Serinin ilk yazısında girişimciler için Internet hakkında temel bilgilere bakmıştık. Bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu seriye o yazıyla başlamanızı tavsiye ederim zira bugün göreceğimiz bazı teknik terimlerin anlamını orada konuşmuştuk.

Son 10 senede gördüğüm şöyle bir şey var: Web sitesi yapmadan önce belirli konuların üzerinde düşünmek yapım sürecini çok hızlandırıyor. Aşağıdaki konularda hazırlıklı olunca hem site amacına daha uygun hale geliyor, hem de ileriki zamanlarda karşılaşabileceğimiz bazı zorlukları baştan engellemiş oluyoruz.

Bugün 9 ana başlıkta web sitesi yapmadan önce bilinmesi gerekenleri değerlendireceğiz. Elbette aşağıdaki listeye pek çok şey eklenebilir fakat bu bir yerden sonra mükemmeliyetçiliğe gireceği için bugün sadece gerçekten işinize yarayacak olanları konuşalım istiyorum. Yine de bu çok uzun bir yazı olacak ama bütün bunlar anlatılmadığı zaman işler yolunda gitmiyor.

Öyleyse başlayalım!

1. Sitenin yapılış amacını belirleyin

Eskiden karşılaştığım pek çok örnekte “ya işte yapmak lazımmış dedilerdi, ondan yaptık biz de” anlayışını çok duyuyordum. Bugün, yanılmıyorsam, kanunen her limited şirketinin bir web sitesi yapma zorunluluğu var. Şirketimizin türü fark etmez; web sitesi sahibi olmak hem satışlarımızı arttırır, hem de bize özel bir mecrada istediğimiz gibi iletişim yapmamıza imkan verir.

Son yıllarda insanlar bir ürünü almadan önce Internet’ten o ürünü inceliyorlar. Ürünün yorumlarına göre karar veriyor, sonra mağazaya gidip satın alma işlemini gerçekleştiriyorlar.

Bir oteli düşünelim. Müşteriler, TripAdvisor veya Booking.com gibi web siteleri üzerinden gidecekleri şehirdeki otelleri listeliyorlar. Daha detaylı bilgiye sahip olmak için beğendikleri otelin web sitesine girip oteli inceliyorlar. Bizim otel, o listede yoksa ve/veya otelimizin bir web sitesi yoksa; o müşteriler için de yokuz demektir. Böyle durumlarda bizden haberdar olmadıkları için, bizi pas geçip diğerlerine yöneliyorlar. Aslında bütün konu bu kadar net, bu kadar basit. Bu durum hoşumuza gitmeyebilir ama dünyanın geldiği nokta burası. Bu yüzden işimiz ne olursa olsun artık bu duruma adapte olmamız gerekiyor.

Yaşanmış bir örnekle devam edelim. Yurt dışında yaşayan bir arkadaşım, geçen sene İstanbul’a geldiğinde Kadıköy’de çok tavsiye edilen bir restoranda başka bir arkadaşıyla yemek yemek için yer ayırtmak istemişti. Kendisiyle birlikte restoranın telefon numarasını aşağı yukarı 10 dakika boyunca Internet’te aradık. Bakmadığımız yer kalmadı ama bulamadık. En sonunda pes ettik. Arakadaşlar başka bir yerde yemeklerini yediler. O gün o restoran bu kadar basit bir sebep yüzünden 2 kişiyi kaybetti. Bu örneği -şirketlere ya da bireylere değer sağlayan bir iş yapıyor olmamız fark etmez- kendi işimize de uyarlayabiliriz.

Bunun için de ilk önce şu soruları sormak gerekiyor: Bu siteyi neden yapıyoruz? Bu siteyi yapmaktaki amacımız nedir?

