Alışkanlık oluşturma yöntemlerini incelediğinizde, “tetikleyiciler” denilen etmenlere rastlıyorsunuz.

Bunlardan bir tanesi “zaman”. Her gün belirli bir zamanda tuvalete gitmek veya her sabah uyandığımızda aynı şeyleri yapmak zaman tetikleyicisinin bir örneği. Gün içinde farkında olmadan yaptığımız bazı alışkanlıklarımızı takip ettiğimizde aşağı yukarı aynı zamana tekabül ettiğini görebiliyoruz. Ben bu dinamiği, her pazartesi yazı yazmak için kullanıyorum. O gün pazartesiyse yazı yazarım. Önemli olan ne kadar yazdığım değil, bu alışkanlığı devam ettirmek.

Bir diğer tetikleyiciyse “yer”. İnsan, belirli yerlerde belirli davranışlar sergiler. Evde bir yere çiçek koyduysak, oraya girdiğimizde koku algımızın daha keskin olmasına meyilli oluruz. İnsan adaptif bir canlı olduğu için, bulunduğu yerdeki koşullara uyum sağlamaya meyillidir. Bir diğer örnek “çevre”. Daha önceki yazılarda yaşamak istediğiniz hayatı yaşayan insanlarla daha çok zaman geçirin deme sebebim buydu. Aynı şekilde kilo vermek, sigarayı bırakmak veya dünyayı değiştirmek isteyen insanlara önce kendi yaşam alanlarını iyileştirmeleri, orayı derli toplu tutmaları, sonra çevrelerine bakmaları tavsiye edilir. Çünkü en çok zamanı geçirdiğimiz çevremizin, alışkanlıklarımızın oluşmasında veya değişmesinde önemli etkisi olduğu bilinir. Örneğin ben bunu şöyle kullanıyorum; eve vardığımda anahtarlarım ve cüzdanımı hep aynı yere koyarım, sabah uyandığımda aynı şeyleri aynı sırayla yaparım. Bu sayede pek çok küçük şeye bilinçli bir şekilde karar vermem gerekmez. Kısıtlı olan irade kasını daha önemli başka şeyler için kullanırım.

Tetikleyiciler için son örneği sigara tiryakileri için verip konuya geçelim. Sigara içen insanları tetikleyen pek çok şey bulunur. Alkol, kahve, çay, sohbet, telefonda birini arayacak olmanın sebep olduğu stres hormonları ve beynin ödül mekanizması bunlardan bazılarıdır. O kadar ki, daha önce sigara içmiş fakat şimdi bırakmışsanız, bu yazdıklarımı hatırlamak bile “canınızın” sigara çekmesine yetebilir. Ne ki, canı çeken siz değil, beyninizin çalışma prensibidir. Dolayısıyla sigaradan tamamen kurtulmak için önce neden sigara içtiğinizi belirlemeniz, sonra bu tetikleyiciler olduğu zaman sigara içme davranışı yerine başka bir şey koymanız gerekir. En işe yaranlardan birisi, canınız sigara çektiğinde nefes egzersizleri yapmaktır.

Peki, şimdi daha zor bir konuya geçelim. Diyelim ki, hayatınızı baştan aşağıya değiştirmek istiyorsunuz. İnsan hayatını oluşturan belirli dinamikler bulunur. Bunlardan dördü içsel, diğerleri dışsal faktörlerdir. İçsel olarak adlandırmamın sebebi insanın kendisiyle ilgili olmaları: Vücut, zihin/düşünceler, duygular ve enerji. Dışsal olanlar içinse aile, arkadaşlar, başarı, maddi refah gibi örnekler verebiliriz. Diyelim ki siz hepsinde iyi bir yerde olmak istiyorsunuz:

  • Sağlıklı ve fit bir vücut,
  • Negatif düşüncelerden arınmış, kolay dağılmayan, herhangi bir durumda yapılması gerekenleri fark edip uzun saatler buna odaklanabilen bir zihin,
  • Hiçbir şeyi kişisel algılamayıp, alınganlık göstermeyen; kibir, gurur, kıskançlık, öfke gibi negatif duygulardan arınmış, şefkat ve sevgi dolu duygusal durum,
  • Canlı, pozitif, kim olduğunu bilen farkında bir enerji,
  • Olumlu ve yapıcı aile ve arkadaşlık ilişkileri,
  • Şükretmesini bilen fakat sorumluluk bilinciyle daha iyisini yapmanın görevi olduğunu idrak etmiş bir insanın kovaladığı bir başarı,
  • Maddi bir dünyada yaşadığımız gerçeğini kabullenmiş, paranın kötü bir şey olmadığının bilincinde, kazandığının belirli miktarını geri vermeye istekli ve “kendisi çok kazanırsa başkalarına kalmazmış da bu yüzden yapmıyormuş” gibisinden bir kibre gark olmamış bir insanın kovaladığı maddi refah.

Bunların hepsi nasıl yapılabilir?

Okuduğum, incelediğim eski ve yeni bütün yöntemler, araştırmalar ve öğretiler, insanın önce kendisinden başlaması gerektiğini söylüyor: Önce kendini bir yere getir, içsel faktörleri iyileştirmeye çalış, sonra çevrenle ilgilen.

Görünen o ki, bu konuda “nasıl” ve “ne” gibi sorular işin kolay tarafı. Bakmayı istekli olanlar için nasıl yapılacağını gösteriyor, ne yapılacağını da anlatıyorlar. Siz de bu konuları Google’daki basit aramalarla bulmaya başlayabilirsiniz.

Peki, “neden yapacaksın?” İşte bu zor olan kısmı. “Yani ne güzel yaşayıp gidiyoruz, değil mi? Kim şimdi bunlarla uğraşacak? Neden bunları yapsın? Buna “Tanrı Kompleksi” denir!” diyebilirsiniz. Bazıları demiyor, nedenlerini bir bir anlatıyor. Bu konuda sadece benim denk geldiğim yüzlerce yazı, kitap, video, metin, açıklama var. Şimdi, bunları öğrenmeye hevesli olmak bir niyet. Öğrenmeye başlamak bir adım. Anlamak başka bir adım. İçsel olarak idrak etmek başka bir adım. Uygulamaya geçirmek bir sonraki adım. Bunu bir alışkanlığa dönüştürüp, sürekli olarak yapabilmekse bambaşka bir adım.

Hemen bir örnek vereyim. Mitolojilerde belirli arketipler, yani bir karakter yapısının aslı, orijinali, ilk örneği vardır. (Bu konuları merak ediyorsanız mitolojileri incelemenizi ve hele Carl Jung’un çalışmalarını okumanızı özellikle tavsiye ederim. Margerat Mark’ın “Hero and the Outlaw” kitabı da iyidir.) Bu arketipler; kahraman, haydut, kaşif, bilge, vb. olarak tanımlanır. Örneğin kahraman arketipi fantastik filmlerde sıkça karşımıza çıkar. Esas oğlanın ailesine, köyüne, şehrine, dünyasına bir bela gelir (Frodo, Thor, Avengers). O da yola çıkıp türlü maceralardan geçer. Sayısız kötülükleri alt eder ve en sonunda yurduna barış getirir.

Bu hikayelerin farklı seviyelerde okumaları bulunur. Benim bildiğim en derin okuması; kahraman, insanın kendisidir. Kötücül olaylar, insanın kendi içindeki kötü özellikleridir. Bunlarla karşılaşır, savaşır ve galip gelmeye çalışır. Önce başarılı olamaz. Yolda bir öğretmene rastlar. Bu öğretmen bilgi, farkındalık, aydınlanmadır. Yeni öğrendikleriyle tekrar sınava girer. Bu sefer başarılı olur. Sonra kendi içindeki daha büyük bir problemi çözmek için yola devam eder. Eski halklar, bu durumu kendi bulunduğu coğrafi lokasyonun gerçeklerinden hareketle masallaştırıp anlatır.

İyi güzel diyorsun da, bu bilgi gerçek hayatta ne işimize yarayacak?

