Eskiden beri yazı yazıyorum. Yazdığım şeyler genelde o an aklıma gelen gelişigüzel şeyler oluyor. Fakat hayatta tekrar tekrar karşıma çıkan bir konuda düşünmek ve yazmak ayrıca hoşuma gidiyor. Bu konu farkında olmadan kaçan fırsatlar konusu. Bazen hayatta karşına bir fırsat çıkar fakat sen bunun aslında bir fırsat olduğunu fark edemezsin. Bu yüzden harekete geçmezsin ve o fırsat sessizce kaybolur. Ruhun duymaz. Hiçbir zaman da bilemezsin. Bu tür şeyleri belki o an nasıl çözeceğimizi bilemediğimiz bir problemle karşılaştığımız için göremiyoruzdur. Belki de bazen görüyor fakat zorlukları yüzünden vazgeçiyoruz. Korkuyoruz. Kendimize inanmıyoruz. Fakat aslında problemler her zaman yeni fırsatları beraberinde getirirler. Kendi hayatımdan örneklerle anlatayım.

Yüzümün kendine has bir duruşu ve konuşmamın kendine has bir tarzı var. Kitapları kapaklarına göre değerlendiren insanlar beni gördüklerinde yüzlerini çevirirler. Fakat unuttukları bir şey var: Bu benim elimde olan bir şey değildi. Doğum sırasında bir şeyler ters gitti ve kısmi yüz felci geçirdim. Bu da dudak yapımı ve konuşmamı değiştirdi.

Annem ve babamın kavgaları beni de etkilemeye başlayınca bir süre yanlarından alınıp koruyucu aileye verildim. Sorunlu bir çocuktum, pek çok okuldan atıldım. Bir dönem sorunlu çocukların verildiği bir okula bile gönderildim. Liseden sonra İsviçre’de tiyatro okudum. Sonra ülkeme dönüp başka bir üniversitede buna devam ettiysem de en sonunda okulu bırakıp oyuncu olmaya karar verdim. Oyunculuğun peşinde koşarken aslan kafesleri temizlemekten limanda işçi olarak çalışmaya kadar pek çok işi yaptım. Bu arada oyuncu seçmelerinde şansımı deniyordum fakat bu konu da istediğim gibi gitmedi. Ya çok küçük roller veriyorlar ya da insanları rahatsız eden kötü adam rollerini uygun görüyorlardı.

Bir dönem kaldığım oda o kadar küçüktü ki yatağımda otururken bir elimle giriş kapısına, diğer elimle de pencereye uzanabiliyordum. Fakat sonraki zamanlarda bu kadar küçük de olsa başımı sokacak bir ev bulmanın bile lüks olduğu zamanlarım oldu. İşler gerçekten kötüye gidiyordu. Bir dönem tren istasyonunda uyudum. Soğuk kış günlerinde ısınabilmek için kütüphaneye gittim. Orada olduğum günlerde Edgar Allen Poe ve Tolstoy hikayelerini okuma şansım olmuştu. Bu okumalar sonraki dönemlerde yazdığım yazılara iyi etki etti.

Besleyecek param kalmadığı için ağlaya ağlaya çok sevdiğim köpeğimi satmak zorunda kaldım. Amerika’daydım ve cebimde en son 106 dolarım kalmıştı.

Bir gün yine bir oyuncu seçmesine gittim. O da olmadı, zaten role de pek uygun değildim. Tam kapıyı açıp çıkarken geri dönüp yapımcılara arada sırada bir şeyler yazdığımı söyledim. İlgilerini çekti ve yazdıklarımı görmek istediler. Yazılarımı onlara götürdüğümde beğendiklerini ve yeni bir şey yazmamı söylediler. O günlerde bir boks maçı izlemiştim. Maç Muhammed Ali ve Chuck Wepner arasındaydı. Muhammed Ali herkesi rahatlıkla yendiği için maçı izlemek sonunu bildiğiniz bir filmi izlemek gibi olacaktı. Ya da ben öyle zannediyordum. Chuck Wepner’ın maçın sonuna kadar dayanmıştı. Hatta bir keresinde Muhammed Ali’yi yere bile sermişti. Bunlar olağan şeyler değildi. Öyle ki, Muhammed Ali kariyeri boyunca sadece 4 kere yere düşmüştür. Bunlardan biri de o maçta olmuştu. Maçı Ali kazanmıştı fakat Wepner bir anda tarihe geçmişti. Bu hikaye beni çok etkiledi. Kaldığım yere dönüp camları siyaha boyadım. Böylece ne zaman gündüz, ne zaman gece anlamayacak ve sadece yazacaktım. 3.5 günde 90 sayfalık bir hikaye yazdım. Hikaye, hayata karşı duran ve karşısına çıkan tek bir fırsatı fark edip değerlendiren, ve böylece bir yol kat edecek olan bir adamla ilgiliydi. Bunu kimsenin adını bile duymadığı bir boksörün üzerinden anlattım.