Internet ortamında sadece “kanunen zorunluymuş, yapalım dursun” düşüncesiyle bulunuyorsak her geçen gün satış hacmimizin azalacağını size garanti ediyorum. Zira benim baktığım bütün veri böyle söylüyor. O halde web sitemizi ilk önce online dünyada görünmek ve bilinmek için yapıyoruz. Şimdi buna karşıt argüman olarak “Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarımız var, onlar yeter” diye düşünenler olabiliyor. Bu yüzden o konuda da 1-2 kelam edip bu kısmı kapatalım: Facebook, Twitter ve Instagram gibi siteler bugün var ama yarın varlar mı bilmiyoruz. İnsana her zaman var olacaklarmış gibi geliyor ama aslında bu konuda güncel bir örnek var: Twitter. Twitter her geçen gün daha çok zarar ediyor. Ve görünen o ki, yönetimi eğer bir şeyler yapamazsa çok uzak olmayan bir tarihte site kapanacak. Diğer açıdan bakacak olursak; bu siteler sonsuza kadar açık olsalardı bile erişim yasakları gelecek mi ya da ülkemize hizmet vermeye devam edecekler mi? İşte bunları bilmiyoruz. Yine güncel bir örnek: PayPal firması hep burada olacak sanıyorduk ama kendileri Türkiye’ye hizmet vermeyi bıraktı. O günlerde e-ticaret sitelerinde alternatif ödeme sistemleri kullanmayanlar inanılmaz satış kaybettiler. Bir kısmı sitelerini kapatmak zorunda kaldı. İmkanı olan yurt dışında bir firma açtı, bir arkadaşımın dahil olduğu bir azınlık da yurt dışına taşındı.

Sözün özü; bize ait, tabelada bizim ismimizin yazdığı bir yerin olması önemli. İlerleyen yazılarda göreceğimiz gibi bir web sitesi sadece Internet ortamındaki kartvizitimizin çok ötesinde olan bir iletişim mecrası haline bile dönüşebiliyor. O halde size tekrar soruyorum: Web sitenizi neden yapıyorsunuz? Bu siteyi yapmaktaki amacınız nedir?

2. Müşterilerin isteklerini belirleyin

Bu konu yukarıdaki maddeyle bağlantısı olan fakat ayrıca anlatılması gereken bir konu.

Bizimle iş yapmak isteyen birisi neden web sitemize gelir? Sitemize geldiğinde neyi kolayca bulmak ister?

Finansal danışmanlık, sigorta acentesi ve hukuk firması örneklerine bakalım. Bu üç sektör de “güven ihtiyacı”yla doğrudan ilişkisi olan sektörler olduğu için siteye gelen insanlar bize güveneceklerini bilmek isterler. Bu yüzden, örneğin, ana sayfada referanslarımızın bir kısmını göstermek işe yarayabilir. Resimler, yazılardan daha çabuk fark edildiği ve daha çok akılda kaldığı için referanslarımızın isimlerini yazmak yerine, onların logolarını kullanabiliriz. Özellikle, bilinen markalardan birine hizmet vermişsek logo kullanmak daha çok işimize yarayacaktır. Çünkü yapılan araştırmalar 7 yaşından küçük çocukların bile %60+ oranında popüler markaların logolarını tanıyabildiklerini gösteriyor.

Şirketlere ya da İngilizcesiyle B2B (Business to Business) iş yapan birisiysek sunduğumuz çözümleri ve tamamladığımız projeleri en kısa sürede göstermek mantıklı bir tercih olabilir. Ya da örneğin; işimiz görsellik üzerineyse, müşteri beklentisi bu yönde olacağı için büyük ve kaliteli fotoğraflar kullanmamız gerekecektir.

Hedef kitlemize ve vermek istediğiniz marka mesajına göre kullandığımız fotoğrafların renklerini doğru seçmek bile web sitemizde kalma sürelerini arttıracaktır.

Potansiyel müşterilerimizi daha iyi anlamamızı sağlayacak olan yazıları “Hedef kitle analizi: Müşteriyi 40 yıllık esnaf gibi anında tanımanın yolları“, “Müşteri nedir?” ve “Neden satın alırız?” başlıklarında etraflıca yazmıştım.

