldum. Sonra oturdum kelime bazında hesapladım. Haberin %21’i hakaretten ve kötü sözden oluşuyordu. Yani her 5 kelimenin 1’i olumsuz bir kelimeydi. Baktığım diğer haberlerde bu kadar yüksek bir oran görmedim fakat gördüğüm bana yetti.

***

İnsan beyninin 4-5 temel fonksiyonu var. Bunlardan birisi vücudun devamlılığını sağlamak için mümkün olan en az enerjiyi kullanmak -ki bunu önümüzdeki haftalarda yazacağım, koala gibi güneşin altında yatmayı sevenlere özellikle tavsiye ederim- bir diğeri de bilgileri depolayıp gerektiği zaman kullanmak. Bu ikinci özellik büyük bir dosyalama sistemi gibi. Anne karnında başlayan ve ölene kadar devam eden; bilgiyi al, tanımla, katalogla/sınıflandır, depola ve geri çağır gibi bir komut zinciri var. Bunu anlamak önemli çünkü nasıl bir hayat yaşadığımızın bu komut zinciriyle direkt bir ilişkisi var.

Bilgiyi tanımlama, katologlama/sınıflandırma ve depolama işlemleri:

Bu işlemler; genetik faktörler, yetiştirilme şekli ama en çok da beynimizi ne kadar çok kullandığımızla ilgili bir konu. Genetik faktörler ve yetiştiğimiz ortam nasıl olursa olsun, beynimiz -günümüzdeki makinelerin aksine- kullandıkça gelişen ve daha güçlenen bir yapıya sahip. 50 dakika çok ciddi yüklenerek çalıştırdıktan sonraki 10 dakikayı elektronik aletlerden uzakta ve mümkünse doğada geçirdiğinizde beyniniz hızlıca tekrar kullanmaya uygun hale geliyor. Günlük dinlenmelerin yanında, ben kişisel olarak, haftanın 6 günü çalıştırıp, 1 günü tamamen işten güçten uzak geçirmenin performansı arttırdığını düşünüyorum.

Gelelim bilgiyi alma ve geri çağırma fonksiyonlarına.

Bilgiyi edinme ve geri çağırma işlemleri:

Bildiğiniz gibi, bilgiyi almak için kullandığımız 5 temel duyumuz var. Bunlar işitme, görme, koklama, tatma ve dokunma.

Bunlara ilaveten vücudumuzun kullandığı diğer bilgi alma mekanizmaları var. Örneğin kaşınma. Kaşınma duyusunun dokunma duyusu gibi olduğu fakat daha hassas ve kendine has bir işleyiş şekli olduğu söyleniyor. Bu arada kaşınmaya başladınız mı? Başlamadıysanız birazdan kaşınmaya başlayabilirsiniz. Bir diğer duyu propriyosepsiyon; yani vücudun hangi parçasının nerede olduğunu ya da çevrenizdeki bir eşya ile olan uzaklığınızı biliyor olmak: Hangi eliniz şu an nerede bilirsiniz. Bakmasanız da bardak elinize göre ya da sandalye vücudunuza göre nerede bilirsiniz. Bir diğer duyu ise zaman algısı. Beyinde birden fazla zaman ölçme merkezi ve bu merkezlerin farklı ölçme metotları var, detayına girmeyelim ama en sevdiklerimden biri saate bakmadan saatin kaç olduğunu bilebilmek. Adeta bir süper güç gibi.

Bu fonksiyonların pek çoğunu bilinçli bir şekilde yapmıyoruz, kendiliğinden halloluyorlar. Fakat bilgi almak için bilinçli bir şekilde yaptığımız şeyler var. Örneğin okumak. Ders kitabını okumak ve sonra lazım olunca, sınavda, bilgiyi geri çağırmak bunun güzel bir örneği. Ya da usta çırak ilişkisinde olduğu gibi; önce ustayı izleyip sonra lazım olunca o bilgileri geri çağırmak gibi. Bunlar bilinçli olarak yaptığımız şeyler.

Bütün bunlar bir yerde dursun.