Yapımcılar hikayeyi okuduklarında şok geçirdiler ve anında satın almak istediler. Senaryoyu kendilerine satacağımı söyledim. Fakat bir tek şartım vardı. Başrolde ben oynayacaktım.

Elbette kabul etmediler. Benim oynamamam şartıyla senaryo hakları için 25.000 dolar önerdiler. Cebimde çok az para kalmıştı. 25.000 benim için çok büyük paraydı. Hayatta farkında olmadan kaçırılmış fırsatlar konusunu size bahsetmiştim. Oyuncu seçmeleri olan o gün tam kapıdan çıkmadan önce yapımcılara yazı yazdığımdan bahsederek öyle bir fırsatı kaçırmamış, kullanmıştım. Şu andaki de öyle bir andı. Bu yüzden önerdikleri teklifi kabul etmedim. Fiyatı yükseltmeye başladılar. 75.000 dolar. 100.000 dolar. Fakir bir hayatım olmuştu ve 100.000 dolar diye bir şeyi hayatımda hiç duymamıştım. Fakat yine de reddettim. Rakam 200.000’e çıktığında iyice başım dönmeye başlamıştı. Bayılacak gibiydim. O an aklıma şu geldi: Zaten fakirliği iyi idare etmiştim. Şimdiye kadar nasıl yaşadıysam bir şekilde öyle yaşamaya devam edebilirdim. Bu, parayla ilgili değildi. Bu, kaçırmaya niyetimin olmadığı bir fırsattı. Bu filim başrolünde ben oynayacaktım.

Rakam 360.000 dolara kadar çıktı. Aklımın bir köşesinde biliyordum ki eğer bu senaryoyu satarsam ve bu film iyi iş yaparsa ve başrolde ben oynamamışsam ya bir yerden atlayacağım ya da bir trenin önüne kendimi atacağım. Bu filmde olmam lazımdı. Bu gerçekten yanlış bir karar olabilir ve pek çok kişi bu karardan kötü etkilenebilirdi ama yine de deneyecektim. Bu yüzden yine kabul etmedim. En sonunda yapımcılar pes ettiler ve baş rolü bana verdiler.

Yapım şirketine senaryoyu götürdüklerinde senaryo çok beğenildi. Filme 2 milyon dolar bütçe ayrıldı. Şirket de yapımcılar gibi benim oynamamı istemiyordu. O halde senaryom satılık değildi. En sonunda yapım şirketi de şartlarımı kabul etti. Fakat bütçeyi 950.000 dolara kadar düşürdüler. Bu rakam o dönem bir film yapmak için çok da yeterli bir para değildi. Üstelik filmi tamamlamak için 25 gün süre vermişlerdi ve en ufak bir hatamda beni kovacaklarını söylediler.

Bütçe küçülünce tabii bana verilecek para da azaldı. 360.00 dolardan 35.000’e kadar düştük. Bu para benim için yine büyük paraydı. 15.000 dolar kadarını köpeğimi sattığım kişiyi bulmaya ve onu ikna etmeye harcadım.

Bütçe çok azaldığı için yapımcılar filmi çekecek parayı denkleştirebilmek için kendi evlerini ipotek ettiler. Çekimlere başladık. Paramız olmadığı için bir minibüsle şehri dolaşıyor ve yönetmenin beğendiği yerlerde çekim yapıyorduk. Film bir boksörle ilgiliydi ve boksörün idman yapması gerekiyordu. Bu yüzden yönetmenin istediği yerlerde ben minibüsten atlayıp koşmaya başlıyordum. Ben koşarken çekimler yapılıyordu. Artık ayaklarımı hareket ettiremez hale gelene kadar koştum. Limanda, parklarda, merdivenlerde, dere kenarlarında, alışveriş merkezlerinde -aklınıza neresi gelirse- şehirdeki her yerde koştum. Pazar kurulan yerlerde koşarken tanımadığım pazarcı insanlar yemem için bana meyve atıp sevgi gösteriyorlardı. Bu anları olduğu gibi filme ekledik. O kadar paramız yoktu ki filmde kostüm olarak kendi kıyafetlerimizi kullandık. Figüran olarak kendi ailemizden ve akrabalarımızdan yardım istedik.

En sonunda 25 günde filmi tamamladık. Çok emek vermiş, çok yorulmuştuk. Bütün bu çabaya rağmen film gösterime gireceği gün bazı gazeteler bizi yerden yere vurdu. Bütün hayatım boyunca oyunculuğumla alay edilmiş, bana şans tanınmamıştı. Şimdi de medyanın en güçlü gazetelerinden beri saldırıyor, işleri zorlaştırıyordu.