3. Sektördeki örnekleri inceleyin

Sektörde bulunan diğer markaları incelemek genel eğilimleri görmemize imkan verir. Bu web sitelerini incelerken aşağıdaki soruları akılda tutmak işinize yarayacaktır:

  • Bizimle aynı işi yapan büyük firmalar web sitelerinde neler yapmışlar?
  • KOBİ’ler neler yapmışlar?
  • Yurtdışında neler yapılmış?
  • Neler yapılmamış ve anlamlı boşluklar var?

40 yaşının üzerinde olan insanlara hizmet veren bir iş yaptığımızı düşünelim. 40 yaş, insanlarda görme kaybının başladığı ortalama yaş olarak kabul ediliyor. Eğer diğer sitelerde kullanılan metin boyutu karınca duasından halliceyse, o sitelere gelen kullanıcılar muhtemelen “bunu okuyan kör oldu” durumuyla karşı karşıya kalıyorlardır. Rakiplerimiz bu kadar basit çözümü olan bir durum yüzünden insanları sitelerinde tutamıyor olabilirler. Biz o halde kendi sitemizde kullandığımız metin boyutunu 14 punto ve üzerinde olacak şekilde ayarlayabiliriz. Bu kadar basit bir ayar bile, insanların sizin marka görsellerinizin bulunduğu tamamen size özel bir ortamda daha çok vakit geçirmelerini sağlayacak ve marka hatırlanabilirliğini arttıracaktır. Böylesi fırsatların farkına da ancak rakiplerimizi inceleyerek varabiliriz. Bu konuda daha detaylı bir yazıyı “Rakip analizi nasıl yapılır?” başlığıyla yazmıştım.

4. Marka kişiliğini belirleyin

Tamam, siteyi neden yaptığımızı biliyoruz, müşterileri anladık, rakiplere de göz attık ama; biz kimiz gerçekten?

  • 1 yıl sonra neredeyiz?
  • 1 yıl sonra istediğimiz o noktaya gelmek için nasıl bir yol planı izleyeceğiz?
  • İşimizi yaparken hangi değerleri önde tutuyoruz?
  • Hangi güçlü yanlarımız var?
  • Bu sorunların cevaplarından hangisini sitemizde belirtmemiz iyi olur?
  • Hangi soruların cevapları bizi farklı bir yerde gösterir?
  • Bizle ilgili hangi bilgileri siteye yazmak müşterinin bizi seçmesini sağlar?

Bu kısım en sevdiğim kısım. Çünkü 10 senedir dilimde tüy bitmiş olmasına rağmen genellikle ciddiye alınmıyor. Nereye gittiğini bilmeyen bir insanın bilinçli olarak herhangi bir yere varmasının mümkün olmadığı ve hatta genellikle yolda kaybolduğu, yok olduğu için “ben demiştim” dediğimle kalıyorum.

Bu kısım içlerinde en önemlisi çünkü bütün oyunu değiştirecek güce sahip. Bu kısmı ciddiye almanızı hem kaybolmamak için hem de farklılaşabilmek için özellikle tavsiye ediyorum. Daha önce bu konularda etraflıca yazdığım için burada tekrar etmeyeceğim. İlgili yazıları burada, şurada, orada, hatta burada ve şurada bile bulabilirsiniz.

Bu konuyla ilgili çok basit, çok küçük fakat şu anda deneyimliyor olduğunuz bir örnek verebilirim:

Bu siteyi açmadan önce oturup bu siteden nasıl bir beklentim olduğunu yazıp çizdim. Ne istiyorum? Kim okur? Gelenler ne ister? Ben kimim, nasıl bir değer sağlayabilirim? Başkaları neler yapmış? Bu tür soruları kendimce düşündüm. Daha sonra işe başladım. Hedefim şuydu: İnsanların sessiz sakin, rahatsız edilmeden bilgiye ulaşabilecekleri bir ortamda özgün içeriklere sahip bir blog yazmak istediğime karar verdim. İnsanların rahatlıkla okumasını ve kolayca paylaşmasını istiyordum. Bu sitenin bütün olayı buydu: İyi bilgi ver, rahatsız etme, rahat okunsun, kolay paylaşılsın. Oturup buna göre bir şeyler yaptık. Uzun süre basit tasarımlarla devam ettikten sonra işi daha da ciddiye alıp sıfırdan bir tasarım yaptık ve bize özel bir şablon geliştirdik.