Hepimizin başından istemediğimiz olaylar geçiyor. Hatta biz bazen bilinçli, bazen bilinçsiz; başkalarının hikayelerindeki kötücül olayların sebepleri oluyoruz. “Terbiye etmeye çalıştığımız” garson ve telefonda azarladığımız müşteri temsilcisi bunun günlük hayattaki örnekleri. Bizim bu etkimiz veya başkalarının bize verdiği tepkiler sonucunda bizde oluşan etki; belirli duygu ve düşünce kalıpları içerisinde negatif hissetmemize sebep oluyor. Ne ki, sorun, hiçbir zaman bir başkasının ne tepki verdiği değil, bu olayın bizi maddi ve manevi olarak nasıl etkilediğine izin vermemiz.

Bilinç ve bilinçaltı bugüne kadar sayısız saçmalığa maruz kaldığı için, zihin ve kalp belirli hayatta kalma yöntemleri oluşturdu. Bunların yardımıyla bu dünyada yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Bunlardan bir tanesi ego. Kim olursa olsun, biri size bir şey söylediğinde alındığınız oluyor mu? Kıskançlık yapar mısınız? Gereksiz sahiplenir misiniz? Kendinizi zor durumlara sokup, sonrasında kahraman olmaya çalışır mısınız? Sürekli ilgi ihtiyacı duyar mısınız? Mağdur psikolojisine girer misiniz? Bunlara cevabınız “evet”se, bence hayatınızın şoför koltuğunda siz değil, egonuz var. Siz, onun yön verdiği bu araçta yanda oturup olayları seyreden kişi gibi oluyorsunuz.

İşte, tam olarak bu yüzden hayatı baştan aşağı değiştirmek gerekiyor. Önce insanın kendi şeytanlarını bir bir alt etmesi, sonra çevresine ışık vermesi gerekiyor. Çünkü insan ancak kendisinde olanı bir başkasına verebilir. Sende öfke varsa, karşıya bunu verebilirsin. Sevgi varsa, onu verebilirsin. “İyi de ben <buraya “ne kadar da sütten çıkmış ak kaşığım” anlamına gelen herhangi bir şey koyalım> ama ben ne yaparsam yapayım, karşımdaki hep <buraya da dünyadaki bütün kötülükleri koyalım> yapıyor.” Onun nasıl davrandığı onun yolu. Bu davranış karşısında senin nasıl hissettiğin senin yolun. Sonrasında ne düşündüğün ve ne yaptığın da senin yolun.

Arkadaşım bunları anlatıyorsun ama, sen ne alemdesin?

Yani diyorsun ki, söylediğimle yaptığım bir mi?:) Eskiden beri takip edenler bilir; ben geçip gördüğüm yollardaki manzarayı anlatıyor ve gitmediğim yerler hakkında okuyup, araştırdıklarımı aktarıyorum.

Peki, bütün bunların başlıkla ne ilgisi var?

Tetik, başta da söylediğim gibi, bir alışkanlığın oluşması için beynin kullandığı bir mekanizmadır. Ben bu mekanizmayı bir süredir şöyle kullanıyorum:

  • Biri bir şey söyledi, içimden öfke yükseldi: Öfkenin nasıl yükseldiğini, o an nasıl hissettiğimi, alınanın kim olduğunu izliyorum.
  • Biri bir şey yaptı, bir cevap verdim: Sonrasında filmi geriye sarıp, olayı baştan seyrediyorum.
  • Bir şeyi yapmaya üşeniyorum veya bir şeyi yapmaktan çekiniyorum: Nedenini bulmaya çalışıyorum.

Beni etkileyen olayları tetikleyici sebep olarak görmeye gayret ediyorum. Bu sayede duygu ve düşüncelerimin farkına varıyor ve kendimi daha iyi tanıyorum.

Büyüyorum.

Tetiği kimin çektiğinin önemi yok, sadece ne kendine ne de başkalarına kurşun yağdırmaktan vazgeçmek lazım. Bu alışkanlığı kazanmak önce içsel, sonra dışsal faktörlerin daha istediğimiz gibi olmasına yardım ediyor. Bir iki seferde belki olmayacak, fakat insan gayret ettikçe iyileşiyor.