Ülke olarak her gün ortalama 2 saat 59 dakika sosyal medyada ve 2 saat 14 dakika televizyon izleyerek geçiriyoruz. Fakat hayır, bunlardan bahsetmiyorum. Bir süredir zaman-optimize yaşamak konusunu aklıma taktığım için neyin ne kadar zaman aldığına dikkat etmeye başladım. Bugün de bu gözlemleri derlemeye karar verdim. Bunların pek çoğu bende vardı, var. Bir kısmından tamamen kurtuldum, kalanı gün geçtikçe iyileşiyor. Aşağıdaki hastalıklardan -bunların hastalık gibi iyileşebilen durumlar olduğunu düşünüyorum- kurtuldukça hayatta pek çok şeye inanılmaz bir zaman kaldığını gözlemliyorum. Sizin de işinize yarayacağını düşündüğüm için paylaşıyorum.

Aşağıda isimlerini ve yanlarına aldığım notları bulabilirsiniz.

1. Söylenmek, şikayet etmek: Bu, küçüklüğümden beri tahammül edemediğim fakat dikkat etmediğim için benim de kaptığım bir hastalıktı. Neyse ki artık iyileşiyorum. Havanın sıcak, trafiğin yoğun, ekonominin kötü, politikanın yozlaşmış, ülkenin kutuplaşmış, insanların saygısız ve çoğunluğun kaygısız olduğunu 700. kere belirttiğiniz için teşekkür ederiz. Anlıyorum, zor geldiği için şikayetleniyoruz ve bunu dile getirdiğimiz zaman az da olsa rahatlıyoruz. Fakat bunu yaparken çevreye yaydığımız negatifliğin haddi hesabı yok. Bu yüzden ya lütfen artık rahat koltuklarımızdan kalkıp durumu değiştirmek için bir şeyler yapalım, ya bundan etkilenmemenin yolunu bulalım ya da negatif enerji kusmayı bırakalım.

2. Yargılamak: Yargılamak hakkında duyduğum en iyi tanım şu: “Daha iyisini bilmek.” Karşımızdaki kişinin o yaşına kadar görüp geçirdiği şeyleri bilmediğimiz için neden nasıl davrandığını veya neyi niye yaptığını bilemeyiz. Sadece akıl yürüterek vardığımız sonuçlar var ve bu sonuçlar onların gerçekleri değil, bizim gerçeklerimiz. Dolayısıyla daha iyisini bilmiyoruz, sadece öznel sonuçlarımız var.

3. Eleştirmek: Yapıcı, yıkıcı ya da hangi şekilde olursa olsun; biri fikrimizi sormamış olmasına rağmen sürekli olarak fikrini belirtmeyi istemek, aklıma, bir insanın bilinçaltındaki “ben aslında yeterince saygı gördüğümü düşünmüyorum. Bu yüzden üzerime vazife olsun olmasın fikrimi belirtiyorum.” düşüncesiyle bağlantıyı getiriyor. İster adına dürüst olmak diyelim, istersek başkalarına yardım ettiğimizi düşünelim; birini sürekli olarak eleştirdiğimizde gerçekte şöyle şeyler oluyor: Başkalarının kendine güvenlerini ve cesaretlerini kırıyoruz, onları başarısızlık korkusuyla dolduruyoruz ve kabul edilme isteklerini körüklüyoruz.

Maalesef eleştirmek, bir insana yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden birisi. Eleştirilerek büyütülen insanlar da eleştirel oluyorlar. Bu yüzden siz de böyle olmuş olabilir ve istemediğiniz halde kendinizi tutamayabilirsiniz. Neyi neden eleştirdiğimizi objektif olarak düşündükçe eleştirme isteği azalıyor.

Bir de; insanın kendi negatif özelliklerinin bilincinde olduğu ölçüde başkalarını daha az eleştirdiğini, kendisinin farkında olmayan insanların başkalarını daha çok eleştirdiğini gözlemliyorum.