Şu anda geldiğimiz noktada bu konuda bir ilerleme kaydettiğimizi görüyorum. Örneğin bu yazıyı bir laptop’tan okuyorsanız fark etmişsinizdir ki paylaşma butonları, baştaki fotoğraftan sonra -yani sadece ihtiyacımızın olabileceği anlarda- ekranda beliriyor ve sayfanın sonuna kadar görünür bir yerde duruyor. Cep telefonundan okuyorsanız da alt tarafta sizi yormayacak bir yerde konuşlanmış durumdalar. Yine laptop’tan sayfanın ne kadar aşağısına inersek inelim, ana menüye kolayca ulaşabiliyor ve istediğimiz bölüme geçiş yapabiliyoruz. Burada kullandığımız fontlar uzun yazıların ekrandan okunabilmesine olanak tanıyan “Lora” adlı bir font. Metin boyutu laptop’larda 18 punto ve cep telefonlarında da anlamlı şekilde yeniden boyutlanıyor. Tek amaç okunmasını sağlamak olduğu için sade ve göz yormayan bir site. Gönderilen bültenler de aynı şekilde, oldukça sade. Bülten göndermek için kullandığım programı da buna göre seçtim. (Beğenip soranlar oluyor, öncelikle teşekkür ederim! 🙂 Programın ismi Mailchimp) Bülten yazıları haricinde kalan bütün e-posta işi 2-3 dakika sürmüyor.

Bu site dünyanın en iyi sitesi değil fakat amacına hizmet ediyor ve işimizi doğru şekilde görüyor. Bir önceki paragrafta belirttiklerim öyle büyük şeyler de değil fakat bazı şeyleri önceden belirlediğimiz için bugün çok az zaman ayırabildiğim durumlarda bile kolayca devam etmemi sağlıyor. Siz de böylesi şeylere karar verdikten sonra e-ticaret siteleri gibi yazılımsal olarak çok fazla sorgunun çalıştığı web sitelerinin ve/veya sürekli trafiğin gözlemlenmesi gereken web sitelerinin dışında kalan bütün web sitesi çeşitlerini kolaylıkla devam ettirebilirsiniz.

5. İsim uygunluğunu kontrol edin

Yukarıdakilerin hepsini hallettikten sonra isim konusuna gelebiliriz.

5.1 Sitenizde kullanacağınız isimde halihazırda bir site var mı?

Bunu öğrenmenin benim bildiğim dört yolu var ama eminim başka şekillerde de öğrenilebilir.

Birinci yol: Alan adı hizmeti veren firmaların web sitelerine girip, istediğiniz alan adının kullanılıp kullanılmadığını sorgulayabiliyoruz. Şimdi burada bit yeniği olabileceği söyleniyor. Sihirbazlık gösterileri izlerken gösteriyle ilgilenmek yerine “kesin ip var” şüpheciliğiyle durumu çözmeye çalışan güzel insanlarımızdan duyduğum bir bilgiyi aktrıyorum zira ben bu konuda bilgi sahibi değilim: Bazı alan adı firmaları, kendi sitelerinde bu sorgulamayı yaptığımız zaman bu isim boşsa bile dolu gösteriyorlarmış. Sonra da bizimle iletişime geçip “bu alan adı dolu ama biz sizin için pazarlık edelim, alalım o ismi” diyorlarmış Normalde bugünlerde boş bir alan adını yıllık 20-30 TL’ye alabiliyorken, bu arkadaşlar böyle yaparak yüzlerce liraya satıyorlarmış. Doğru mu hiçbir fikrim yok, bu yüzden kendi riskinizle deneyiniz.

(Burada iki tane not:

1. araba.com, ayakkabı.com, satilikev.com gibi Internet’te bir ayda milyon defa aranan kelimelerden oluşan alan adları genelde çok pahalı olur. Bu işin hinliğinden değil, arz talep nedeniyle çok pahalıdır.

