Üniversite yıllarında, pazar günlerinde yapmayı sevdiğim şeylerden biri, yurdun 15-20 kişilik televizyon odasına uğrayıp Formula 1 yarışlarına göz atmaktı. Pek anladığımdan değil ama yarıştaki rekabeti zevkle ve 1 saatten fazla süren yarış esnasında kaybettikleri 4 kiloya rağmen yarış pilotlarının odaklarını bu kadar yüksek tutabilmelerini hayretle izlerdim. O günlerde dikkatimi çeken bir şey daha vardı:

Uzun bir düzlüğün sonundaki viraja yaklaşırken yarış pilotları frene basıyorlardı. Virajın içerisinde frene dokunmuyorlar, viraj biterken gaza yükleniyorlardı.

Yıllar geçip iş yaşamına atıldıktan sonra bu durum sıkça aklıma geldi. Zira ülke ne zaman bir ekonomik krizin içinde olsa, işletmelerin freni köklediklerini gözlemledim. Şu anda da buna benzer şeyleri görüyorum. Yönetimsel ihmal ve hatalar, Türk Lirası’nın diğer para birimlerinin karşısında güç kaybetmesi -ya da bilinen adıyla: Euro ve Dolar’ın yükselmesi, siyasi belirsizlik, yabancı sermayenin çekilmesi, gergin Orta Doğu, dönmeyen piyasa, ödenmeyen borçlar, alınamayan alacaklar ve gittikçe muhafazakarlaşan harcama eğilimleri sonucunda bir krizin içerisindeyiz. Elbette, bu yeni bir durum değil. Basının büyük bir kısmı, sadece açılan iş yeri sayılarını basmayı daha uygun bulduğu için pek çok kişinin haberi olmadı ama 2014-2018 Şubat arasında iflas eden esnaf sayısı 430.275 olarak açıklanmıştı. İflas eden bu kadar kişi varsa, bir de bunların aileleri, yanlarında çalışan insanlar ve onların aileleri gibi bir hesap yaptığınızda birinci dereceden etkilenmiş olan milyon insanı olduğunu düşünebiliriz. Bir de bütün bu insanların, çektikleri maddi sıkıntılar sonucunda zaruri ihtiyaçlarını bile doğru düzgün yapamadıklarını da hesabımıza eklersek, ortaya milyonlarca insanın etkilendiği vahim bir tablo çıkar.

Sanırım, artık -lütfen- bir karşı çıkan olmayacaktır: Bir krizin, bir virajın içerisindeyiz.

Bu yüzden bu diyeceklerim iş sahiplerine.

Şimdiye kadar hızınızı ayarlamış olmanız gerekiyordu. Yaptıysanız ne ala. Yapmadıysanız, söylüyorum: Belirli şeyleri yapmazsanız uçurumdan aşağı yuvarlanacak, yok olacaksınız. Bu saatten sonra frene basmak büyük ihtimalle işe yaramayacak. O halde ne yapmak gerekiyor? Önümüzü görmediğimiz bir coğrafyada parayı har vurup harman mı savuralım? Elbette hayır, bunu da yapmayın. Önce bir gerçekleri kabul edelim. Sonra da bir plan yapalım. Bu planı yapmak için belirli soruları sormamız gerekiyor:

  • Bu durumu nasıl fırsata çevirebilirim?
  • Bu durumdayken ne yaparsam satışlar artar?
  • Nasıl bir farklılık yaratırsam iç pazardaki rekabetten sıyrılır ve tercih edilen bir işletme haline gelebilirim?
  • Benim potansiyel müşterilerimin, benim işimle ilgili en büyük sorunları nelerdir?
  • İhracat yapabilir miyim? Bunun için hangi süreçlerden geçmem gerekiyor? Bunu nasıl başarabilirim?
  • Nasıl tanıtım yaparsam daha ekonomik olur?
  • Sosyal medyayı nasıl kullanırsam binlerce insana ulaşabilirim?
  • Tanıtım maliyetini kişi başı 2-3 kuruşlara nasıl düşürebilirim?

Kendim için değil, müşteri için ne yaparsam yarar sağlarım? Bu faydalardan hangisi beni tercih etmelerini ve tavsiye etmelerini sağlar? 

Bunun gibi soruları sorduk, yanıtlarını bir yere yazdık. Sonra da var gücümüzle uygulamaya başlayalım.

Mayıs zaten bitti. Ramazan Bayramı ve hemen arkasına seçim derken Haziran’ı da bitirdik. Seçim sonucu ne çıkarsa çıksın, Temmuz’da bir miktar rahatlama olacaktır. Fakat Ağustos pek çok sektör için ölü zaman. Yine saçma sapan bir şey olmazsa -ki artık olmaması şaşırtıyor- Eylül-Kasım arası bir kıpırdanma olabilir diye umuyoruz hepimiz. Özetle; bu viraj bir süre daha böyle gider. Bu durumda ya daha zayıflayacak, eriyeceksin. Ya da bir yolunu bulup güçleneceksin. Bak önceden söylüyorum, hiç de “şansa bak, vah başımıza gelenler” durumu değil.

Özellikle İstanbul dışındaysan yol için ayırdığın zaman çok daha az; doğru beslenip spor yapıyorsan uyku ihtiyacın çok daha azalıyor; yemek için bu kadar süre ayırmıyorsun ama olsun, geniş geniş hesap yapıyorum: Günde 8 saatini uykuya, 3 saatini yola, 2 saatini yemeğe ayırsan geriye kalır 11 saatin. Başka sorumlulukların varsa 2 saat de ona ayır istiyorsan. Kalır 9 saatin. Devir eğlenme devri değil. Parayı, zamanı, enerjini boşuna harcama devri de değil. Yakınma, dövünme, ağlama dönemi de değil.

Bizim insanımız bazı şeyleri hiçbir zaman unutmaz. Kendisi zor durumdayken dengesiz, kibirli, şımarık, gergin, sinirli olanları, gülmesini bilmeyenleri, ağlayıp sızlayanları ve şark kurnazlığı yapanları bir yere not eder. Zamanı gelince de cezasını keser.

Bu zor zamanlarda işinin başına geçip üretenleri, emek edenleri ve değer yaratanları da daha sonra baş tacı yapar.

Hesapsızca gazı köklemenin de, korkuyla frene abanmanın da sonu iyi değil. Dalgasız denizde her kaptan şahane. Şimdi deniz dalgalanıyor. Bazı şeyleri asıl bundan sonra göreceğiz.

Viraj uzun. Gözlerini dikmiş sana bakıyor.

O halde soru şu:

Sen ne yapacaksın? Senin bu durumdaki planın nedir?