4. Hata bulmaya çalışmak: Jim Rohn’un çok sevdiğim bir lafı var: “Pencereden baktığında manzara yerine camdaki lekeleri gören insana pesimist denir.” Bazen bir olaya, bir insana, bir duruma sırf hata bulmak için baktığımızı düşünüyorum. Bunun sebeplerine girmeyelim ama bunu farkında olmadan yapabiliyoruz. Mevlana “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğü gibi ol” dediği şiirde daha önce diyor ki “Kusurları örtmekte gece gibi ol“.

5. Alay etmek: Bu maddeyi Kızılderli’lerin “şeref yasaları”ndan bir sözle anlatmak isterim: “Diğer insanların düşüncelerini, isteklerini ve sözcüklerini onurlandır. Başka birinin sözünü asla kesme, alay etme ya da taklidini yapma. Herkese kişisel ifadeleri için izin ver.

6. Aynı konu üzerinde düşünüp durmak, kafaya takmak: Bir konuyu sürekli olarak düşünüp durmanın depresyona yol açtığını gösteren araştırmalar var. Bir konuda bir şeyler yapabiliyorsak yapalım, yapmaya cesaret edemiyorsak neden cesaretimiz olmadığını bulmaya çalışalım, eğer gerçekten yapabileceğimiz bir şey yoksa düşünmeyi bırakalım. Aynı şeyi tekrar tekrar düşünüp belirli bir düşünme sayısına ulaşmanın maalesef bize bir yararı yok.

7. Değiştiremeyeceğin konular üzerinde zaman kaybetmek: Nasıl bir israf belli değil. Bunun nasıl bir yararı olduğunu ya da neden yapıldığını henüz bilmiyorum. Böyle bir şey yaptığımı fark ettiğim an o konuda zaman harcamayı bırakıyorum. Daha çok farkında oldukça da daha az yapılıyor. Bu da beni bir sonraki maddeye getiriyor.

8. Değiştirmeyeceğin konular üzerinde zaman kaybetmek: Dünya üzerindeki hemen her konu aslında değiştirebileceğimiz fakat çeşitli sebeplerden dolayı bu konuda efor harcamadığımız konular kategorisine giriyor. Çaba sarf etmeyeceksek zaman kaybetmeye de gerek yok.

9. Geçmişte yaşamak:Keşke…“, “neden öyle oldu“, “böyle olmasaydı, şöyle olurdu” gibi cümleler varsayım cümleleridir. O olay başka türlü olsaydı sonraki olaylar nasıl tezahür ederdi ve biz bugün nasıl biri olurduk bunu bilmiyoruz, sadece tahminlerimiz var. Bir de diyelim ki öyle değil de böyle olsaydı iyi olurdu fakat olmamış. Biraz büyüyüp gerçekleri kabullenmenin ve ona göre hareket etmenin zamanı gelmedi mi?

10. Gelecekte yaşamak: Sürekli plan yapmanın, hayal kurmanın ve gelecek günleri düşünmenin hayal ettiğimiz gibi yaşamaya olan katkısı sınırlıdır. Yarınki hayallere ulaşabilmenin benim bildiğim tek yolu bugün bu hayallere emek etmek: Adım atmak, öne çıkan engelleri kaldırmak, düğümleri çözmek, her gün bir önceki güne göre daha iyi olmaya çalışmaktır.

11. Başkalarının neler yaptığıyla ilgilenmek: Kendimizi karşılaştırmak veya herhangi başka bir amaç için başka insanlar ne giymiş, ne yapmış, neyi becermiş, neyi becerememiş diye zaman geçirmenin insanın mutlu olmasına hiçbir katkısı yok. Hele ki sosyal medyadaki fotoğraflara bakarak bunu yapmak direkt depresyona sebep oluyor. İnsanlar sadece en mutlu anlarını orada paylaştıkları için o fotoğraflara baktıkça negatif olarak etkileniyoruz. Bu konuda araştırma üstüne araştırma var. Aman diyeyim, buna karşı özellikle dikkatli olalım.