2. Pek çok insan alan adı broker’lığı yapar. Bu şu demek: Akıllarına bir isim gelir. Bu isimde bir Internet sitesi olup olmadığına bakarlar. Eğer yoksa veya var ama ucuza satılıyorsa bu alan adını satın alırlar. Siteye de bir iletişim e-posta’sı koyarlar. Siz de “iyi günler, kaça satıyorsunuz bunun kilosunu” içerikli bir e-posta atarsınız. Talebe ya da keyiflerine göre bir fiyat söyleyebilirler.

Pek çok reklamcının “sanatçı kaprisleri” yaptığını görmüştüm. Fakat ben reklamcılığın bir sanat olmadığını sadece sanatı ve bilimi kullanarak yapılan bir zanaat olduğunu düşünüyordum. Bu yüzden 2011 yılında kendi küçük ajansımı kuracağım sırada isminin Türkçe’de “reklam zanaati” anlamına gelen “Adversitising Craft” deyişinin kısaltması olan AdCraft koymaya karar vermiştim. Kontrol edince adcraft.com’un dolu olduğunu gördüm. E-posta atıp fiyat sorduğumda “$7.500” cevabını verdiler. Dakika kaybetmeden bir hosting firmasının web sitesine girip theAdCraft.com alan adını 15 TL’ye satın aldım.

Demem o ki, böyle şeyler oluyor. “Birinci yol” başlığıyla anlattıklarımı bu parantezin içinde anlattıklarımla karıştırmamak gerekiyor.)

İkinci yol: Web sitelerine girmek için kullandığımız yazılımın adres çubuğuna (şu an sizdekinde “www.erendiril.com/web-sitesi-yapmadan-once-bilinmesi-gereken-9-sey” yazıyor) istediğiniz ismi yazıp sonuna “.com”, “.com.tr” ve “.net” gibi uzantıları ekleyip “enter” tuşuna başın. Örneğin zeytin işindeyiz ve zeytin.com’u almak istiyoruz. Tarif ettiğim şekilde yaptığımızda zeytin.com’un dolu fakat satılık olduğunu görebiliriz.

Üçüncü yol: a) Google.com’a girip almak istediğimiz alan adını yazıp aratalım. İlk 10 sayfada o alan adıyla ilgili bir sonuç çıkmıyorsa muhtemelen öyle bir alan adı yoktur. b) 10 sayfayı taramakla uğraşmak isteyenler yine Google’a girip “site:Siteİsmi.com” yazıp arayabilirler. Bu kodu kullanıp bir arama yaptığımızda, Google sadece o sitedeki verileri tarayacaktır. Örneğin Google’a girip “site:erendiril.com” yazdığınızda Google sadece bizim siteyi tarar. Veri yoksa, ya böyle bir alan adı yoktur, ya da vardır ama yayında değildir. Sahibini bulup teklif verebilirsiniz. c) Google’a girip “/whois Siteİsmi.com” yazdığımızda o sitenin var olup olmadığını gösteren, eğer varsa sahibinin iletişim bilgilerini öğrenmemize olanak veren web sitelerini bulabiliriz.

Dördüncü yol: Alexa.com/siteinfo adresine gidip ilgili alanda site ismimizi yazalım. Böyle bir site varsa 1-2 saniye içerisinde Alexa onu bulacaktır diye düşünüyorum.

5.2 İstediğiniz isim sosyal medyada kullanılıyor mu?

Eğer kullanılıyorsa, bunun yerine hangi ismi kullanabiliriz? Başka bir isim kullanmak istemiyorsak sosyal medyada hangi anlamlı versiyonları kullanabiliriz? Bir önceki yazıda, içerik üreten başka Eren Diril’ler olduğunu yazmıştım. Ben zamanında Instagram hesabımı kapatınca bir adaşım “erendiril” ismini kendisi almış. Bense şu an Instagram’da “eren.diril” adını kullanıyorum. Başka bir genç adaşım YouTube’da hali hazırda içerik üretiyor. Onun kanalının adı “erendiril” olduğu için ben o ismi alamıyorum. Bu yüzden YouTube kanalı için “erendiril.com” ismini aldım.