Şimdi beynimizi bir fabrika olarak düşünelim. Örnek bu ya; beynimizin yüzlerce, belki binlerce makinenin olduğu bir giysi fabrikası olduğunu hayal edelim. Kumaşları makinenin bir ucundan atıyorsunuz, diğer ucundan giysiler çıkıyor. Diyelim ki uzun yıllar dayanabilecek kadar sağlam ve vücuda zarar vermeyen, sağlıklı bir giysi istiyoruz. O halde buna göre kumaş kullanmalıyız. Kötü, kalitesiz kumaş verip iyi giysi almayı beklemek saçma olurdu.

Beynimize de kötü, kalitesiz bilgi verip iyi bir çıktı almayı beklemek saçma olurdu. Ne okuyorsak, ne izliyorsak, nasıl bir ortamda bulunuyorsak; ona göre çıktılar alıyoruz çünkü bilinçli ve bilinçsiz olarak o bilgileri topluyoruz. Sonra lazım olunca geri çağırdığımız bilgiler de o tarz bilgiler oluyorlar.

Ben şahsen hakaret, iftira, entrika, yalan, riya ve korku gibi şeylerle sürekli olarak, iç içe yaşamak istemiyorum. Negatif söz veya davranış görmek istemiyorum. Bunlarla sürekli bir arada olup etkilenmemek yalnızca psikolojik olarak değil, aynı zamanda biyolojik olarak da mümkün görünmüyor.

Bu arada bir de üstüne o kadar para verip korku filmi izleyenlere selamlar. Korkmak mı istiyorsunuz? Kendinizle yüzleşin. Olmadı mı? Dünyanın en yüksek bungee jumping yapılan yerine gidip aşağı atlayın (216 metre – 70 katlı gökdelen uzunluğu). Benim tanıdığım en cesur insanlardan birisi gidip atladı; korkacağınızı garanti ediyorum. Fakat böylesi şeyler izleyip, okumayın. Kendinize bunu yapmayın.

Negatif şeylere maruz kalmaya kalmaya, dışarıda, biraz ötede kalmaya başlıyorsunuz. Dışarıda durdukça da içeridekilerin ne kadar etkilendiğini daha iyi görüyorsunuz. Bunun bir örneğini bir arkadaşımla yaşıyoruz. Kendisi yıllar önce Dublin’de çalışmaya başladı. Dublin dediğin bir ucundan bir ucuna 20 dakikalık küçük, şirin ve genel itibariyle modern bir yer. Trafik yok, korna yok, inşaat yok, toz yok. Arkadaşım senede 1-2 kere İstanbul’a geliyor. Sonra sanki 10 yıl burada yaşamamış gibi her seferinde garipseyerek ve rahatsız olarak geri dönüyor. Çünkü son 5 seneyi dışarıdan bakarak geçirdi. Ben de şimdi dışarıdan bakınca görüyorum, insanlar kendilerine bilerek eziyet ediyorlar. Siz de böylesi negatif şeylere zaman harcamayın. Yineliyorum; kendinize bunu yapmayın.

Sağlıklı, mutlu ve müreffeh bir hayat yaşamak için beyin fabrikasına ne attığımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Şimdi bu, sorunlardan uzakta, rahat bir hayat yaşayalım demek değil. Sorun çözmek için çalışmak başka bir şey; sürekli negatif haberlere, bilinçli veya bilinçsiz yapılan korku çalışmalarına bile isteye maruz kalmak başka bir şey. Bir de hep söylüyorum, bir kişinin kendi problemlerinin pek çoğunun üstesinden gelmeden başkalarının problemlerini çözebilmesi mümkün değil. “Başkalarına yardım” isteğinin, kendi problemlerimizden kaçmanın bir başka yolu olmadığından emin olmak lazım. Sonra insan kendisini “oldu” zannedip kibirlerden kibir beğeniveriyor. Sakil duruyor, yakışmıyor.

Ne başkasının problemi, ne de başkasının negatifliği; sakince ve tevazuyla kendi söküğümüzü dikmek için uğraşmanın keyifli olduğunu düşünüyorum. İnsan ömrü telaş edilmemesi gerektiği kadar uzun fakat boş şeylerle zaman harcanmayacak kadar kısa. Yaşın 30’sa bundan 2 tane daha yaşamayacağını; yaşın 60’sa bunun yarısı kadar yaşamayacağını bana garanti edemezsin. Fakat negatif şeylerle ilgilenmeye devam edersen ben sana garanti ederim ki bundan sonraki hayatın sağlıklı, mutlu ve refah içinde geçmeyecek.

Adeta bir süper güç gibi.