12. Başkalarına öncelik vermek: Çok uzun yıllarım böyle geçtiği için birinci elden tecrübe sahibiyim: Kendi planınıza yoksa başkalarının planlarına uyarsınız. Demek ki önce heves ettiğimiz, ilgilendiğimiz, sevdiğimiz konularda bir şeyler yapmak için plan yapacağız, sonra kalan zamanı başkalarının önerilerini değerlendirmek için kullanacağız. Diğer türlüsü kendi hayatınızın olmamasına yol açacaktır.

13. Endişe etmek: Annem “endişe, kötü duadır” der. Bu lafı çokça düşünüyorum, düşündükçe pek çok anlamı çıkıyor. Bir şeyleri olmasını engellemenin yolu endişe değil, bir eylemde bulunmaktır. Bir de sürekli endişe ettiğimiz şeylerin başımıza geldiğini gözlemlemişsinizdir. Bu yüzden düşüncelerimizi gözden geçirmekte fayda var.

14. Başkalarının ne söyleyeceğine veya ne düşüneceğine önem vermek:Bunu yaparsam benim için ne derler? Nasıl düşünürler?” Onlar nasıl düşünür bilmiyorum fakat siz, sırf sizin hakkınızda iyi düşünmeyecekleri için istediğiniz şeyleri yapmıyorsanız, ben sizin hakkınızda hiç iyi düşünmüyorum. Buyurun, işin içinden çıkın bakalım! 🙂

Aristo bir keresinde “eleştiriyi önlemek için hiçbir şey söyleme, hiçbir şey yapma, hiçbir şey olma” demiş. O halde ne söylersek söyleyelim, ne yaparsak yapalım, nasıl biri olursak olalım yine de konuşacak insanlar var. Umursamayın. Başkalarına zarar vermediği müddetçe; bir şeyi istiyorsanız düşünmeyin, yapın.

15. Ertelemek: Aslında bu blogun ilk yazısı erteleme hastalığı üzerindeydi fakat 20 sayfayı geçtiği için yayınlamaktan vazgeçmiştim. İleride yayınlamak üzere yedekledim. Sonraki zamanlarda, yazıyı parça parça yayınlamak için yeniden düzenleme işini hep erteledim. Geçtiğimiz aylarda yedeklerim silindi. Dolayısıyla 23 adet A4 parşömen uzunluğundaki yazı yok oldu. O yazıyı yazabilmek için taradığım onlarca bilimsel araştırma, yazıyı yazma, şekil ve dil bilgisi bakımından düzenleme gibi yüzlerce saatlik çalışma da artık yok. Neden? Çünkü erteledim. Ve bir daha öylesi bir yazı yazacaksam en az %75’i kadar zaman daha geçecek. Bilemiyorum, anlatabildim mi? 🙂

16. Kafamızın içinde biriyle kavga etmek: Halihazırda gerçekleşmemiş, muhtemelen hiçbir zaman da gerçekleşmeyecek herhangi bir durum için birileriyle kafamızda tartışmanın veya kavga etmenin hiçbir yararı yok. Bilakis, bu kadar çok negatif şey düşünmenin bize zararı var. Üstelik bir de zaman kaybı. Kendimizi böylesi bir şeyi yaparken yakaladığımız an bunun farkına varıp bu kavgayı bitirebiliriz.

17. Kin tutmak: Sevdiğim bir laf var: “Birine öfke beslemek, kızgın bir kömürü bir başkasına fırlatmak için eline almak gibidir. Senin elin yanar.” İşte kin de böyle bir şey. Bizim elimiz yanar. Bu yüzden kin duymak yerine affedelim fakat yapılanı unutmayıp ona göre davranalım. Böylesi bize her bakımdan daha iyi gelecektir.