Siz nasıl bir çözüm üretebilirsiniz?

5.3 İsminiz diğer dillerde kötü çağrışımlar yapacak bir anlama geliyor mu?

Yurt dışına açılmayı planlıyorsak, kullanacağımız ismin diğer dillerde kötü bir anlama gelmediğinden emin olmamız gerekiyor. Bunun için site isminizi almadan önce, isminizi arama motorlarında veya türkçe-yabancı dil sözlüklerinde aratıp böylesi bir şeyi engelleyebilirsiniz.

5.4 Anahtar kelime kullanımı

Internet’te bir şey ararken kullandığımız kelimelere “anahtar kelime” diyoruz. Site ismimizi, bu anahtar kelimelerden oluşan anlamlı bir isim olarak belirlemek Google’dan gelen trafiğin artmasını sağlıyor. Örneğin, Internet’ten kombi servisi aradığımızda, Google, bulunduğumuz coğrafi bölgeye göre ilgili siteleri listeliyor. Biz İstanbul Anadolu Yakası’nda oturuyorsak, örneğin, karşımıza “UskudarKombiservisi.com” çıkarken, Ankara’da ikamet ediyorsak “AnkaraKombiServisi.com” gibi sonuçlar görüyoruz. Bu ve bunun gibi çalışmalara “SEO – Search Engine Optimization” ya da Türkçesiyle “Arama Motoru Optimizasyonu” adı veriliyor. Bu çalışmalardan bir tanesi de, az önce de söylediğim gibi, arama kelimelerinden oluşan siteler yapıp Google’da üst sıralarda çıkmak. Hem bu bildiğim kadarıyla Google’ın sevmediği bir davranış olduğu için, hem de web sitesinden reklam gösterip para kazanmayı düşünmüyorsanız -ki Türkiye’de bunun geliri çok az- yapmamanızı öneririm.

5.5 “.com” mu yoksa “.net” mi? Ne farkı var?

Bir önceki yazıda bu sondaki uzantıların ne olduğunu konuşmuştuk fakat  “.com” ve “.net” farkını belirtmemiştim. “.com” “commercial”, yani “ticari” anlamına gelirken, “.net” ise “network” yani “ağ” kelimesinin kısaltması. Bazıları “.com”un Google tarafından daha üstte listelendiğini söyleyebilirler fakat bu doğru bilgi değil. Google, bu ikisi arasında üstte listelenme açısından bir fark bulunmadığını açıklamıştı. Fakat yine de genel temayül “.com”u almak şeklinde. Zira göz alışkanlığı da olduğu için insanlarda daha çok güven yaratıyor. Bana kalırsa ikisini de alın. Böylece sizinle aynı ismi kullanan başka bir markanın “.net” uzantısını almasına ve karışıklığa neden olmasına mahal vermemiş olursunuz.

5.6 “.com” mu yoksa “.com.tr” mi?

“.com.tr” alan adı Türkiye’ye özel bir bir alan adı ve bildiğim kadarıyla böyle bir uzantıyı alabilmek için şirket/firma olmanız gerekiyor. Bunun için nic.tr adresine gidip sizden istenen evrakla başvuru yaptıktan sonra bu alan adını kiralayabiliyorsunuz. Google’da üst sıralarda listelenme (SEO- arama motoru optimizasyonu) açısından hiçbir farkı yok diye biliyorum. “.com.tr”nin güven yarattığı için daha prestijli olduğu söylenir fakat ben hiç hayatımda “senin siten “.com” olduğu için sen çok eziksin, bu yüzden ben senin sitene gelmem” diyen birisiyle karşılaşmadım. Hem alması daha kolay, hem insanlara daha az şey yazdırıyorsunuz, hem de yarın bir gün yurt dışından siteye gelecek olan insanların daha bildiği bir uzantı olduğu için ben “.com” tercih ediyorum ama tabii tercih sizin.

