Bugün daha çok para kazanmak isteyenler için yazıyorum. Böyle bir derdi olmayanların zamanını çalmayalım diye önceden söylemiş olayım.

İş yaşamında pek dikkat edilmeyen fakat oldukça basit bir mantık vardır: İnsanlar çalıştıkları saate göre değil, yarattıkları değere göre para kazanırlar.

Danışmanlar, reklamcılar, yazılımcılar, tasarımcılar, mimarlar; kısaca önlerindeki projenin ne kadar zaman ve iş gücü alacağını hesaplamak zorunda olan pek çok sektör adam/saat hesabına göre fiyat verirler. Fakat çalışan maaş hesabında adam saat hesabı pek kullanılmaz. Ne ki, ister bir yerde çalışın, ister kendi işinizi yapın; daha çok para kazanmak istiyorsanız saat başına ne kadar kazandığınızı hesaplamanızı öneririm. Zira ölçmediğiniz şeyi yönetemez, yönetemediğiniz şeyi iyileştiremezsiniz.

Örnek verecek olursam: Asgari ücreti hesapladığımızda, saat başına aşağı yukarı 8.5 TL’ye geldiğini görüyoruz.

Fakat başta da söylediğim gibi insanlar saate göre değil yaratıkları değere göre para kazanırlar. Eğer insanlar saate göre para kazanacak olsalardı; iş yerinde geçirdiğiniz zamana göre size para öderlerdi. Veya Jim Rohn’un söylediği gibi “saat başına para kazanıyor olsaydınız evde bir saate geçirdiğinizde de size 20 $ gönderirlerdi.” O zamanı ister evde, ister iş yerinde geçirin; geçirdiğiniz zamanda yarattığınız değere göre para kazanırsınız. Kariyerinin başındaki bir kimse saat başına 8.5 TL kazanırken, o işletmenin CEO’su aynı birim zamanda 8.500 TL kazanabilir. (Bkz: Yıllık 151 milyon $’dan fazla maaşı olan CSX şirketinin CEO’sunun saatlik kazancının 55.000 $’dan fazla olması gibi.)

O halde birim zamanda daha çok değer yaratırsak, ay bazında daha çok para kazanabiliriz. Saatte 55.000 dolar kazanma ihtimalinin 1, 5 veya 10 yılda gerçekleşmesi, gerçekleşmemesi ihtimalinden çok daha azdır. Bu yüzden biz henüz o kadar ileri gitmeyelim. Saatte 8.5 TL değil de 20 TL, 50 TL, 100 TL kazanalım. Bu mümkün mü? Elbette mümkün.

İstatistiklere baktığınız zaman, iş mesaisi en yüksek olan ülkenin çok açık ara farkla Türkiye olduğunu görürsünüz. Kurumsal hayatta hele ki belirli bir pozisyonun üzerinde çalışıyorsanız, günlük 8 saatlik mesaide çalışmanız mümkün değildir. Her gün çok daha uzun süreler çalışmanız gerekir ve fakat yine de işleriniz bitmez. Bunun pek çok sebebi var ve bu yazıda bu sebeplere girip konuyu dağıtmak istemiyorum. Sadece şunu söylemenin yeterli olacağını düşünüyorum: Neden iş yerinde en çok zamanı geçiren ülke bizken, dünyanın en güçlü ülkelerinden biri biz değiliz? Neden dünyanın en değer verdiği ülkelerden birisi biz değiliz? Neden en çok üreten ülkelerden birisi biz değiliz?

Bunları düşünmekte yarar var. Ben konuma dönüyorum.

İçinizden “ben çok değer yaratıyorum ama yeterince para kazanmıyorum” diye geçirmiş olabilirsiniz. Fakat bu düşüncenin doğru olup olmadığını bilmiyoruz. Çünkü yarattığınız değer; yaptığınız işe, çalıştığınız şirkete, raporladığınız kişinin bakış açısına ve içinde bulunduğunuz pazara göre değişkenlik gösterir. Siz çok fazla değer yarattığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Fakat gerçekler böyle olmayabilir. İş yerinde çok fazla zaman geçirmek ve çok çalışmak birbirinden farklı şeylerdir. Çok çalışmak ve çok değer yaratmak da birbirinden farklı şeylerdir. Yarattığımız değere göre bir başka değer olan “para”yı kazanırız. 

Şimdi yeniden soruyorum: Yeterince değerli misiniz?

Kime göre? Bana göre? Elbette değerlisiniz. Yoksa önümde duran 8 milyon farklı şeyi bırakıp bunları yazmak için bu kadar çaba sarf etmem. Ailenize göre? Tabii ki. Arkadaşınıza göre? Elbette. Eğer inançlıysanız, Yaradan’a göre? Şüphesiz. Ülkenize göre? Olabilir. Fakat pazara göre? İşte bunu bilmiyorum. Çünkü pazar bu paragrafta saydıklarımın hiçbirini umursamaz. Adınızı, soyadınızı, ülkenizi, etnik kökeninizi, cinsiyetinizi, cinsel tercihlerinizi, tuttuğunuz takımı, siyasi görüşünüzü, dini inançlarınızı, boyunuzu, posunuzu, ne kadar iyi bir anne, baba, evlat, arkadaş; insan olduğunuzu umursamaz.

Pazar için sadece bir değişken vardır: Değer yaratmak. Pazar, yarattığınız bu değere ne kadar ihtiyaç olduğuna göre size pay biçer. İhtiyaç sahibi insanların sizin bu değeri yarattığınızın farkında olup olmadıklarına göre ve bu ihtiyacı karşılamayı düşündüklerinde sizi hatırlayıp hatırlamadıklarına göre de para kazanırsınız. Bu farkında olma ve hatırlayabilme meselesinin iş hayatındaki karşılığına “reklam” adını veririz. Birey bazında uygulamasına da “göz önünde olmak” adını veririz. Bu yüzden şirketlerde çok iş bitirmese de çok meşgul görünen insanlar, sessiz sedasız çok çalışan ama bunu göstermeyen insanlara göre daha hızlı yükselebilirler. Fakat bunu hiç tavsiye etmem. Ne az iş yapıp çok ortalıkta görünmeyi, ne de insanları ne kadar göz önünde olduklarına göre değerlendirmeyi tavsiye ederim. Zira bu yoğurt yiyişlerin acısı sonradan kötü çıkar.

O halde toparlayacak olursam: Hangi işi yapıyorsunuz bilmiyorum. Fakat ister bir çalışan, ister bir işveren olun; daha çok para kazanmak istiyorsanız daha çok değer yaratmaya odaklanın. Bu hep böyleydi fakat zaman değişiyor, insanlar giderek bilinçleniyor. Her kim ki en çok değeri yaratırken en az şey isterse, onlar önümüzdeki dönemde var olacaklar; her kim ki sürekli almaya odaklanırsa onlar giderek yok olacaklardır.

Yok olmamanızı dilerim.

Haftaya görüşmek üzere.