18. Bir şeyin olmasını beklemek: Bir gün güneşin altında rahat bir koltukta oturmuş, soğuk bir kahve içiyor ve istediğim şeylerin neden olmadığı hakkında dert yanıyordum. Derken 2 metreye yakın boyu ve bir o kadarlık eniyle devasa hacme sahip bir arkadaşım kaşlarını çatarak masanın üzerinden bana doğru eğilip şöyle bir şey söyledi: “Hayır ne bekliyorsun? Bir gün bir şey olacak ve bir şeyler değişecek mi sanıyorsun? Gökyüzünden, yıldızlardan bir şey mi gelecek? Neyi bekliyorsun? Senin yapman lazım.” Cevap veremedim. Söylediği şey cüssesinden ve halinden çok daha korkutucuydu. Tek yaptığımız beklemek. Bu da olsun yapayım, o da olsun yapayım. Durma, yap.

Bir gün birisi bir iş adamına sorar: “Sizce iş kurmak için en uygun zaman nedir?” İş adamı cevap verir: “Bir iş kurmak için en iyi zaman ham maddenin ve iş gücünün ucuz olduğu, devlet desteği olduğu, bütün herkesin senin işini talep ettiği ve piyasada hiçbir rekabetin olmadığı zamandır. Fakat böyle bir zaman hiçbir zaman olmaz. Bu yüzden iş kurmak için en iyi ikinci zaman şu andır.

Sadece iş kurmak için değil, neyi yapmak istiyorsan o birinci zaman hiç gelmez ve ikinci en iyi zaman şimdidir, şu andır.

19. Karar verememek: Bir şeyi yapıp yapmamak konusunda karar veremiyorsanız ve o şeyin sonuçları ölüm kalım meseleleri gibi ağır bir şey değilse direkt yapın. Başlayın. Yapıp yapamayacağınızı söyleyemem fakat iki şeyi garanti ederim: Çok zorlanacaksınız ve çok şey öğreneceksiniz. Bu yüzden de çok gelişeceksiniz.

Başlamadan önce başınıza gelecek olan iyi ve kötü şeylerin sadece ve yalnızca sizin sorumluluğunuz olduğunu kabul ederseniz başarılı olma ihtimaliniz çok artacaktır.

20. Birine bir şey kanıtlamak: Bir şeyi yapmayı içten gelen bir arzuyla yapmak istemekle, bir başkasına bir şey kanıtlamak için yapmak istemek arasında şöyle bir fark var: İlki sizi dünyanın en mutlu insanlarından biri, diğeri dünyanın en mutsuz insanlarından biri yapıyor. Ortalama ömür süresi giderek uzuyor. Bütün bu uzun yılları mutsuz geçirmek pek akıl karı görünmüyor. Kendimizden başka kimseye bir şey ispatlamak zorunda değiliz. Ne ki, insanın kendisine bir şey kanıtlama uğraşının; duygularını, bedenini ve zihnini geliştiren yegane uğraş olduğunu düşünüyorum.

21. Dedikodu yapmak: Dini, ruhani öğretilerin hepsinde günah. Pek çok felsefeye göre büyük ayıp. Ahlak kurallarına göre de kesinlikle yapılmaması gereken bir şey. Nereden tutsan aynı yere çıkıyor. Gel gör ki…

Bunu uzun uzun yazmaya gerek yok. Sadece şu önemli: Bugün yanınıza gelip bir başkası hakkında dedikodu yapan bir kişi, yarın sizin olmadığınız ortamlarda da sizin hakkınızda konuşacaktır. Rahmetli babaannem gibi: Yapmayın, yaptırmayın, yapıyorlarsa o ortamda bulunmayın; oradan gidin. Büyük zaman kaybı.