6. Hosting / barındırma hizmeti satın alın

Bir önceki yazıdan hatırlayacağınız gibi sitenin isminden sonra bir de bunu yayınlamak için yıllık bir kira bedeli ödememiz gerekiyor. E-ticaret gibi yüksek trafikli olacağı belli olan bir web sitesi yapmıyorsanız / onlarca yüksek kaliteli fotoğrafın olduğu bir site yapmayacaksanız / video içeriklerin olduğu bir site yapmayacaksanız başlangıç olarak en ucuz hosting paketini alabiliriz. Site trafiği ya da sitede bulunan fotoğraf ve video sayısı arttıkça başlangıç paketleri işimizi görmeyecektir. Böylesi bir durumda eğer kotamızı arttırmaz ya da bir üst pakete geçmezsek web sitemiz yayından kaldırılır. Bu durumu önlemek için siteyi belirli aralıkla kontrol etmekte fayda var.

Hosting hizmeti alabileceğimiz yüzlerce şirket var. Hangisi iyidir, hangisi kötüdür benim uzmanlık alanım olmadığı için bu konuda bir yorum yapmamaya özen gösteriyorum. Sadece şunu söyleyebilirim, ben çalıştığım pek çok firma içinde sadece webevi.com‘dan memnun kalmıştım. Fakat onu kullanabilmek için başlangıç seviyesinde de olsa 1-2 teknik şeyi bilmek gerekiyor. Siteyle siz ilgilenecekseniz ve bu işlere yeni başlıyorsanız zorlanacağınızı düşünüyorum. Bu firmadan başka hizmet aldığım diğer yerlerden özellikle memnun kalmadığım için bu konudaki araştırmayı sizin yapmanız gerekiyor.

7. Web sitesi yapma yötemlerine göz atın

Web sitesi yapmanın çeşitli yolları var. Fakat o konuyu da buraya eklersem yazıyı baştan sonra okurken mevsim değişecek diye korkuyorum. Bu yüzden buna bir sonraki pazartesi günü bakalım.

8. Sayfa isimlerini belirleyin

Sitemizi yapmaya ya da yaptırmaya başlamadan önce karar verilmesi gereken bir diğer konuysa sayfa isimleri. Başta da söylediğim gibi; sitede hangi bölümler olacağına önceden karar verince işler ışık hızına çıkıyor.

Ortalama bir kartvizit sitesinde “Ana sayfa”, “Hakkımızda” ve “İletişim” gibi sayfalar oluyor. Ben buna “hizmetlerimiz” sayfasını da eklemenizi tavsiye ederim.

Sitede ürün gösteriyor fakat herhangi bir satış yapmıyorsak buna “katalog sitesi” adını veriyoruz. Bu sitelerde sadece ürünleri gösteriyoruz, fakat herhangi bir ödeme altyapısı ya da üyelik sistemi yapamıyoruz. Hem ürün gösterip, hem de satın alma işlemi gerçekleştirmek istiyorsak da bunun adına “e-ticaret sitesi” adını veriyoruz. Bu iki site türünü yapmadan önce listeleyeceğimiz ürünlerin kategorilerini önceden belirlememiz gerekiyor. Örneğin ayakkabı satıyorsak en basitinden “kadın ayakkabısı”, “erkek ayakkabısı” ve “çocuk ayakkabısı” gibi kategorileri önceden belirleyip, ilgili ürünleri bu kategorilerin altına yerleştirmemiz gerekiyor. Her ürünün kendi sayfasını düşünmemiz gerekiyor. Eğer satış yapıyorsak ödeme yöntemlerini belirlememiz, ödeme sonrası ekranlarını düşünmemiz, üyelik sayfalarını tasarlamamız, mesafeli satış sözleşmesi yazmanız, vb. gerekiyor.

Evet, bu ciddi bir iş yükü ama ben son 10 yılda, bunları önceden belirlemeyip “hele bir başlayalım, sonra hallederiz” diyen hiçbir iş sahibinin sitesini tamamladığını görmedim.