Film gösterime girdi. Rocky filmi gösterime girdiği 1976 yılında Golden Globe ödüllerini aldı. En iyi erkek oyuncu dahil 10 dalda Oscar’a aday gösterildi. Yarıştığı diğer filmlerden biri Robert de Niro’nun Taksi Şöförü, diğeriyse Robert Redford ve Dustin Hoffman’ın Watergate skandalını anlatan Başkanın Bütün Adamları filmiydi. Rocky, en iyi film dahil 3 dalda Oscar ödülünü aldı. 950.000 dolarla çektiğimiz film 107 milyon dolar hasılat yaparak senenin en çok gişe getiren filmi oldu.

Rocky 2, gösterime girdiği 1979 yılında Kramer Kramer’e Karşı’nın ardından Amerika’da en çok hasılat yapan ikinci filmi oldu. Star Trek ve Yaratık (Alien) filmlerden daha çok gişe yapmıştık. Serinin bütün filmleri toplamda 1.2 milyar dolardan fazla gişe yaptı.

Ben Sylvester Stallone. O güne kadar 1000’den fazla oyuncu seçmesine girdim ve pek çoğuında oyuncu olamayacağım söylendi. Filmleri çekerken yumrukladığım şeyler yüzünden yumruğumu sıktığım zaman çıkan kemiklerim dümdüz olup aynı hizaya geldi. Bu yüzden elimi hala çok rahat kullanamıyorum. Rocky serisini çekerken birden fazla kere hastaneye kaldırıldım. Hayatım boyunca reddedildim. Hayatım boyunca en çok “hayır” lafını duydum. Hayatım boyunca pek çok sorunu çözmem, pek çok engeli aşmam gerekti.

Bu filmler farkında olunmadan kaçan fırsatları kullanmak ve bu fırsatları değerlendirebilmek için çok çalışmakla ilgili. Bu filmler hiçbir zaman vazgeçmemekle ilgili. İnsanlar ben söylediğimde umursamazlar fakat Rocky söylediğinde o gerçek gibi gelir. Bu yüzden onun sözleriyle bitiriyorum:

“…kendi ayaklarının üzerinde durup hayata atılma vaktin geldi ve bunu başardın. Fakat sonra bir yerlerde değiştin. Kendin olmaktan vazgeçtin. İnsanların sana parmak sallayıp iyi değilsin demelerine izin veriyorsun. Ve işler zorlaşmaya başladığında da suçlayacak bir şeyler aramaya başlıyorsun. Koca bir gölge gibi. Sana zaten bildiğin bir şeyi söylememe izin ver. Dünya gökkuşağından ibaret bir yer değildir. Dünya çok zor, acımasız ve kötü niyetli bir yerdir. Ne kadar sıkı olduğunun önemi yok. Hayat seni döve döve dizlerinin üzerine çöktürür ve izin verirsen seni orada tutar. Ne sen, ne ben, ne bir başkası; Hiç kimse hayat kadar sert vuramaz. Ama mesele ne kadar sert vurduğun değildir. Mesele, sert darbeleri ne kadar alabildiğin ve ilerlemeye devam edebildiğindir. Ne kadar tahammül edebildiğin ve ne kadar ilerleyebildiğindir. Ancak böyle kazanabilirsin. Şimdi, değerinin ne kadar olduğunu biliyorsan gidip onu al. Fakat darbelere hazır olmalısın. “İstediğim yerde değilim çünkü onun yüzünden ya da bunun yüzünden…” diye insanları suçlamamalısın. Korkaklar bunu yapar. Sen korkak değilsin. Sen bundan daha iyisin.

Kendine inanmıyorsan yaşamıyorsun demektir.

 

Kaynakça ve Notlar:

1. Bu yazı pek çok kaynağın taranması sonucunda yazıldığı için yazıdaki pek çok cümle Slyvester Stallone’nin ağzından çıkan sözlerden oluşmaktadır.

2. Fotoğraflar: 1

3. Terminalde Yatıp Köpeğini Satacak Kadar Parasız Kalan Sylvester Stallone’un Hikayesi, Onedio.com

4. Inspirational Success Story of Sylvester Stallone; Rags To Riches, TheLogicalIndian.com

5. The Inspiring Sylvester Stallone Success Story, SucceedFeed.com

6. Sylvester Stallone Was Homeless and Sold His Dog to Make Rocky-Mostly Truth!,  TruthOrFiction.com

7. The Sylvester Stallone Story, EndlessHumanPotential.com

8. The real life underdog story that inspired Sylvester Stallone’s Rocky movies, Mirror.com

9. Sylvester Stallone Biography, Biography.com

10. Inspiring success story of Sylvester Stallone, Mateuszm.com

11. The Rocky Story 2011 Full Doc, YouTube.com

12. The Rocky Story by Sly part 1 of 4, Youtube.com

13. The Rocky Story by Sly part 2 of 4, Youtube.com

14. The Rocky Story by Sly part 3 of 4, Youtube.com

15. The Rocky Story by Sly part 4 of 4, Youtube.com

16. Muhammad Ali vs. Chuck Wepner, Wikipedia.org

17. Rocky Balboa – How Winning is Done (2006), Youtube.com