22. Bir planı olmamak: Bence hayat “gelişine vurmak” için çok değerli ve kırılgan. Mikro-yönetim yapalım, her saniyeyi planlayalım demek istemiyorum fakat 1 sene, 5 sene, 10 sene sonra nerede olmak istediğimizi düşünmemiz gerekiyor. İnsanın nasıl mutlu olabileceğiyle ilgili koca bir literatür var. Bunun en kısa tanımı da şu: “Mutlu olmak için ilerlemek, gelişim göstermek gerekir.” Bunun için de plan yapmanız gerekiyor.

23. Başkalarından ilgi, sevgi ve onaylanma isteği beklemek: Kendini kutlamanın bir olgunluk, kutlamayı başkasından beklemenin bir hamlık göstergesi olduğu söylenir. Güçlü yanlarının ve geliştirmeye açık yönlerinin farkında olarak kendini sevmenin, kendini değerinin farkına varmanın ve kimseyi incitmeden yapmak istediklerine ulaşma çabasının birey olma yolunda önemli adımlar olduğunu düşünüyorum. Farkında olmadan sevgi veya onaylanma ihtiyacınız olabilir. Bunun sebebini bulmaya çalışmak bile bu konuda önemli bir adım olacaktır.

24. Tartışmak ya da kendi düşüncesini başkalarına kabul ettirmeye çalışmak: Eskiden herkes benim gibi düşünsün isterdim. Şimdi burada kitaplar dolusu içerik ürettim, üretiyorum fakat gün geçtikçe başkalarının benim gibi düşünmesine olan ihtiyacım azalıyor. Bir sohbetin kabul etme savaşına dönüştüğünü gördükçe sakince “peki” diyorum. Çünkü gerçekten önemli değil. Hepimiz kendi düşünce kalıplarımız sonucunda oluşan kararlarımızla, seçimlerimizle ve bunların sonuçlarıyla yaşıyoruz. Bir başkasının düşüncesi ve onun sonuçları benim meselem değil. Burada şöyle bir itiraz geliyor: “İyi ama başkalarının yanlış kararlarından sen de etkileniyorsun!” Evet, bu doğru. Bunun için de ben ikili ilişkilerimde bildiğimce anlatıyorum. Bakıyorum tartışma ortamına, kabul ettirme savaşına dönüşüyor; ilgilenmiyorum. Benim kapımın önü henüz istediğim kadar temiz değilken bir başkasının kapısını temizlemeye uğraşmak bana doğru gelmiyor. Önce kendi evimi ve kapımı istediğim şekilde parlatmalıyım, sonra başka kapılara bakarım.

25. Negatif insanlarla vakit geçirmek: Yukarıda saydığım bütün bu hastalıkların üstesinden gelmiş olsak bile negatif insanlarla vakit geçirmek tekrar hasta olmamıza sebep oluyor. Sanki mikropla bulaşan bir hastalık gibi bir şey. Bu yüzden negatif kim varsa ondan uzaklaşıyorum.

Bana göre bunların hepsi hastalık. Bir yerlerden bir şekilde kapılmış ve düzeltmesi mümkün olan durumlar. Dikkat etmezsek de tekrarlayabiliyor. Bünyeyi sağlamlaştırmak için çok yoğun çaba, çok büyük emek gerekiyor.

Bunları yapmamanın “iyi” addedilen özellikler olduğunun da farkındayım fakat benim için şöyle bir önemi daha var: Bunlar, bence hiçbirimizi, gitmek istediğimiz yere götürecek şeyler değil. Bu yüzden bunlara zaman harcamak yerine şöyle bir şey yapabiliriz: Yukarıdaki durumlardan herhangi birinde olduğumuzu fark ettiğimiz anda yaptığımız bırakmayı tercih edebiliriz. Bunu yerine bizi gerçekten istediğimiz yerlere götürecek uğraşlara zaman ayırabiliriz. En azından ben böyle yapmanın daha akılcı olduğunu düşünüyorum. En azından ben böyle yapmaya gayret ediyorum.