9. İçerikleri hazırlayın

Web sitesi yapmadan önce bilmemiz gereken son konuysa sitede kullanacağımız içerikler konusu. Logoyu önceden hazırlamanın, sitede kullanacağımız fotoğrafları belirlemenin, “hakkımızda” gibi sayfalarda neler yazılacağının, blog yazacaksak en az 1-2 yazının hazır olmasının ne kadar faydalı olduğunu zannediyorum anlatmakla bitirmem. Bu ilk başta ağır bir iş yüküymüş gibi görünebilir ama sonradan yapmaya çalışmakla karşılaştırıldığında aslında hiçbir şey değil.

Blog konusundan örnek vereyim. Diyelim ki sitemizde bir blog olacak ve biz haftada iki gün yazmaya niyetliyiz. Tavsiyem en az 4, en çok 8 yazıyı önceden yazın. “Site yapıldıktan sonra bunu hallederim” diye düşünenler oluyor fakat yazmak, yaptıkça kolaylaşan bir şey olduğu için ilk yazıları yazarken zorlanıyoruz. Önceden yazmayınca da insan bir yandan işiyle mi ilgilensin, yoksa siteye mi vakit ayırsın, yoksa yazı mı yazsın arada kalıyor. Yazmak zaten zor olduğu için de bir yerden sonra vazgeçiyor. Güzel motivasyonlarla başlayan pek çok sitenin blog kısmını bu yüzden boş kalıyor. Bu yüzden siteyi yapmadan önce yazmaya başlayın. Site tamamlandıktan sonra haftada 1-2 kere yazıları girin, kalan zamanlarında da sonraki ayların yazılarını telaş etmeden yazın. Bu sayede son anda yazmakla uğraşmak yerine düzenli bir şekilde içerik üretip bilinirlik yaratabiliriz. Zira yazınca da işler bitmiyor, bunu tanıtmak için sosyal medyayı etkili bir şekilde kullanmak lazım ki o da vakit isteyen bir iş.

***

Burada bahsettiklerimi üst üste okuyunca çok fazla şey yapılacakmış gibi hissedebilirsiniz. Fakat sonrasında rahat edebilmek için bunları önceden yapmak gerçekten gerekiyor.

Bir de eğer siteyi yapması için bir başkasını/ajansı görevlendirdiyseniz bütün bunları önceden kendisine verdiğinizde işlerin ne kadar kolay tamamlandığını gözlemliyorsunuz. Önceden hazırlamak yerine site yapılırken bu tür şeyleri düşünmek hem süreyi uzatıyor, hem de işi yapana eziyet oluyor. Hiçbir şeyi önceden belirlemediğimiz için sürekli karar değiştiriyoruz. Bu yüzden sürekli revizyon istiyor ve/veya sürekli tasarım değişikliği talep ediyoruz. İşi üstlenenlerin mide kanaması geçirmesi bir yana, işler sürekli uzadığı için insanlar konsantrasyonlarını kaybediyorlar. Hem iş ellerine yapıştığı için, hem de bununla uğraşmaktan diğer müşterilerin işini alıp para kazanamadıkları için bıkıyorlar. Sürekli olarak buna mesai harcadıkları için haklı olarak ek ücret talep ediyorlar. İş sahibi o paranın neden istendiğini kavrayamıyor ve/veya bazı kötü niyetli insanlar o parayı vermiyorlar. Bazı firmalar ödeme yapmayan müşterilerinin sitelerinde tam sayfa “bu arkadaş bizim parayı vermediği için yayınını durdurduk” yazıyorlar. İş sahibi rezil olduğu için sinirleniyor. Sonra kavga, kıyamet derken web sitesine dönüp bakıyorsunuz ki yarım kalmış, hiçbir şeye hizmet etmeyen bir zaman, emek ve para israfı abidesi olarak varlığını sürdürüyor.

Bu yüzden bu hafta bu soruların cevaplarını hazırlamanızı öneriyorum çünkü bir sonraki yazıda web sitesi yapma yollarına, ondan sonrakinde de web sitesi yaparken dikkat etmemiz gerekenlere göz atacağız!

 

Kaynakça ve Notlar:

1. Fotoğraflar: 1, 2, 3